SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (39. Mektub)
Editör
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

Esselâmu aleyküm Şeyh İhsan Efendi,

Sıhhat ve âfiyetinizi Cenâb-ı Hakk’tan niyâz ederim. Dualarınızla dilşâd oldum. Hakk celle ve a’lâ bizler için bulunduğunuz niyâzları ve hüsn-i zanları hal-i hayatımızda tecellî ettirsin.

Şeyh İhsan Efendi! “Kahhâr” ism-i şerifi avamın anladığı manada değildir. Kahhâr denilince kırıp dökmek, helâk etmek zannediyorlar. Kahır ile helâk arasında mühim fark vardır. Helâk, fâniye sevk etmek ve fânilikle yok etmek manasınadır. Kahır ise, Cenâb-ı Hakk’ın bir şeyi başka bir şey yapmak ve yerine başkasını getirmek üzere silmesi manasına gelir. Kahhâr ism-i şerifi sâlikte fâni olan kısmı ve kendisine ait mâsivaya bağlı halleri ve mevhum varlıkları silip yerine bakî olandan bir varlık kâim kılmasıdır. İsm-i Kahhâr ile perdeler çâk olur. Zulmanî ve nuranî perdeler fetholur. Dervişin kalbindeki mâsiva kahrolur. Değil mezmûm olan benlik, makbul olan benliği bile Hakk’a kurban olur. Aklı, küllî akla kalbolur ve o akılda mahvolur. Velhâsıl fâni, Bâkî’de silinir, bambaşka bir adam olur. Seyr u sülûka girmeden Kahhâr esmâ’ı çeken kişi ya deli olur, ya hasta olur veyahut felç olur. Vesselâm.

Şeyh İhsan Efendi oğlum, gördüğünüz rüya sizi mahzun eylemesin. Anlaşıldığı üzere bu mana sizden evvel göçeceğimize işarettir ve tebşîrattır. Bizim muhabbetimiz ve sizinle olan ünsiyetimiz bu dünya hayatıyla ve bu âlemle sınırlı değildir. Sonra ecel herkese gelir amma sırayla gidilmesi ayrı bir güzeldir. Madem sizden evvel geldik, sizden sonraya kalmayalım.

Şeyh İhsan Efendi, dervişânın ve meşayihin cenazesinde dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Tasavvuf terbiyesinden nasîbdâr olanlar her halleriyle nezaket ve zarafet timsalidir ve böyle olmaya gayret etmelidir. Ol sebepten bir kişinin na’şına (öldükten sonraki bedenine) hal-i hayatında imiş gibi nezaket ve zarafetle muamelede bulunulmalı. Zaten Sünnet-i Seniyye de budur. Tarikat “fi’il-i Muhammedî” demektir malum. Fevkalâde nazik ve kibar olunmalı. Dervişânın cenazeyi gaslederken ki halini dışarıdan bir kimse görse, hem dervişliğe hem de ölüme özenmeli, öyle zarif olmalı.

