SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Kırk Yaşın Düşündürdükleri
Zül-Cenâheyn
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

    Hayat merdivenlerini yavaş yavaş tırmanırken gözlerimiz, merdivenin sonunda üç önemli noktaya takılıyor. Bu merdivenden geriye dönüş yok, ileriye gitmeye mecbursun. Önünde bir ölüm kavşağı var, buraya da uğramaya mecbursun. Ölümden sonra hesap başlıyor, bu hesabı da vermeye mecbursun. İlerleyen zaman dilimi içerisinde bir kısmımızın yaşının kemâl (olgunluk) çağı olarak kabul edilen kırkını çoktan aştığı, bir kısmımızın da üç aşağı beş yukarı onun çevresinde dolaştığı hepimizin kabul ettiği bir gerçektir. Müslümanların olgunluk çağı olarak kabul edilen ve hatta peygamberlere bile peygamberliğin bu yaşta verildiği, hayatın düğüm noktası olan 40 yaşına ve bu yaşın neler düşündürdüğüne bakacağız.

Bu itibarla 40 yaşı; hayatın dönüm noktası, hayata veda duruşunun başladığı devresidir. Hakikatte hayata veda duruşu çok mühim bir andır ki, bu duruşta duygular heyecana geliyor ve kederler etrafa yayılıyor. Ölüm çizgisinde herkes müsavi kalıyor. Bu noktada hiçbir farklı muameleye tabi tutulmuyor. Her geçen gün, ömürlerden eksiltmeye devam ediyor. Her sene sonu, hayat merdiveninin bir tuğlasını alıyor ve bütün insanlık mezarlıklara doğru akın akın göç ediyor. Dünyaya bakan gözler, onun peşinden emel sancıları çeken kalpler, donuk donuk, kâinatın hâkimi, mevcûdâtın Hâlık’ı, din günün Sahibi önünde O’nun yücelerden yüce fermanına boyun büküyor. Her ecel için yazılmış bir zaman vardır. Her bir ümmet için, geldiği zaman bir an geri bırakamayacakları ve ileri alamayacakları bir ecel vardır.
Fakat insanların bir kısmı ölüme giden kapının anahtarını her gün, her an ellerinde taşıdıkları halde, bir vurdumduymazlık içerisinde geçen her yılın, süratle akıp giden ve geriye dönmeyen her anın peşinden naralar atıyor. En yakınını âhirete yolcu ederken bile, mezar başından uğurladığını kişinin akıbetinden habersiz, çeşitli hülya ve kuruntularla, her adım başında yeni bir hayali gerçekleştirmek sevdasıyla, evi ile mezar arasında mekik dokuyor.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyorlar ki:
“İnsan öldüğü zaman melekler, ‘Ne getirdin?’ derler.”
Cenâb-ı Allah da:
“Yeryüzünde olan her canlı fânidir. Fakat azamet ve ikram sahibi olan Rabbi’nin zatı bâkidir.” (Rahmân, 55/27) buyuruyor.
Ne kadar gariptir bir müslümanın şu hadis-i şerifi işittikten sonra geçirmiş olduğu ömrünü düşünememesi, günahlarına tevbe edememesi ve geriye pek az kalan ömründe istikamet üzere olamaması… Hem garip ve hem de acıdır.
“Allahu Teâlâ, ömrü altmışına varanın özrünü reddeder veya Allahü Teâlâ altmış yaşına kadar (yaşatıp) ölümünü geri bıraktığı (halde yaratanı ve yaşatanı tanımayan) kimsenin özrünü reddeder. Ve yığın yığın mala, evlada, altına, paraya, şehvetlere gömülüp geçici dünya hayatını ebedî âleme tercih ederek kör yaşayanın mazeretini kabul etmez.”
“Ümmetimin yaş ortalaması 60 ile 70 yıl arası olacaktır. Bunu geçen çok az olur.”
Hadis, görüş ufkumuzu genişletiyor. En kuvvetli insanların dünyada kalış zamanlarının ne olduğunu beyan ediyor. Mü’minin tâat, ibadet ve iyi amellerle Allah’a yönelmesini, O’nun emrettiği çizgiden sapmamasını istiyor. Aklını kullanarak, Kur’ân-ı Kerim’i rehber, Hz. Peygamber’i (s.a.s) önder, şeytanı, tağutu ve Bel’amı en azılı düşman tanımasını istiyor.
“Baki kalacak olan sâlih ameller ise Rabbinin katında, sevapça da hayırlıdır, amelce de hayırlıdır.” (Meryem, 19/76)
Fudayl b. Iyaz anlatıyor:
O, bir adama yaşının kaç olduğunu sormuş o da:
“Ben, 60 yaşındayım.” demişti. Bunun üzerine Fudayl:
“Sen, 60 yıllık bir ömür geçirdin. Umulur ki bu uzunca ömür içerisinde Allah’ın (c.c) rızasını elde etmişsindir.” demişti.
Ebu’d-Derdâ da (r.a) sohbetlerinde şöyle derlerdi:
“Geçirdiğin her gün ile yakından ilgilen. Bir gün battığında, senin hayatından da eksilme olmaktadır, bunu bil. Ömrünü son merhaleye kadar gaflette geçirerek ah-vah etmeden, daha şimdiden azığını al.”
Rasûlullâh’tan (s.a.s) sonra gelen onun arkadaşlarını görmüş olan tabiûn şöyle derlerdi:
“Yaşın kırkına vardığında yol azığını tedarik et! Artık yolculuk başlıyor, çıkının ağzını bağla.”
Örnek müslümanların birçokları yaşları kırkına varınca kendilerini tamamen ibadete verirler ve dünyanın meşguliyetini bir tarafa bırakırlardı.
