SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Kur’ân’a Gönül Vermek
Prof. Dr. Mustafa KARA
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

 Kur’ân kitabımızdır.

Kur’ân, Arapça “okumak” kökünden, Kitâb ise yazmak kökünden türeyen bir kelimedir. İşitme olmadan okumak yazmak bütün boyutlarıyla tamamlanmadığına göre bu üç faaliyet birlikte ortaya çıkacak demektir.

İnsanî melekelerimizi bazen okuyarak, bazen dinleyerek, bazen de yazarak geliştiririz. Bu gelişimin peşinde, bu yolun yolcusu olmayanları Kitâb’ımız şöyle tanımlamaktadır:

“Onlar sağır, dilsiz ve kördürler.” (Bakara, 2/18)

İnsanoğlunun yeryüzünde ortaya koyduğu bütün şaheserler; mukaddes kitaplardan, kutsal metinlerden beslenmiş ve feyiz almıştır. İnançsızlığının kıskacına giren son asrı dışarıda bırakırsanız dünyamızdaki en muhteşem binalar; mabetler ve tapınaklardır. Bugün ‘dünya klasikleri’ olarak isimlendirilen kitapların esas mayası da yazarın bağlı olduğu mistik dünyadan kaynaklanmıştır.

Mukaddes kitaplarda yer alan ifadeler insanoğlunun tefekkür dünyasında var olan cevherlerin işlenmesine sebep olmuş, ilham perilerini faaliyete geçirmiş, iman, ümit ve sevginin sonsuz dünyasının kapılarını aralamıştır. Bu ‘devlet’le tanışmak istemeyenler için Kitâb’ımız sorusunu şöyle soruyor:

“Onlar bu Kur’ân üzerinde hiç düşünmezler mi?” (Muhammed, 47/24)

Gönüller üzerindeki kilitler sökülüp atılmadıkça insan ve mukaddes metinler arasındaki diyalog kurulamayacak demektir. Paslı kilitleri yok eden güç ise imandır, ihlâstır, ümittir, aşktır.

Aziz gönüldaş!

Gönlümüz hürriyetine kavuştuğu zaman ancak ‘Kitâb’ları okumaya başlarız. İnsan kitabı, tabiat kitabı ve Kur’ân kitabı… Bazen insan, tabiat, Kur’ân diye bir yol izlenirken bazen de sondan başa doğru bir yürüyüş gerçekleştirilir.

Gözdeki körlük (Hacc, 22/46), kulaktaki ağırlık (En‘âm, 6/25) ve gönüllerdeki katılık (Bakara, 2/74) yok oldukça Kur’ân bize hitap edecek; O’nu okudukça kendimizi okuyacak, O’nu dinledikçe kendimizi dinleyeceğiz. Her okuyuşta O, önümüze yeni imkânlar açacak, yeni yorumlar kazandıracaktır.

Ramazan’ın ‘Kur’ân ayı’ olarak isimlendirilmesinin bir sebebi de oruç ibadeti ve riyazetle iç dünyamızın kir ve yüklerden temizlenmesi dolayısıyla önümüzdeki imkânları çoğaltmasıdır.

Her konuda olduğu gibi bu güzel davranışların kalite ve değerini ‘sıfıra’ müncer kılan/sürükleyen şey de şekle takılıp kalmaktır. Kur’ân okumayı sadece mırıltılı bir sesle sayfaları çevirmek olarak zanneden bu zihniyet, insanla Kur’ân arasındaki en kalın perdedir. Âyetlerin sûre ve sayfa numaralarını ezberleyip, O’nu polemik kitabı zanneden ‘meâlciler’ de bir başka çıkmazın içine sürüklenmektedirler.

Kur’ân’ı, Allah’ın sözü olarak kabul eden, O’nu insanoğluna açılan en büyük kapı olarak görenler tefekkür ve tedebbürle/düşünerek O’nu okuyabilirler, kendisinin ve asrın idrakine sunabilirler. Aksi halde O’nu ‘mezarlıkta okunan’, ölülere hitap eden bir metin olmaktan öteye geçirmek imkânsızdır.