Dervişe usûl üzere ilk abdesti verilir. Bu kısım herkesçe malûmdur. Gaslin ikinci safhasına başlandığında dervişândan bir zümre cenazenin gasledildiği mevkie yakın vaziyette tevhîde başlarlar. Göçen kişi şeyh efendiyse ve vasiyeti varsa evrâd-ı şerifi okunur, sonra tevhîd sürülür. Lâkin derviş ise salât ü selâmdan sonra kelime-i tevhîd sürülür. İlk gasil işlemi yapılırken hiçbir şey okunmaz. Sakın ha, eğer fakirin gaslinde bulunursan bu usûle riayet etsinler. Oramıza buramıza taharet aldırırlarken, dışarıdaki dervişler evrâd ve ezkârda bulunmasınlar. Az evvel söyledik ya, kibar olmak lâzımdır. Kibarlık ilk önce Allah Teâlâ’ya karşıdır. Hakk kelâmı ve tevhîd, gaslin kabası bitene kadar Cenâb-ı Hakk’ın kelâmına ve ezkârına ta’zîmen söylenmez. Fakîr, çok sıcak suyu sevmem. Ol sebepten ılık su kullanılsın. Hani bulunursan diyorum. Zaten sıcak suyla gasil yapılmaz. Abdesti olan bir kişi dirseğini gasil suyuna temas ettirsin, sıcaklık veya soğukluk hissederse ona göre suyu ayarlasın. Bu işler usûlet ve suhûletle yapılmalıdır. Na’şın üzerinde biriken su, sanki tezgâh üstünde biriken suymuş gibi kaba saba hareketlerle defedilmez. Efendimiz’in (s.a.v) gasli esnasında mübarek karın çukurlarının bulunduğu yerde bir miktar su kalmış. Orada bulunan sahabe-i güzîn efendilerimiz elleriyle o suyu itmekten ictinab etmişler. Zira bu, Rasûlullah Efendimiz’e karşı hoş olmaz diye düşünmüşler. Bu çok kısacık zaman diliminde Hazret-i Ali Efendimiz irfan-ı Muhammedîyeleriyle eğilmiş ve mübarek ağız ve dudaklarıyla o suyu usulcacık Efendimiz’in pâk bedeninden aşağı akıtmış. Hatta bu sebepten Hazret-i Ali Efendimiz “En son, Rasûlullah’a dudaklarımla bıyıklarım temas etti.” diyerek bıyıklarının o kısmını kesmemişlerdir. Yani Hazret-i Ali Efendimiz’in bıyıklarını uzatması Efendimiz’in sünnet-i seniyyesine muhalefet etmek kastıyla değildir. Allah Rasûlü’ne duydukları çok büyük muhabbetin nişanıdır. Bizim Balkanlar’da yaşayan bazı Bektaşîler yahut Acem diyarında bulunan “Aleviyim” diye geçinen kişiler, Efendimiz’in sünnetinden bîhaber Hazret-i Ali Efendimiz’e tâbi olduklarını zannediyorlar. O sebepten de uzun bıyık bırakıyorlar. Bıraksınlar, biz kimsenin kılına tüyüne karışmayız. Amma bilmeden taklit etmesinler. Rasûlullah Efendimiz’in hayatını, sünnet-i seniyyesini, Kur’ân-ı Kerîm’in ahlâkını ve ahkâmını bilmeyen kişiden ehl-i beyte muhabbet mi olur? Buna “kör muhabbet” derler. Sever de niçin sevdiğini ve neyi sevdiğini bilmez. Neyse, kendi cenazemize başkalarını sokmayalım. Benim şeyhim de sokmazdı zaten. Kefenlenme işlemine aynen riayet edilir. Kâfur veya tütsü dökülür, gülsuyu konabilir. Ayrıca kefenin altına yani na’şın sırt kısmına az miktarda kına dökülür. Kişinin dallı arakiyesi varsa vasiyet edilen derviş yahut vazifeli, kıdemli derviş na’şın kafasına dallı arakiyesini giydirir. Bu şekilde kefenlenir. Edepli ve sükûnetli şekilde musallaya gelinir. Cenaze namazından sonra uzun uzun tabutun başında konuşma yapılmaz. Meth ü senâda bulunulmaz. Âlem-i cemâle intikal eden kişi şeyh ise tâcı tabutunun üstüne raptedilir (düşmeyecek şekilde yerleştirilir). Şeyh efendinin tabutu kabristana götürülürken tevhîd ve salât ü selâm okunur. Kelime-i tevhîd sesleri ism-i Celâl ve ism-i Hû zikirleriyle kabristana kadar gelinir. Güzerân edilen yerde (yol üzerinde, geçilen yerde) daha evvel göçmüş bir pîr makamı yahut hürmet edilecek başka bir zâtın türbesi varsa, tabut omuzlardan indirilip taşıyanların göğüs hizasına alınır ve o makamdan geçildikten sonra tekrar omuza alınabilir. Çünkü tabutta bulunan kişi hal-i hayatında o geçilen yerlerdeki zâtlara hürmet ediyorsa, onun bu husûsiyetine cenazeye iştirak edenler de riayet etmelidir. Efendimiz (s.a.v) ölen kişinin her şeyden haberdâr olduğunu, iştirak edenlerin konuşmalarını duyduğunu, hatta hallerini bile ruhen hissettiğini buyurmuyor mu? İşte bu sebepten, o kişinin hal-i hayatındaki özelliğine ve ahlâkına riayet edilerek cenaze kabristana îsal olunur (ulaştırılır). Mühim bir hatırlatmada bulunmak lâzım, cenazeyi teşyi edenler (kabre kadar götürenler) laubali hareket etmemeli, şakalaşma, boş sözler sarf etme, lüzumsuz hafiflikler gösterme gibi ahlâk-ı rezîlede bulunmamalı. Bunlar münafıklık alâmetidir. Bir hadîs kitabında görmüştüm. “Kabir önünde yiyip içmek münafıklık alâmetidir” diye. Sonra ilim sahiplerinden sordum. Onlar da bu hadîs-i şerifin hikmetini “Başka mekânlar varken gidip de kabrin yanında bir adam yemek yiyebiliyorsa ölümden ibret almıyor demektir. Ölümü hatırladığı yahut ölümü gördüğü halde ibret almayan kişi de ancak münafıklardır.” diyerek açıklamışlardı. Herhalde anlaşıldı. Edep üzere kabristana kadar gelinir. Cenaze konulmadan evvel kabre kına dökülür. Kına haşerata da mânidir. Ayrıca kabrin içerisindeki çürük kokusunu da alır. Kabristana dikilen serviler de böyledir. Toprağın altında ne kadar çürük kokusu varsa servi ağacı bu kokuyu bünyesine hapseder, koku dışarı neşet etmez. Bu malûmatı da arada arz etmiş oluyorum. Geçelim bunu.

