SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Benliğin Bilinmesi ve Eğitilmesi
H. İbrahim DURGUTLUOĞLU
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

       Kişisel ego, benlik ya da insanın kendisi. Kiminde melek, kiminde şeytan oluyor. Eğitildiği zaman şeytanı melek yapmak mümkündür. Her isteğine uyulduğu zaman şeytanı bile korkutan kaçıran bir canavara dönüşebilir. Hakikatte tek bir benlik vardır. Bu “İlahi Benlik”tir. Kemal sıfatlara sahip, noksan sıfatlardan münezzehtir. Gerçek varlık sahibidir. Mahlûkat arasında tek benlik davası önce şeytandan, sonrasında da kandırdığı insanlardan çıkmıştır. Benlik bir insanın önündeki en kalın duvardır. Sanki bir dağdır. O geçilemezse, Hakk’a kavuşmak ne mümkün? Allah ile kul arasında durur. Hak yolunun rehberlerine göre hakikat, gönül aynasını tertemiz eyleyip, İlâhi nurlara mazhar olmaktır. Bu nurlarla rûhen beslenip Hakk’ı yeryüzünde temsil etmek ve çevresine ışık saçmaktır. Başka bir şey değildir.

Yûnus canını terk et,

Bildiklerini terk et.

Fenâ bulmayan suret,

Şâhına vâsıl olmaz.

 

Tasavvuf; “Tehallakû bi ahlâkillâh / Allah’ın ahlâkı ile ahlaklanınız” sırrına mazhar olmaktır. İlahi isimlerin tecellileriyle dolup taşmaktır. Nefs karanlıktır. Hakk nurdur. Ötesi ise gururdur. Nefste kalan hep hata eder, Hakk’a kavuşan hep dosdoğru yoldadır. En güzel isimler Allah’ındır. Kul bunları elbise olarak giyerse Rahmân’ın boyasına boyanır. Allah’ın bir ismi “Melik”tir (her şeyin sâhibi olan). Bu ismin nuruna kavuşan nefsine mâlik olur, hâkim olur. Bir ismi Raûf’tur (affedici). Bu ismin nurları kimin kalp aynasında parlar ise o kişi affedici kolaylık gösterici olur. Bir ismi Rakîb’dir. Bu ismin tecellisine eren nefsini daima murâkabe eder, kontrol altında tutar. Berr (iyilik sâhibi) ism-i şerifine erişen daima iyilik edici olur. Semi’ (her şeyi işitici) ism-i ilâhisine ayna olan nefsinin yanlış fısıltılarını duyar, meleğin Hakk’a davetini işitir. Aliyy ismine mazhar olan Hakk’ı yüce, nefsi zelil görür. Ve bu sıralama uzar gider. Tasavvuf, nefsini üstün mevkilerde görmek demek değildir. Tasavvuf kul olmaktır.

 

Niceleri “Benim” dedi ve gitti

Birisi kılmadı sözünü isbât

Toprak altında zerre zerre yatar

Bekler ne vakit ola arasât.

Eşrefoğlu Abdullah Rûmî (k.s)

Vücûdüke zenbün lâ yukâsü aleyhi zenbün âheru” Manası: “Senin varlığın, benliğin senin için öyle bir günahtır ki, bir başka günahla kıyas edilemez.” denilmiştir.

Çünkü her günahın kaynağı benliktir. Benlik; günahtan daha günahtır. Günahların babasıdır. Kibir, ucb, riya, kin, hased vs hep onun çocuklarıdır. Baba kötü olunca çocuk da ondan aldığı görgü ile kötü olur. “Dağa çıkan keçinin dağa çıkan oğlağı olur, armut da dibine düşer” denilmiş. Baba terbiye edilirse çocukları olan gurur kibir tevâzuya, riyâ ihlasa döner. Şemseddin-i Tebrizi (k.s) ne hoş buyurmuş: “Marifet şudur. Diriyi öldür, ölüyü dirilt. Diri olan nefsindir, onun arzu ve heveslerini, benlik sevdasını öldür. Ölü olan kalbindir. Onu da Allah’ın zikri ile dirilt.”

 

Dağlar gibi kuşatmış

Benlik günahı seni

Günahını bilmeden,

Gufranı arzularsın.