Gönlünü Kur’ân’a açanlara Kur’ân da gönlünü açar. O zaman bir âyetin okunup, hazmedilmesi bir gün sürebilir, tefekkürü emreden bir âyetin özümsenebilmesi günleri alabilir.

Kadim dost!

Okumak, yazmak ve düşünmek nimetleriyle Kur’ân’ı okuyanlarla ilgili bir anekdotu nakletmek isterim:

Yaşı doksana yaklaşan Ahmet Muhtar Büyükçınar Hoca’yı geçen ay Esenköy’deki evinde ziyaret etmiştim. Sohbetin bir yerinde –daha önce hazırlamakta olduğunu duyduğum- Kur’ân-ı Kerîm meâlinin ne durumda olduğunu sordum. Kendine has üslûbuyla devam edemeyeceğini ifade buyurdular. Üzülerek sebebini sordum. Çünkü onun yapacağı tercümenin bazı önemli farklılıklar taşıyacağını düşünüyordum.

Mazeretlerini şöyle ifade buyurdular:

“Kur’ân, sonsuz bir umman… Kısa bir âyet okuyorsunuz, önünüze bir gülistan açılıyor. Gülistanda dolaşmaya başlıyorsunuz. Fakat Türkçe tercümesine sıra gelince şaşırıp kalıyorsunuz. Çünkü gülistan kayboluyor. Ortada bir gül kalıyor. O da nasıl bir gül, ilköğretim öğrencisinin kâğıt üzerine çizdiği bir gül… Yürütemedim.”

 

Çözülür kalp gözünü bağlayan kördüğümler

Açılır önümdeki kapılar birer birer

Varlık tarifindeki maddeye mana girer

Şüpheler sona erer Kur’ân’ı anladıkça

 

Bir dünya ki, ne açlık ne cinayet ne savaş

Ne kan ağlayan mazlum ne gözlerde damla yaş

Bir dünya ki ufuklar ağarır yavaş yavaş

Sabahlar müjdelenir Kur’ân’ı yaşadıkça

 

                                          Cengiz Numanoğlu

4

25/10/2016 İslâm Medeniyetinde Tekke

4

09/03/2016 Rabbi Erinî…

4

31/01/2016 İmam Azam´ın Talebesi, Dâvûd et Tâî (k.s)

4

31/10/2015 Bişr el-Hafî

4

27/02/2015 İnsan Bir Derviştir

4

06/11/2014 Fenâ fi’l-Mürşid, Fenâ fi’r-Rasûl, Fenâ Fillâh

4

03/06/2014 Fukaralıktan Kurtulmak

4

08/02/2014 Tarikatların Ortak Unsurları

4

17/09/2013 Yörük Değirmenler

4

25/05/2013 Arınan Aydınlanmıştır

4

16/02/2013 Mevlânâ’nın Sırrı

4

03/11/2012 Gönül Kâbe’si

4

11/08/2012 Günaha Girme(k)

4

11/03/2012 Dengesini Kaybetti ve Düştü

4

29/12/2011 Dünyevîleşmek Yahut Sekülerleşmek

4

05/10/2011 Kur’ân’a Gönül Vermek

4

28/06/2011 Gel Dosta Gidelim Gönül

4

15/04/2011 Allah Haddi Aşanları Sevmez

4

26/02/2011 Mevlîd-i Şerîf

4

25/12/2010 Horasan Erenleri

4

25/12/2010 Şehadet- Muhabbet Mektupları

4

12/10/2010 Nasıl Bir İnsan?

4

08/08/2010 Nefs-i Mutmainne

4

08/08/2010 İnsan Bir Derviştir

4

22/07/2010 Allah’ı Anmak

4

04/04/2010 Çağımız İnsanının Tasavvufa Duyduğu İhtiyaç
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net