Ömer b. Abdülaziz (r.a) buyururlardı ki:
“Yaşı kırkına varan kimsenin üzerinde Allah’ın hücceti tamam olmuştur. Yani, onun davetçisi olan ölüm meleği yavaş yavaş yaklaşıyor. Bu uzun ömürde öne sürülen özür, kabul edilecek özürler cinsinden değildir.”
Ömer b. Abdülaziz’in bu sözünün ne kadar da yerinde olduğuna Cenâb-ı Allah’ın şu ayeti de delildir.
“(Ey insanlar!) İbret almak, Allah’a dönüp tevbe etmek için size yeteri kadar ömür verilmedi mi?” (Fâtır, 35/37)
Biliyorsunuz ki, kişi kırkına varınca kendine hâkim olamazsa aldatılmış bir çocuk gibi veya şaşkın bir genç gibi olur. Azar da azar… Ölüm ise onun yeni açmış gonca gülünü devşirmeye, soldurmaya, sarartmaya, sağlam dalını kırmaya devam eder. Geçmişte bakımlı olan meyve ağacı eskisi gibi değildir. Dalları kırılmış, göğe doğru yükselen başı yere eğilmiş, eğilmez gibi duran omuzları çökmüş, sırtına kambur üstüne kambur vurulmuştur.
İşte bu pozisyonda ömür hangi noktaya varmış olursa olsun, hayatın top ve toprağında debelenip duran emele, bitmeyen arzuya artık dur denilmelidir. Hayatın kesin dönüş çizgisi düşünülmelidir.
Hz. Ebûbekr es-Sıddîk (r.a) bir vaazında halka şöyle hitap etmişlerdir:
“Ey Allah’ın kulları! Sizden önce ölenlerden ibret alınız. Sizden daha önce gidenleri derinden derine düşününüz. Onlar dün nerede idiler ve bugün neredeler? Yeri yerinden oynatan ve onu bir uçtan bir uca imar eden krallar neredeler? Muhakkak ki onlar bizden uzaklaşıp gittiler. İsimleri silindi ve sanki onlar daha önce hiç yokmuş gibi oldular. Dikkat ediniz! Hz. Allah onların peşlerinden nice hükümdarlar getirdi. Onların da arzu damarlarını kökünden kazıdı ve çekilip gittiler. Onlar orada amelleriyle baş başa kaldılar. Dünya onların dünyası olmaktan çoktan çıkmıştır. Onlardan sonra bizler arkalarından yetiştik, eğer ibret alırsak ne âlâ, kurtuluruz. Ama gurura kapılırsak sonumuz onlarınki gibi olur.”
Gençliklerinin tazeliğiyle dikkatleri çekenler, yüzleri parıl parıl parlayan güzeller nerede? Hepsi toprak oldular. Dünyadaki taşkınlıkları kendilerine pişmanlıktan başka bir şey kazandırmadı.
Babalarımızdan ve kardeşlerimizden tanıdıklarımız neredeler? Ecelleri onları yere serdi ve devirdi... Daha önce gidenlerin yanlarına gittiler, ölümden sonra ya cennete veya cehenneme yollandılar.
Allah’ın sevgili kulları!
Ölüm, kendinde asla şüphe olmayan bir tesirli olaydan haber veriyor. O, nesilleri ezip geçiyor. Bundan dolayıdır ki, hangi durumda olursa olsun, iste büyük olsun ister küçük olsun ebedî hayatın nimetlerinden mahrum olmamak için hayat ile ölümün hesabını iyi yapmak lazımdır. Çünkü Allah’ın huzuruna dönüş tek tek olacaktır, sonra da Allah’a ister zengin olsun isterse fakir olsun hesap verilecektir.
Dünyayı yutmak arzusunu güderek vakitlerini geçirenleri o dünya, üzerine bir daha dönüş olmamak üzere yutmuştur.
Ey Allah’ın sevgili kulları!
Bahtiyar kişi geceden yol alır, âhireti için dünyada iken, ihtiyarlamadan önce gençlikte, hastalanmadan önce sıhhatliyken çalışır. Sen üzerinden gelip geçen hayatının dönüm noktasını her an gözetleyici ol.
Abdullah b. Ömer (r.a), şöyle rivayet ediyorlar.
“Akşamladığın zaman sabaha kavuşmayı umma! Sabaha erdiğin zaman da akşama ulaşmayı bekleme!” (İbn Hibban, Buhârî, İbn Ömer'den)
Hidayetin rehberi Rasûlullâh (s.a.s), Abdullah b. Ömer’in iki omzunu tutarak şöyle buyurmuştur:
“Dünyada bir garip veya yolcu gibi ol! Kendini kabir ehlinden kabul et.” (Buhârî, Rikak/3; Tirmizî, Zühd/25; İbni Mâce, Zühd/3)
Ey Allah’ın kulları!
O’ndan korkunuz. Yıllarınızı geride bırakırken duruşunuz; geçmişten ibret alan, geleceğe tam hazırlıklı olan akıllı kişinin hali gibi olsun. O akıllı insan ki ölüm köprüsünü geçenlerden ders alarak hidayet çizgisinden sapmaz, gelecekteki hayat köprüsünü şimdiden sağlam olarak inşa eder. Ve bu büyük göç gününe hazırlıklı olur.
Dönüş gününe azıkların en hayırlısı olan takvâ (Allah’tan gizli ve âşikar her zaman korkmak, helallerinden istifade etmek, O’na ibadet ve itaat ile kul olma) azığı ile azıklanınız.
Cenâb-ı Allah buyuruyor ki:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkunuz. Her nefis yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkunuz. Muhakkak ki Allah yaptığınız şeylerden haberdardır.” (Haşr, 59/18)