Gelelim kabre. Kabre konulan na’şın, vazifeli derviş yahut mesul olan kişi tarafından kefeni gevşetilir. Hazır bulunan Kerbela toprağı yahut var ise Medine toprağı sûfinin göz oyuklarına konur. Şeyh efendi ise icâzesi açılır ve sağ avucunun içine verilir. Eğer ibadetle eskittiği seccadesi yahut ridası, haydariyesi varsa kabrin alt kısmına bunlar da konabilir. Efendimiz (s.a.v) de ridasıyla kabrine defnolunmuştur. Sünnet-i seniyyeye mutabıktır. Evlâdım, bizim yolumuzda bir şeyh efendi icâzesi eline verildiğinde kendisi icâzeyi kavrar, sımsıkı tutar. Bazı büyüklerimizden buna benzer halleri işittik ve hatta fakîr bunu bizzat müşahede ettim. Tekrar kefenin açık olan kısımları örtülür, sonra kabre toprak koyma işlemi başlar. Bu esnada Kur’ân-ı Kerîm tilavet olunduğundan vazifeli olmayan dervişler oturarak dinler. Kabre toprak atılırken sanki ölen kişiden kurtulmak istermiş gibi paldır küldür toprak atılmaz. Teenni ve sükûnetle hareket edilir. Seri olunur fakat acele edilmez Kur’ân-ı Kerîm’in hitamında hoca efendi telkinde bulunur. Meşayih, ölüye telkin yapmaz. Meşayihin telkini diriyedir. Herkesin kendi sahasında vazifesi vardır. Göçen kişi şeyh efendi ise kabri başında kabir tevhîdi yapılır. Kabir tevhidinin usûlünü ve âdetlerini mektûbumuzun sonunda inşâallah bulacaksınız. Hatırıma gelmişken şunu da söylemeden edemeyeceğim. Bazıları bu usûlleri bid’at kabul edebilir. Bir kere örfün vahye ve sünnet-i seniyyeye muhalefet etmedikten sonra bizzat dinimizde kıymet ve değeri vardır. Ayrıca sahabe-i kirâm hazerâtının tatbikatına bakılırsa usûllerle alâkalı farklılıkların ve meşru vasiyetlerin icra edildiği görülür. Meselâ Efendimiz’in “bid’atün minnî /Benden bir parçadır” buyurduğu Hazret-i Fâtımâ annemiz, Hazret-i Ali Efendimiz’e “Ya Ali, göçtüğümde beni geceleyin defnet, geceyi bekle. Çünkü ben hiçbir şekilde namahreme vücudumun hattını göstermedim, beni defin esnasında da kimse görmesin. Hem bizi sevmeyenler, kalbinde nifak bulunan kişiler bizim hüznümüzü görüp neşelenmesin. Mahzun olanlar da gecenin karanlığında setr olsun. Fâş olmasın.” diyerek vasiyette bulunmuş ve bu tatbik edilmiştir. Ayrıca Ebu Zerr-i Gıfârî (r.a) Efendimiz kendisi hakkındaki hadîs-i şerifi bildiğinden Medine’nin biraz dışındaki evinde yanında sadece hanımı olduğu o rihlet anında: “Hanım, ben öldüğümde telaş etme, hiç sıkıntı da çekme, Efendimiz hadîs-i şeriflerinde benim tek olarak göçeceğime ve tek olarak haşr olunacağıma işaret buyurmuştur. Ruh bedenden çıktığı vakit beni evden al, hafifçecik sürükleyerek götür, yolun ortasına bırak. Muhakkak Efendimiz’in hadîs-i şerifi tecelli edecek, buyurduğu üzere Müslümanlardan bir cemaat gelip benim namazımı kılacaklardır. Onun için etrafa haber vermene de hâcet yoktur.” buyurmuştur. Hakikaten de vasiyeti üzere yola çıkarılmış, tam o vakitte umre seferinde bulunan, yanlarında Abdullah b. Mesud’un (r.a) da bulunduğu bir kâfile na’şın yanında hazır olmuşlardır. Hanımı, cemaate: “Bu Ebu Zerr’dir, Rasûlullah’ın ashâbındandır.” deyince Abdullah b. Mesud Efendimiz gözyaşlarını sel gibi akıtıp, “Sadaka Rasûlullah / Rasûlullah doğru söyledi.” diyerek hem Rasûlullah Efendimiz’i hem de Ebu Zerr-i Gıfarî Efendimiz’in sözünü tasdik etmiş ve vasiyet de böylece tatbik edilmiştir. İşte bunlar gösteriyor ki hal ehlinin ve sûfilerin icra eyledikleri bu âdetler selefin tatbikatına ve sünnet-i seniyyeye aynen mutabıktır, bunu anlamayan hem bu manadan hem bu ahvâlden uzaktır.

