SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Câhiliye Devrinde Arap Kültürü
Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

Arap toplumunun İslâmiyet’ten önce yaşadığı döneme “Câhiliye Dönemi” denir.

Câhiliye dönemi Arap kültürü; dönemin, coğrafî ve stratejik konumun, komşu medeniyetlerin, ticarî faaliyetlerin, örf ve âdetlerin şekillendirmesiyle oluşmuştur.

Arap toplumunda okuma yazma bilenler, daha ziyade şehirlerde ticaretle iştigal eden bir zümre idi. Çölde göçebe hayat sürenler, okuma yazma bilmezdi.

Buralarda kültür; göçebe hayatın zaruretlerinden doğan tecrübe, âdet ve geleneklerin geliştirdiği bilgilerden ibaretti. Bununla bera­ber Araplar; “ilm-i ensâb/soy bilimi, şiir, hitabet” gibi sahalarda ileri idiler. Bunlar, kendilerinin geliştirdiği ilim dalları idi. Birde “tıp, meteoroloji, astroloji (yıldızlar ilmi), at yetiştirme bilgisi, mitoloji, kehânet (büyücülük ve sihirbazlık), zecru’t-tâir (kuşların uçuşundan, konu­şundan hüküm çıkarma bilgisi), iz arayıcılık” gibi başka milletlerden aldıkları ilimler ve bilgiler de vardı.

İslâmiyet’in yayıldığı yıllarda Araplar arasında Nabat ve Kûfî ya­zısı vardı. Nabat yazısı, ticarî ilişkilerde kullanılıyordu. Yazı, ince, deriler üzerine yazılıyordu. (Mahmud Esad, Târîh-i Dîn-i İslâm, s.163 vd.)

Câhiliye Araplarında, şiir sanatının bir hayli gelişmiş durumda olduğu bilinmektedir. Özellikle Eyyâmü’l-Arap denilen ve Arap ka­bileleri arasında uzun yıllar sürüp giden çarpışmalarla ilgili şiirler moda idi. Her iki tarafın şairleri, ölen yiğitlerinin ardından ağıtlar yakıyorlar, kalanları da cesaretlendirmek istiyorlardı. Recez ve Ka­side türü, Arap şiirinde gelişmiş nazım kalıpları arasındadır. İklim ve geçim şartları, onları şairliğe sürüklemiş; çöllerde hayat geçirerek davranış ve düşüncelerinde müstakil kalmaları, onları şâirâne tasavvurlara itmiştir. Klasik kaynaklar, Araplarda şiirin doğuşunu, “deve adımlarının ritmik ve ölçülü hareketleri esnasında sürücünün şarkı söylemeye başlamasıyla” izah ederler. (Philip K. Hitti, Siyasî ve Kültürel İslâm Tarihi, I, 139; M. Esad, a.g.e., 188-189) Özellikle İslâm’dan önce ki Arap kasideleri arasında “Muallâkat-ı Seb’a/Yedi Askı” diye bili­nen kasideler, şöhretli bir yer işgal ederler. Bunlar, -söylentiye göre- Ukaz Panayırı’nda derece alırlar ve altın yapraklar üzerine yazılarak Kâbe duvarlarına asılırlardı. Nahle ve Taif arasında bulunan Ukaz’da, her yıl bir fuar kurulurdu ve edebî bir kongre niteliği taşıyan bu fuarda şairler, şiirleriyle yarışırlar, dereceye girenler, şeref kazanır­lardı.

Câhiliye devri Araplarında kâhinlik yaygındı. Putların içinde cinler olduğuna ve cinlerin gizli bilgileri kâhinlere bildirdiğine inanırlardı. İz arayıcılık, ilerlemişti. Öyle ki, yoldan gidenin erkek mi kadın mı olduğunu, kadınsa hamile olup olmadığını anlarlardı. Bunu gerek kendilerinin, gerekse bindikleri develerinin ayak izlerinden çı­karırlardı. Tıpla ilgili hacamat ve kızgın demirle yaraları dağlamak gibi şeyler bilinmekteydi. Sanatta dokumacılık ve kumaş işçiliği iyi idi. Bazı bölgelerde kılıç yapımı, iyi derecede idi. Baraj ve saray gibi önemli mimâri özelliği olan binalar, daha çok güneyde idi.

Hicaz’da ticaret ve ziraat yaygındı. Alıp sattıkları mallar: Taif işlemeleri, Yemen’den gelen günlük v.b. kokulu bitkiler, Hind ve Çin’den çeşitli mallar; Habeşistan’dan ve Bahreyn’den gelen fildişi işleri, akik, mercan, inci ve dokumalar, altın ve gümüştü. En ünlü panayır, Taif ile Nahle arasındaki Ukaz Panayırı idi. Burada yalnız alışveriş yapılmaz, aynı zamanda dâvalara bakılır, şiir ve hitabet ya­rışları yapılırdı. Oradan Mecenne, oradan da Zü’l-Mecaz Panayırı’na geçilirdi. Sonunda Zilhicce’nin onunda, Mekke’de toplanılır ve Hacc yapılırdı.

Güney ve Kuzey Arabistan’da kurulan Arap devletleri kültür ve medeniyetlerinin, Hicaz’ı hiç etkilemediği söylenemezse de coğrafî şartlardan dolayı bu iş, oldukça yavaş ve zayıf cereyan etmiş; özel­likle iptidaî bedevî kültürü, kendi yaşadığı dünyayı dışarıdan gelen etkilere daima kapalı tutmuştur. Bu yüzden İslâm’dan önce Hicaz bölgesinde -zengin bir şiir dili olmasına rağmen- yüksek bir kültürden söz edilemez.

Bu konuda ciddi araştırmalarıyla tanınan Şiblî, “Asr-ı Saâdet” adlı eserinde “İslâm’dan evvel evlerde helâ bulunmadığını, bu yüz­den çölde def-i hacet yaptıklarını; un elemek için eleklerinin olmadı­ğını, bu yüzden unlarını üfleyerek kepekten arındırdıklarını, geceleri evlerinde ışık yanmadığını; kırkayak, kertenkele ve bunlara benzer haşerâtı yediklerini…” ifade eder. (Şiblî, Asr-ı Saâdet, I, 94-95)

4

06/11/2014 Müslümanların Sırlarını İfşa Etmek

4

03/06/2014 Sümâme b. Usal’ın Müslüman Oluşu

4

08/02/2014 Yâsir Ailesi (radıyallâhü anhüm)

4

17/09/2013 Hicretten İbretlik Sahneler

4

25/05/2013 Hz. Ali’nin Şahsiyeti

4

16/02/2013 Hz. İnsan

4

03/11/2012 Örnek Müslüman

4

11/08/2012 Peygamberimizin Ramazan Müjdeleri

4

11/03/2012 Peygamberimizin Duygusal Anları

4

29/12/2011 Devlet Adamı Kriterleri

4

05/10/2011 Câhiliye Devrinde Arap Kültürü

4

28/06/2011 Üç Ayların Değerlendirmesi

4

15/04/2011 Peygamber Efendimizin Şefkat ve Merhameti

4

26/02/2011 Vefakârların Önderi: Fahr-i Kâinât Efendimiz

4

25/12/2010 Ehl-i Beyt Sevgisi

4

12/10/2010 Rahmet Peygamberinden Esintiler

4

08/08/2010 Peygamberimiz (s.a.s) ve Ramazân

4

22/07/2010 Hz. Peygamberde Vefâ Duygusu

4

31/03/2010 Muhabbet Yeli
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net