SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Mürşid, Mürid ve İrşâd
Hakkı AKKUŞ
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

 Mürşid gerektir bildire

Hakkı sana Hakka’l-yakîn

Mürşidi olmayanların

Bildikleri güman imiş

 

Hakk yoluna sevk eden, o yolda yürümüş ve yürütebilen, öğrenmiş ve öğreten ilim irfan sahibi kişilere “mürşid”, öğretme işlemine “irşad”, bunu öğrenen istekliye  de “mürid” denilir. Bu; âlim-talebe, ilim  öğretisinden farklıdır. Çünkü bir şeyi bilmek ile bulmak arasındaki fark ne ise, ikisi arasındaki fark odur. İnsan bir şeyi bilir, ama tanıyamaz, tanır ama yaklaşamaz. İşte mertebeler böylece tarif edilir. İlim akıldaki bilgidir ve bu, talebeye dil ile yazı ile anlatılır. İrşâd ise kalpteki nur ile olur. Bir odada oturan, güneşin varlığını  bilen, büyüklüğünden haberi olan ama odadan hiç dışarı çıkmamış  güneşi yakinen çıplak gözle hiç  görmemiş, sadece resmini kandil ışığında görüp tanımış biri ne kadar anlatır? Sadece resim anlatır, ondan öğrenen de aynı onun gibi resmi tanır bilir, anlatır. Ya da yeryüzünde olup da gökteki güneşi gören sıcaklığını hisseden, ışığıyla aydınlanan biri ne kadar anlatır? Ya da göklere yükselen, uzaya çıkan, güneşe adım adım yaklaşan nasıl anlatır? Bunlar nasıl birbirinden farklı ise âlim-arif-mürşid arasında da öylece fark vardır.

Bir kimse bir mürşide mürid olur. Onun terbiye halkasına girer. O mürşidin ‘yap’ dediğini yapar. Mürşid ona Kur’ân ve sünneti kaynak alarak manevî incelikleri öğretir. Mürşidin verdiği manevî reçeteyi kullanır. Bu reçete, Peygamber (s.a.s) Efendimizden sıralı bir şekilde gelen mürşidler zincirinin son mürşide öğrettiği tesbih ve zikirlerdir. Bu reçete, hasta kalbi ve ruhu iyileştirir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’de mealen:

“Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir.  Dikkat ediniz! Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle, anmakla, huzur bulur, rahatlar.” (Rad sûresi 28)

Bu tesbihleri okuyan, haramlardan kaçan, ahlakını mürşidin tavsiyeleri doğrultusunda düzelten bir mürid, gün gün bâtıldan Hakk’a, karanlıktan aydınlığa, gafletten uyanıklık ve huzura, dalaletten hidayete doğru bir ilerleme kaydeder. Kalbine ilahî, kutsî nurların dolduğunu ferahladığını hisseder. Bunun alameti de şudur. Peygamber Efendimiz (s.a.s) buyurdu ki:

“Kalbe iman nuru girince, genişler ve açılır.” Ashâb-ı kiram (aleyhimürrıdvân); “Ya Rasûlallâh! O nurun kalbe girmesinin alâmeti, işareti nedir?” dediler. Buyurdu ki: “Alâmeti, kulun, yüzünü ebedî olan âhirete dönmesi, aldatan ve yoldan çıkaran dünyadan ve ona tutulmaktan uzaklaşıp kurtulmasıdır.”

Hakk yolun yolcusu gün gün kalbinde nurların artışını seyreder. Bu nur ile Rabbine olan yakini, imanı kuvvet bulur, bilerek iman ettiği şeyleri görür gibi olur ve hatta bir ilâhi lütuf olarak görür. Nefsin ve şeytanın hile ve tuzaklarını tanır, bu yolun dağını, tepesini, çukurunu, deresini, denizini, yırtıcısını, bilir. Bir insan nasıl ki fıkıh bilmezse, eti yenen ve yenmeyen hayvanları bilemez. Yenmeyecek hayvanı da tutar yer belki hastalanır. Maneviyatta da Rahmanî ilhamlar ve  şeytanî ilhamlar vardır. Rahmanî olanlar eti yenen helal  mahlûklar gibidir. Şeytanî olanlar da eti yenmez hayvanlar gibidir. Bunu bilmeyenler, ya da bir bileni olmayanlar  muzır (zararlı)  ilhamı da doğru sanıp uygular ve yoldan, güzel yoldan ayrılır. İşte nasıl ki zahirde bir fıkıh âlimi ya da fıkıh talebesi eti yenen veya yenmeyen hayvanları bilirse, maneviyatta da bir mürşid gerçek ilhamları, gerçek olmayan nefsanî, şeytanî düşüncelerden ayırt eder ve müridini uyarır ve ona da öğretir. Ve zahir ve batın birbirini tamamlayıcıdır.