Şeyh İhsan Efendi, cenazenin defninden sonra akşam yahut yatsı namazını müteakip hatim cemiyeti icra olunur. İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri, “Ölüm gecesinde defnedilen kişiye Kur’ân okumak, denize düşen bir adama ip atmak gibidir, o kadar fâidelidir.” buyuruyor. Bu meclisin faydalarını anlatmaktan âcizim. Sakın terk etmeyiniz. Hatim veya hatimler tamam olduktan sonra, yüksek sesle Müslüman cemaate Kur’ân okunur. Bizler Sûre-i Rahmân’ı okuruz. Zira evvelce arz ettiğim gibi Rahmân sûresi “Arusü’l Kur’ân / Kur’ân-ı Kerîm’in gelini”dir. Hakk Teâlâ’ya müştak olarak yaşayan sûfi için de ölüm gecesi “şeb-i arus”tur. Yani düğün gecesidir, vuslat gecesidir. Sûre-i Rahmân okunduktan sonra tevhîd sürülür. Mümkünse yetmiş bin kelime-i tevhide tamamlanır. Meclisi idare eden zât, sayının tamam olduğunu tevhidin halinden (el-ârifün yekfîhü’l-işârah / Ârife işaret kâfidir) anlar. Gerek bu cemiyete hizmet eden, gerekse cenazede hizmet gören kişilere ikram ve ihsanda bulunulur. Böylece helâllik alınır. Cemaate lokma çıkartılır, tatlı taamlar (yemekler) ikram edilir. Şerbet ve helva gibi tatlı şeyler insandaki hüznü giderir. Bu nevi tatlılar hem hüznü bertaraf eder hem de insanların ağzı tatlandığından duaya vesile olur. Meclise iştirak edenlerin de hane halkına eziyet etmeden, yük olmadan oradan ayrılmaları icap eder. Şimdi zamanımızda başka bir kötü âdet şüyû buldu (yaygınlaştı). Evlâdım, taziyenin süresi bir gündür. Uzaktan geliyorsan üç gündür. Günlerce gelip gidip taziyede bulunulmaz. Hane halkına cevr ü cefa edilip hüzünleri artırılmaz. Bu yeni çıkan kötü âdetlerden biri. Bir diğeri ise “Başın sağ olsun!” diyerek taziyede bulunmak âdetidir. Hani “rahmetli oldu, falanca gitti ama sen kendine bak, sen sağ ol” diyerek insan teselli mi edilir? Maksadım bu mektupta sûfilere mahsus cenazeyi anlatmaktı amma avâmın yapmış olduğu hataları da burada zikredeyim ki halkı irşad edesin. Geride kalanlara “Cenâb-ı Hakk sabr-ı cemîl ihsan eylesin, merhûmun menzilini mübarek eylesin, derecâtını âli eylesin.” diye taziyede bulunmak edebe daha muvafıktır. Velhâsıl evlâdım, dervişin gelişi de gidişi de muhabbet üzeredir. Vesselâm.

