SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Gerçek Sûfî
Hakkı AKKUŞ
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

Kur’ân ve Sünnet ışığında; iman merkezi olan kalbi; nefsanî, şeytanî duygu ve kirlerden arındırma okuluna “Tasavvuf” denilmiştir.

Tasavvuf yolu, kalbi saflaştırmak, berrak hale getirmek için gerekli manevî ilaçları (dua, tesbih, evrâd) bünyesinde bulundurmasından dolayı manevî bir şifahane, ya da hastane olarak da tanımlanabilir. Bu okulun bilinenleri olduğu gibi, yanlış bilinenleri ya da hiç bilinmeyenleri de olabilir. Doğruyu doğru kaynaklardan öğrenmelidir. İnsanlığa ışık tutmuş binlerce gönül erinin tasavvuf okullarından yetiştiği göz ardı edilmemelidir. Bu kurumlar topluma yönelik ahlakî yapılanmalardır. Hiç bozulmayan ve amacının dışına asla çıkmayan şahsiyetler ve manevî eğitim kurumları kıyamete kadar devam edecektir.

Tasavvufî hayatın ilk başlangıç noktası Hz. Peygamber (s.a.s) Efendimizdir. Sahabe-i kirâmı ibadete teşvik ederek ve nefsin hilelerine karşı onları sakındırarak tasavvuf alanında “İlk Mürşid” portresini de çizmiştir. Bu inkâr edilemez bir gerçektir. O’ndan (s.a.s) sonra arkadaşları aynı öğretiyi ve usûlü devam ettirdiler. Asırlardan asırlara, gönüllerden gönüllere bu manevî feyz ve aşkı aktardılar. Tasavvuf büyükleri bu usulleri aynen takip ederek ve bir önceki zatlardan telkin alarak yetiştiler. Örnek alıp taklit ettikleri tek şahıs İki Cihan Efendisi Hz. Muhammed’dir. Bu sebepten gönüllerde yer ettiler, sevildiler sayıldılar. Sevgili Peygamberimizi (s.a.s) görememiş olanlar, O’nu taklit ile O’na benzemiş olan muhterem ve mübarek insanların etrafında toplandılar. Bu yüzlerce yıldır böyle devam etmiştir ve etmektedir.

TasavvufKelimesi Nereden Gelmiştir?

1. Sûf (kaba yün elbise)giyenlere denilmiştir. Eskiden zâhid ve âbidler nefslerini ezmek için yumuşak elbiseler değil yün giysiler giyerlerdi. Bu sebepten bu topluluğa “Yünden yapılma elbise giyenler” manasına “Sûfi” ya da “Mutasavvıf” denilmiştir. Çünkü yün elbise giyen biri görülünce onun tasavvuf ehli ve nefsiyle mücadele halinde olduğu bilinirdi.

2. Sâfiyetten (iç temizliğinden)gelmiştir. Tasavvufun temel amacı iç âlemi benlik, kin, kibir, haset gibi kötü huylardan arındırıp sâfileştirmek olduğu için bu iş ile meşgul olana “Kalblerini saflaştırmaya çalışanlar, sâfiyet erbâbı” manasına “Mutasavvife” denilmiştir.

3. Ashâb-ı Sûffe’den gelmiştir. Ashab-ı Sûffe, Peygamberimizin (s.a.s) özel eğitiminde olan, yün elbise giyen, vakitlerinin çoğunu mescitte geçiren, kendilerini ibadete adamış, ilim öğrenip öğreten, Allah’ı daima anan, Kur’ân ve Hadis hâfızı olan bir topluluktu. Bu Zatların bütün bakım, yeme-içme ve giyinme ihtiyaçları bizzat Peygamberimiz (s.a.s) tarafından karşılanırdı. Bu anlamda Mescid-i Nebevi bir anlamda “Dergâh”, Peygamberimiz (a.s) “Mürşid”, Suffe ehli de “Mürid” ve “Derviş” idiler.

İşte bu örnekle tasavvuf yollarının kuruluşunda kimin örnek olduğu açıkça anlaşılır.

Tasavvufun Amacı

Tasavvufun amacı “Halk içinde Hakk ile olmak”tır. Kendini Yaratanı unutmayıp O’nun rızasını kazanmaya çalışmaktır. Kalpten dünya sevgisini çıkarmaktır. Şeytanın fısıltılarına kulak tıkamak, hayra çağıran meleklerin ilhamlarına gönül kulağını açmaktır. Tasavvuf, insan olmaktır. Sadece yiyip-içen, uyuyan, konuşan canlıya gerçek insan denmez. Gerçek insan; konuştuğunda hoş söz söyleyen, incitmeyen, kızmayan, yediren, içiren, giydiren, yetimi, dulu gözeten, tebessüm ehli, vatanına milletine bağlı, birlikten yana hep iyilik düşünen ve bunları da sırf Allah (c.c) rızası için yapan kişidir. Bu kişiliğin zirvesi Sevgili Peygamberimizdir. Sonra sırasıyla O’nu takip edenlerdir.

İşte tasavvuf özetle budur.

Gerçek Bir Sûfi Nasıl Olur?

Yunus Emreler, Mevlânâlar tasavvuf okullarında pişmiş yüce şahsiyetlerdir. Gönül sultanlarıdır. Onlar Allah’ı sevmiş, Allah da onları herkese sevdirmiştir. Üç günlük dünyada kırmak, kırılmak, küsmek yerine; sevmek sevdirmek, hoş geçinmeyi düstur edinmişlerdir.

Gerçek bir sûfi; Allah’ı (c.c) sever, O’nun Peygamberini (s.a.s) sever, yaratılanları sever. Âleme şefkat ve merhamet ile nazar eder. Sadece insana değil, ağaca, yeşile, toprağa, hayvanlara, havaya, suya bile iyi davranır. Nizam ve intizamdan yanadır. Bunu da kırarak, dökerek şiddetle değil, severek, sevdirerek yapar. Kendi fikir dünyası dışında kalanları da dışlamaz. Zorlayıcı olmaz. Kendini insanlardan üstün görmez. Halka hizmeti Hakk’a hizmet olarak bilir. Bütün kâinatı bir aile olarak görür. Bu ailede iyi tarafta olanlara hayır dua eder; yanlış tarafta yani batılda olanları Hakk’a davet eder. Hak ve batılı birbirine karıştırmaz. Dininin güzelliğini herkese yaşayarak öğretir. Vatanı için hizmet edenleri de takdir eder, onlara da dua eder. “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” denilmiştir. Devletine sahip çıkar. Devletin malına da sahip çıkar. Hak yemez, rüşvetten nefret eder. Sûfi; iyi olan güzel olan ne varsa sever, beğenir, yaşatır. Kötü, gayr-i ahlakî ne varsa şiddete başvurmadan karşısında durur. Tarihine kimliğine özellikle sahip çıkar. Kişiler arasında zengin-fakir, mevkii sahibi-alt sınıf ayrımı yapmaz. Dil ve ırk ayrılığı gütmez. Sever, sevdirir, yedirir, içirir. Hoş sözlü, çevresine duyarlı, kendi için istediğini karşısındaki içinde isteyen, elinden dilinden kimseye zarar gelmeyen kişi “Gerçek bir Sûfi”dir.

4

03/06/2014 Gerçek Sûfî

4

28/06/2011 Mürşid, Mürid ve İrşâd

4

26/02/2011 Âlemler Nûra Gark Oldu

4

25/12/2010 Kâbe-i Muazzama

4

22/07/2010 Bezm-i Elest

4

31/03/2010 O ve Ben
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net