 

Beyt

 

Dışarı çıkmaz isen tabîat sarayından,

Nasıl haberin olur, hakîkat diyârından

 

Bu dünya fânidir, istesek de istemesek de bir gün bitecek ve biz ait olduğumuz âleme dönüş yapacağız. Burada kirlenmişsek temizlenmenin yoluna bakacağız. Âhiret âleminde tertemizdik, bembeyaz elbiseler giydirilip bu dünya sokağına gönderildik. Yaramaz çocuklar gibi haram çamurlarına atladık, beyazımız kara oldu. Ama yine bize acındı da tövbe suyu, istiğfar sabunu gönderildi. Kirlenmeyin, kirlenirseniz bunlarla yıkanın, ecel gelene kadar temizlenin ki geri gelişinizde kirli gelmeyin. Dünyada tövbe ile temizlenmeyenin kiri âhirette cehennemde temizlenecektir, denildi. Çünkü ayet-i kerime de:

Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever.” (Bakara, 2/222)

Bedenlerin temizliği olduğu gibi gönüller de kirlendiği zaman temizliğe ihtiyacı vardır. Bunları bize insanlığın en  mükemmel tabibi olan Efendimiz (s.a.s) buyurmuştur.

“Mü’min bir günah işleyince kalbine siyah bir nokta düşer. Eğer tövbe eder, hatasından döner, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi bu siyah noktadan temizlenir. Günah işlemekte devam ederse, noktalar çoğalır, kalbi tamamen kararır.”

Küçük ya da büyük, günah günahtır, denizler damlalardan, kayalar küçük taşlardan oluşur.

Peygamber (s.a.s) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Şu kalpler, paslanır. Onların cilâsı, Kur’ân okumak, ölümü düşünmek ve zikir meclisinde hazır bulunmaktır.”

Evliyanın Sultanı, Peygamberimiz (s.a.s) Efendimizin torunu Seyyid Abdülkâdir Geylânî (k.s) buyurmuştur ki:

Kalp pas tutunca sahibi anlar, gidermeye çalışırsa pekâlâ. Aksi hâlde fena kararır. Peygamber (s.a.s) Efendimizin emrettiği şekle geçilmediği takdirde, kalp fena hâlde paslanır ve bu pasın giderilmesi imkânsız olur. Kalbin kararmasına sebep olacak çok şeyler vardır. İman nurundan uzak kalındığı için kararır. Dünyayı sevdiği için kararır. Sakınmadan dünyaya abanan kimse, kalbini mutlaka karartır.

Bir kimse, kendisini dünyaya kaptırırsa kalbi kararır. Sakınma duygusu da ölür. Haram demez, helâl demez, mal toplamaya başlar. Mal toplarken helâl veya haram olduğuna önem vermeyince utanma duygusu da ölür. Ve murakabe hâlinden mahrum olur.”

Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki: “Dünya sevgisi her hatanın başıdır. Bir şeyi sevmen, seni kör yapar, sağır eder.” (Ebu Davud, Beyhakî)

İşte buraya kadar anlatılanları toparlarsak, insanın niçin bir mürşide gereksinim duyduğu, duyması gerektiği daha iyi anlaşılır. Bu hususta da  bu işin ehli gerçek mürşidle, mürşid gibi görünenleri ayırt etmek lazımdır. Bu yolun, tasavvuf okulunun samimi ve gerçek rehberleri olan Allah’ın has kulları mürşidler, maddi menfaat beklemez, kendi benliğini öne sürmez, alıcı değil vericidir, şefkatlidir, hayırla dopdoludur. Kur’ân ve sünnete uyar. Çevresine kuru kalabalıklar toplayıp akşam sabah rüya-keramet sohbetleri yapmaz. Nefes alışverişleri Hakk iledir, O zatları gören Hakk’ı hatırlar, gönlü yumuşar, sohbetleri gözleri yaşartır,  müridleri her an dünya sevgisinden uzaklaşır, Hz. Allah’a (c.c) yaklaşır, Hz. Peygambere (s.a.s) yaklaşır.

 

Her mürşide gönül verme kim

Yolunu sapa uğratır

Mürşidi kâmil olanın

Yolu gayet kolay imiş

4

03/06/2014 Gerçek Sûfî

4

28/06/2011 Mürşid, Mürid ve İrşâd

4

26/02/2011 Âlemler Nûra Gark Oldu

4

25/12/2010 Kâbe-i Muazzama

4

22/07/2010 Bezm-i Elest

4

31/03/2010 O ve Ben
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net