4

29/10/2017 Zikir Ehline Bazı Önemli Hatırlatmalar - 1

4

17/07/2017 Cenâb-ı Allah’ı Sesli/Cehrî Zikir - 6

4

17/07/2017 Nasıl Yaşarsan

4

25/10/2016 Bir Nasihat; Temiz Ol, Temiz Öl!

4

25/10/2016 Cenâb-ı Allah’ı Sesli Zikir (Cehrî Zikir) – 5

4

09/03/2016 Cenâb-ı Allah’ı Sesli Zikir (Cehrî Zikir) – 4

4

31/01/2016 Cenâb-ı Allah’ı Sesli Zikir - 3 (Cehri Zikir)

4

31/01/2016 Gel Seninle Dost Olalım!

4

26/10/2015 Cenâb-ı Allah’ı Sesli Zikir - 2 (Cehri Zikir)

4

31/07/2015 CENÂB-I ALLAH’I SESLİ ZİKİR- 1- (CEHRİ ZİKİR)

4

30/07/2015 DAVET

4

27/02/2015 Seher Vakti Gördüklerim

4

06/11/2014 Rabbime Yalvardım

4

03/06/2014 Ölüm Ötesi

4

08/02/2014 Mevlânâ ve Müsamaha

4

08/02/2014 Allah’ı Zikredelim

4

17/09/2013 Hayata Bakış

4

17/09/2013 Cenâb-ı Allah, Sekîneyi Müminlerin Kalplerine İndirdi

4

18/07/2013 Rahmet ve Merhamet Ayı

4

25/05/2013 Fikir Yağmuru

4

16/02/2013 Yâ Resûlallah

4

16/02/2013 Mevlid Kandili

4

03/11/2012 Kırk Yaşın Düşündürdükleri

4

03/11/2012 Ey Allah’ım

4

11/08/2012 Sana Sığınırım

4

11/08/2012 Tayy-i Zamân, Tayy-i Mekân

4

11/03/2012 Akşemseddin

4

11/03/2012 Ölüm Anının Dehşeti

4

29/12/2011 Zelzeleye Çare Bulundu (mu?)

4

29/12/2011 EY RABBİM! SANKİ BEN İBRAHİM’İM

4

05/10/2011 Bayram Gününde Hasret

4

05/10/2011 Kur’ân-ı Kerîm ve İlim

4

28/06/2011 Tokyo’da Deprem

4

28/06/2011 Zikrullâh’ın Bereket Ve Üstünlüğü

4

15/04/2011 İbrahim Gibi

4

26/02/2011 Toprağın (Ananın) Dilinden

4

26/02/2011 Zikir ve Sohbet Meclisleri

4

25/12/2010 Ledünnî İlim

4

12/10/2010 Ne Olurdu

4

12/10/2010 Mehdî Hakkında

4

08/08/2010 Mahşer Yolu Tutacaksın

4

08/08/2010 Muhâsebe

4

22/07/2010 Üç Ayların Manevi İklimine Doğru

4

06/04/2010 Tasavvuf

4

31/03/2010 Sünnetin Önemi
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net