 

Tasavvufi terbiyede en kısa ve selâmetli yol nefy-i vücûddur. Varlığını terk etmektir. Bu; yok olup ölüp gitmek değildir. Kendini hiçbir şey yerine koymamak da değildir. Bu, insan olmaktır. Bu tamamen Hazret-i Peygamber (s.a.s) Efendimizin mübarek yoludur. O son derece mütevazi idi. Çocuklarla ilgilenir, kölelerle oturur, en mütevazi bir sofraya çağırılsa bile icabet ederdi. Kendisini “Kul” olarak anlatır, bunun yanına vazifesi olan “Rasûllük” makamını eklerdi. “Mekke’de kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” demiş, karşısında el pençe durulup, titrenilmesini arzu etmemişti. Toplulukta su dağıtır, yemek için odun toplar, mescid yapımında bizzat çalışırdı. Bunlar O’nun (s.a.s) yüksek ahlâk ve tevazuuna küçük örneklerdir. Bu tamamen varlığından sıyrılmış olanların davranış biçimidir. Sonra gelen ümmeti, manevi kemâl noktasında hep O Sultânü’l-Enbiyâ’nın (a.s) bu ahlâkını takip etmişlerdir. Çünkü “Allah için tevazu edeni Allah yüceltir. Kibirleneni de alçaltır.” buyurmuştu. Namaz kılan alnını yerlere sürtüyor, zillet gösteriyor Allah’a karşı... Ama namaz kılan yüceltiliyor... Gavsu’l-Azam Pir Abdülkâdir-i Geylâni Hz.leri Gavsiye isimli eserinde buyuruyor ki: “Rabbime mana âleminde sordum, ‘Rabbim hangi namaz sana daha yakındır?’ Rabbim sırrıma ilham yolu ile buyurdu ki, ‘Ey Gavsu’l-Azam! O namaz ki namaz kılan namazında kaybolur, işte bana en yakın namaz odur.”

 

Kendinle kıldığın namaz perde

Kendinsiz kıldığın namaz mi’râc

Kendinle gitme Kâbe’ye bile

Sensiz git câmiye, işte odur hâc.

 

Yokluk, hiçlik öyle bir nimettir ki dünyalar verilse onun bedeli olamaz. Ermişler hep bu yoldan ermişlerdir. Ben ben diyenler sonunda Nemrud ve Firavun gibi ilahlığa göz dikmişlerdir. Şeytandan beterdir benlik sahibi, denilmiştir. Şeytan hiçbir zaman “Ben ilâhım” demedi. Onun derdi başkaydı. Tüm zulmetler benlikte ve tüm hayırlar yokluktadır. Bu yokluk benliğin zararlı yönlerinin terkedilmesinden ibarettir. Güzel huylar ile ziynetlenmektir. Gerçek ibadet benliğin terkinden sonra başlar. Taklitten tahkike yollar açılır. O ibadetin tadına doyum olmaz.

 

Varlığın aynası nedir?

Varlığın aynası yokluktur.

Ey Hakk âşığı!

Eğer ahmak değilsen, Hakk’ın huzuruna yokluk götür.

Marifet, kesretten vahdete intikal edebilmek ve Hakk’ın rengine boyanabilmektir.

Göklerdeki bulutların, deryalardaki suların kendi renkleri yoktur.

Onları renkten renge koyan, semadaki güneştir.

Sen de nefsanî arzulardan sıyrıl, yokluğa, yani hiçliğe er!

Zira her ilâhî tecellinin kemâli, hiçliğe vâsıl olduktan sonra başlar.

Mevlana Celaleddin Rumi (k.s)

 

Biz kimiz? Hiçiz. Hiç bile değiliz. Var olan Hakk’tır. Biz de O’nun dilediği kadar ve yarattığı şekilde varız. Daha evvel yoktuk. Şu an var görünmemiz bizi aldatmasın. Bir an sonra ne olacağımız belli değil. Toprağın altı ben diyenlerle dopdoludur. Ben demeyenler toprak altında değil mi sanki? Zahiren öyle görünse de, Hakk nuruna gark olmuş insanı toprak altı nasıl zapt eylesin? Bedenleri yerdedir belki amma rûhları “Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.” (Kamer sûresi 55)

Allah azze ve celle cümlemizi benlikten muhafaza eylesin.

 

Ezel sırlarını ne sen bilirsin ne de ben

Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben

Perde ardında sen ben dedikodusu var amma.

Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben.

4

17/09/2013 Tecelli ve Zuhûr

4

03/11/2012 Benliğin Bilinmesi ve Eğitilmesi

4

11/08/2012 Yokluk Kapısı

4

11/03/2012 Halk İçinde Hakk İle Olmak

4

29/12/2011 Gerçek Yûnus Emre

4

05/10/2011 Ameller Niyetlere Göredir

4

28/06/2011 Gönülden Gönüle Mesajlar

4

15/04/2011 Tasavvufun Rûhu

4

26/02/2011 Hallâc-ı Mansûr (Kuddise Sirruh)

4

25/12/2010 Aşkta Yok Ol, Kavuşmak Budur

4

12/10/2010 Rüya, Keşf ve Müşahededeki Yanılgılar

4

08/08/2010 Hacı Veyiszâde Mustafa (Kurucu) Efendi (k.s)

4

08/08/2010 Vahdet-i Vücûd

4

22/07/2010 Tasavvufî Hallerden VECD

4

31/03/2010 Fenâfi’r-Rasûl
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net