4

29/10/2017 Kabir Azabını İnkâr Edenlere Güzel Bir Cevap

4

29/10/2017 Suların Kısımları

4

29/10/2017 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 20. Mektubu

4

29/10/2017 Bir Mucize, Süheyl b. Amr (r.a)

4

29/10/2017 Olmayınca

4

29/10/2017 Gel Papaz Efendi!

4

17/07/2017 Oruç yüzünden bizim canımız dirilik elde edecektir!

4

23/02/2017 es-Selâmü Aleyküm

4

23/02/2017 Abdesti Bozmayan Şeyler

4

23/02/2017 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 18. Mektubu

4

23/02/2017 Himmetini Âlî Tut - Pir Abdulkâdir Geylâni Hazretleri

4

02/11/2016 es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh - TAKDİM

4

25/10/2016 Bize Ulaşan Haberler

4

25/10/2016 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 16. Mektubu

4

25/10/2016 Sünnetsiz İslam Arayışları

4

09/03/2016 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 11. Mektubu

4

09/03/2016 Mü’min Kul ve Dünyanın Hali - Pîr Abdülkâdir Geylânî (k.s)

4

31/01/2016 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 5. Mektubu

4

31/01/2016 Bir Kâmil Mürşide Varmasan Olmaz

4

31/10/2015 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 12. Mektubu

4

31/10/2015 Mustafa Hayri ÖĞÜT Efendi (k.s) Hazretlerini Rahmet ve Minnet ile Anıyoruz (1895 – 1979)

4

31/10/2015 Rabıta

4

26/10/2015 Âhireti Düşününüz! - Pîr Abdülkâdir GEYLÂNÎ

4

26/10/2015 Osmanlı’nın Manevi Kurucusu Şeyh Edebâlî (k.s)

4

30/07/2015 Namazda Huzur ve Huşuyu Yakalamak

4

30/07/2015 Köstendilî Halîl Efendi’nin Tûti İhsan Efendi’ye 5. Mektubu

4

30/07/2015 Seyyidü\'l-İstiğfâr - İmam GAZALÎ

4

30/07/2015 Abdullah b. Mes’ûd (r.a) Müslüman Oluşu

4

30/07/2015 Tâif Duası

4

01/03/2015 O Günden Beri Bu Haldeyim

4

27/02/2015 Bazılarına Ne Oluyor ki!

4

27/02/2015 Ebû Hanife\'nin Tasavvufi Hayatı

4

27/02/2015 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 5. Mektubu

4

26/02/2015 Olgun Müslüman’ın Vasıfları

4

26/02/2015 Tasavvuf, Havâssa Ait Ledün İlmidir

4

06/11/2014 Şefaati Ve Vesile (Aracı) Kılmayı Şirk Olarak Görme Hastalığı

4

06/11/2014 Âriflerin İlâhî Huzurdaki Edepleri

4

06/11/2014 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 5. Mektubu

4

06/11/2014 İntisâb Niçin Gereklidir?

4

06/11/2014 Gerçek Teslimiyet -Abdülkâdir Geylânî (k.s)

4

25/09/2014 Zilhicce Ayı Nasıl İhya Edilmeli

4

03/06/2014 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 9. Mektubu

4

08/02/2014 Kendimizi Nasıl Aldatıyoruz? İmam GAZALÎ

4

08/02/2014 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 5. Mektubu

4

08/02/2014 Asr-ı Saâdette Mescid-i Nebevî ve Diğer Mescidler

4

08/02/2014 es-selâmü aleyküm

4

17/09/2013 Mustafa Hayri Öğüt (ks.)

4

17/09/2013 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye 6. Mektubu

4

17/09/2013 Esmâ’ya Babasından Mektup

4

25/05/2013 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (39. Mektub)

4

25/05/2013 Şeyh Abdurrahman Hâlis et-Tâlebânî

4

16/02/2013 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (38. Mektub)

4

03/11/2012 GEYLANÎ TEFSİRİ - Kitap Tanıtımı

4

03/11/2012 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (1. Mektub)

4

03/11/2012 es-selâmü aleyküm

4

11/08/2012 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (17. Mektub)

4

11/08/2012 Sûfîlerden Esintiler - Cüneyd-i Bağdadi (k.s)

4

11/03/2012 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (30. Mektub)

4

11/03/2012 Sûfîlerden Esintiler-Kuşeyrî Risâlesi

4

11/03/2012 Tasavvuf-Abdülkadir GEYLANÎ (k.s)

