SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Harabe
Mizan
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

Eskişehir sokakları...  Aslında bu yeni ve modern mimari görünümlü şehrin arkasına bakarsanız, Bademlik ve Odunpazarı semtlerinde dolaşırsanız ceddimizden kalan nadide eserleri bulabilirsiniz. Türbeler ve Osmanlı evleri…  Gizemle dolu bir şehirdir burası. 

Şimdilerle belki bir harabeye rastlamanız zor. Ama eskiden böyle bir manzara bulabilmek mümkündü. Atalarımızın iman ve ahlak kokan mekanları… İnsanı bir hayal alemine sürükler, şöyle ki;

İşte böyle bir ev…  Kapısı artık içeri kimse girmesin diye nöbet tutamıyor. Aslında bir açıdan da baksanız buyur gel, yalnızlığımızı beraber giderelim diye de davet eder bir halde…

Kapıyı açtım  tokmağı  elimde kaldı, viranenin çaresizliğine baktım gözlerim daldı… 

Öyle bir bağırdı ki açılırken kapı, yüreğimin derinliklerinde hissettim o feryadı…

Kimbilir belki aylar, belki seneler hiç ziyaretisi olmamıştı. Derin derin nefes alıp ceddimizi kokladım.  Önce küçük bir avlu.  Bir çeşme var ama artık ağlamaya mecali kalmamış. Yerlerde çoğu kırık dökük kare kare taşlar. Sonra geniş bir oda. Bütün odalara buradan geçilebiliyor.  Sıvalar dökülü, camlar kırık, birkaç çatlamış kolonlar yerlerde… 

Sıvaların altında renkli renkli boyalar. Seneler boyu üzerine vurulan kat kat boyalar tek tek dökülmeye başlamış. Renkler birbirine karışmış. Alacalı renkler koyu kırmızıya çalar bir renge boyanmış.  Seni davet ettim ama sunacak bir şeyim yok diye de çok utanmış herhalde. Halbuki ben misafirim. Umduğum da bir şey yoktu. Niye bu kadar üzgündü ki. Hatta bana bu güzel atmosferden daha güzel ne sunabilirdi.

Sıvaları dökülmüş tenini okşadım. Yerdeki cam kırıklarını topladım.

Bir yandan onu teskin edeyim derken, bir yandan da içimdeki yarayı gizlemeliydim…  

Eskiden benim de ne kadar çok dostlarım vardı.

Kamber’dim ben, bensiz düğün olmazdı.

Bir gün aşk çıkmıştı karşıma…

Dert, bela ve hüzün bulaşmıştı aşıma…

Virane gönlüm şimdi aşk ile sarhoş,

Etrafımsa artık bomboş…

Aşkın derdine düştünse eğer,

Vefasızlar, kaybolurmuş etrafta meğer…

İnsanın da kalbinde sıvalar dökülüyor, camlar kırılıyor ve kolonlar devriliyor.  Hem ne kolonlar… Ben dediğimiz o kağıttan kaplan… Nasıl da yeyip bitiriveriyor zaman. 

Bir Allah aşığı şöyle demiş:

Aslandım, kaplan avımdı. Nereye varsam zafer benimdi.

Aşkın beni bu hale getirince, topal tilki inimden kovdu…

Ey virane sana bir nasihatim var iyi dinle:

Sen şimdi bir vücut yükü altındasın. Bu vücut öyle bir günahtır ki hiçbir günahla mukayese edilemez. Sen bu varlığını artık tutamaz bir hâldesin. Niye bu inadın? Bak şu hâline! Her yerin dökülmüş, her yerini haşerat kaplamış. Gel bu benlik sevdandan vazgeç. Hayat bu sahte benliğini yıkmadan sen onu yık. Hiç korkma. Sen bir defineye maliksin… Bunu sakın unutma!

Harabat ehlini hor görme zakir,

Defineye malik nice viraneler var,

denilmiş.  Hem Mûsa aleyhisselamın arkadaşı da demedi mi… Bu yıkık duvarın altında define vardı diye… Bu satacağın hiçbir işe yaramayan benliğin karşında öyle bir define var ki buraya gökdelenler dikilir. Emaneti sahibine ver ki O (c.c.) seni sahiplensin…

Allahaısmarladık ey virane! Dediklerimi unutmayasın. Sakın aşkı terk etme. Elveda…

Cansız bir evle konuşmak ve ona nasihat etmek…  Yok, nasihatım kendime elbet. Bir yer var diyordum. Çetin bir yer… Bir müşkülüm var diyordum. Çetin bir müşkül…  İlacı bu harabeden aldım.  Sonra kalpten dile bir yol:

 

Bir ev gördüm geçerken yoldan,

Çok eski bir ev, herhalde Osmanlı’dan.

 

Camları kırılmış, sıvaları dökülmüş,

Kolonları devrilmiş, tahtaları çürümüş.

 

Kapıyı açtım tokmağı elimde kaldı,

Viranenin çaresizliğine baktım, gözlerim daldı.

 

Öyle bir bağırdı ki açılırken kapı,

Yüreğimin derinliklerinde hissettim o feryadı…

 

Eskiden nasıl da bakımlıydı kimbilir?

Belki de varlıklı biri bu evin sahibidir.

 

Sıvaları dökülmüş tenini okşadım.

Yerdeki cam kırıklarını topladım.

 

Eskiden benim de ne kadar çok dostlarım vardı.

Kamber’dim ben, bensiz düğün olmazdı.

 

Bir gün aşk çıkmıştı karşıma…

Dert, bela ve hüzün bulaşmıştı aşıma…

 

Virane gönlüm şimdi aşk ile sarhoş,

Etrafımsa artık bomboş…

 

Aşkın derdine düştünse eğer,

Vefasızlar, kaybolurmuş etrafta meğer…

 

Hoşçakal ey virane olmuş ev!

Sakın terk etme aşkı, sevgiliyi hep sev…

4

29/10/2017 Ömer Hüdâî Baba Köğengî Hazretleri ve Mürşidi

4

17/07/2017 Kıssadan Hisseler

4

17/07/2017 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 2. Mektubu

4

17/07/2017 Allah’a İtimat Etmek

4

23/02/2017 İnsanın Manevî Yapısı ile İlgili Sorular

4

25/10/2016 Tasavvuf ve Tarikatlarla İlgili Fetvalar

4

09/03/2016 Nefsin Kötü Hasletlerinden Haset

4

31/10/2015 Nefsin Kötü Hasletlerinden; Kibir ve Ucb

4

30/07/2015 Sağlam Bir Tasavvuf Yolunun Esasları

4

30/07/2015 İmam-ı Şâfiî’nin Mürşidi

4

27/02/2015 Ashâb-ı Suffa’nın Tasavvufa Etkisi

4

06/11/2014 İstimdât, Tevessül ve Teveccüh

4

08/02/2014 Beni Seviyorsan / Abdülkâdir GEYLÂNÎ

4

17/09/2013 Hakk Yolunda Cesur Ol

4

17/09/2013 Ey Azrail! _ Cengiz NUMANOGLU

4

25/05/2013 Mücâhede Ehli ve Huyları

4

16/02/2013 Dostuyla Dost Olmak

4

03/11/2012 Pîr Abdülkâdir Geylanî’nin Akîdesi

4

11/08/2012 Dualar, Zikirler…

4

05/10/2011 Harabe
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net