4

11/03/2012 Mehmet Âkif ve Sudanlı Genç

4

11/03/2012 Merhabalar Efendim

4

29/12/2011 Temizleme Yolları

4

29/12/2011 Anadolu Selçuklu Dönemi, Müslim-Gayr-i Müslim İlişkileri

4

29/12/2011 Mesnevîden - Mürşid-Mürid-İlâhî Aşk

4

29/12/2011 On Dört Asır Evvel

4

29/12/2011 Kalbin Mâhiyeti

4

29/12/2011 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (28)

4

29/12/2011 Sûfîlerden Esintiler

4

29/12/2011 es-selâmü aleyküm

4

05/10/2011 Sûfilerin Ahlakı

4

05/10/2011 Şevvâl Orucunun Değeri

4

05/10/2011 Peygamberimizin Kılmamızı İstediği Namaz

4

05/10/2011 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin, Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (25)

4

05/10/2011 Altın Öğütler - Abdülkâdir Geylânî (k.s)

4

05/10/2011 Sûfîlerden Esintiler

4

05/10/2011 es-selâmü aleyküm

4

28/06/2011 Kitap Tanıtımı - Dostluk Üzerine

4

28/06/2011 Ankâzâde Köstendilî Halîl Efendi’nin Tûti İhsan Efendi’ye Mektubu (15)

4

28/06/2011 Mesnevî’den - Benliğin Şımartılması

4

28/06/2011 Kıssadan Hisse

4

28/06/2011 Sohbet, Abdülkâdir GEYLÂNÎ (k.s)

4

28/06/2011 es-selâmü aleyküm

4

15/04/2011 Röportaj - Rektör Abdullah Demircioğlu

4

15/04/2011 Müslüman Kimleri Sever?

4

15/04/2011 Köstendilli Ârif-i Billâh Halil Efendi’den (k.s) Müridi İhsan Efendiye Mektup (4)

4

15/04/2011 Geçmişten Günümüze Naat-ı Şerifler

4

15/04/2011 Abdulkadir Geylani Hz.nin Hicrî 18 Zilkade 545 Tarihli Konuşması

4

15/04/2011 Yeniliklere Açık Oluşu

4

15/04/2011 Şaka ve Latîfe Yapması

4

15/04/2011 Ashabıyla Münasebeti

4

15/04/2011 Şecâat ve Necdeti

4

15/04/2011 Allah’ı Zikretmesi

4

15/04/2011 Cömertliği

4

15/04/2011 Doğru Sözlülüğü

4

15/04/2011 Zühdü

4

15/04/2011 Hayâsı ve Tevâzuu

4

15/04/2011 Peygamberimizin Şemâili

4

26/02/2011 Hadislerle Kabir Azabı

4

26/02/2011 Serdâr-ı Hakan

4

26/02/2011 Köstendilli Ârif-i Billâh Halil Efendi’den (k.s) Müridi İhsan Efendiye Mektup (3)

4

26/02/2011 Erzurumlu İbrahim Hakkı ve İsmail Fakirullah (k.s) Türbesi

4

26/02/2011 es-Selâmü Aleyküm

4

25/12/2010 Aziz Okuyucularımız;

4

25/12/2010 Köstendilli Ârif-i Billâh Halil Efendi’den (k.s) Müridi İhsan Efendiye Mektup (2)

4

25/12/2010 Hz. Ali’nin (k.v) Zühdü

4

25/12/2010 Hz. Mevlânâ’dan

4

25/12/2010 Muharrem Orucu ve Aşûre Günü

4

25/12/2010 Hz. Âişe-i Sıddîka (r.anhâ) Annemizden Peygamberimize (as.)

4

12/10/2010 Aziz okuyucularımız;

4

12/10/2010 Köstendilli Halil Efendi’nin (k.s) Müridine Mektubu

4

12/10/2010 Zamana Değer Verenler - Lâdikli Hacı Ahmet Ağa (k.s)

4

08/08/2010 Aziz okuyucularımız;

4

08/08/2010 Tasavvufi Şiir Şerhi

4

08/08/2010 Hikmet Deryâsı

4

22/07/2010 Ey Gönül

4

22/07/2010 Gönül Âlemi

4

22/07/2010 Kitap Tanıtımı

4

03/04/2010 es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh

4

31/03/2010 Kalbin Şikayeti

4

31/03/2010 Nasıl Sevdiler?

4

31/03/2010 Rasûlullâh’ın (s.a.v.) Toplum İçindeki Ahvali
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net