SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din karde?lerimiz, gönül dostlar?m?z!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Kâdirîli?i, Anadolu?ya Ta??yan Velî E?refo?lu Rûmî (k.s)
Edebali KARABIYIK
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

Anadolu’da ya?ayan büyük velîlerden, ?âir. ?smi Abdullah olup, babas?n?nki E?ref’tir. Babas?n?n ismi ile ?öhret buldu. Babas?, M?s?r’dan ?znik’e göç etti. E?refo?lu Rûmî ?znik’te do?du. Do?um târihi belli de?ildir. 1484’te (H.889)?znik’te vefât etti. Türbesi ?znik’tedir. E?refzâde-i Rûmî diye de bilinir.

Babas?n?n terbiyesi alt?nda büyüyen E?refo?lu Rûmî, önce ?znik’te bulunan medreselerde çe?itli âlimlerden ders ald?. Zaman?n zâhirî ilimlerinde üstün ba?ar?lar elde etti. Sonra Bursa’ya giderek Pâdi?âh Çelebi Mehmed’in medresesine girdi. Burada tefsîr, hadîs ve f?k?h ilimleri üzerinde söz sâhibi olan âlimler derecesine yükseldi. Buradan mezun olunca, Bursa’da müderrislik yapan hocas? büyük âlim Alâeddîn Ali’nin yard?mc?s? oldu.

Çelebi Mehmed Han Medresesinde bir müddet ders veren E?refo?lu Rûmî bir sabah vakti medrese civar?nda dola??rken, zaman?n velîlerinden olan Abdal Mehmed’e rastlad?. Kalbinden; “Tasavvuf yolundan bana nasîb var ise baz? alâmetler görünsün” diye geçirerek ona yakla?t?. Abdal Mehmed kendisine bakarak; “Ey medreseli! Bize köfteli çorba getir” dedi. Bu söz üzerine çar??ya gidip, köfteli çorba arad?. Fakat bulamad? ve eli bo? dönmemek için köftesiz çorba ald?. Abdal Mehmed’e gelirken yoldaki çamurdan bir parça alarak, birkaç yuvarlak köfte hâline getirip, çorban?n içine att?. Abdal Mehmed çorbay? kar??t?r?p köfte bulamay?nca E?refzâde’ye; “Hani bunun köftesi?” diye sordu. Daha sonra çorbay? iyice kar??t?rd? ve E?refo?lu’na uzatarak; “Ye bunu!” dedi. E?refo?lu büyük bir teslimiyet ile tereddüt etmeden çorbay? yedi. Çorban?n içine at?lan çamur parçalar? köfteye dönmü?tü. Bunun üzerine o zât; “Ya sen olmay?p da kim olsa gerek?” ?eklinde bir söz söyleyip oradan uzakla?t?. E?refo?lu bu sözlerden bir mana ç?karamamas?na ra?men, tasavvuf yoluna girmesi hususunda bir i?aret oldu?una inand?.

 Nefsini terbiye etmek, kalp aynas?n? cilâlamak için kendi kendine u?ra?maya ba?lad?. Bu yolda bir hoca bulman?n ?art oldu?unu dü?ünerek, kitaplar?n? da??tt? ve Bursa’da bulunan Emir Sultan’?n huzuruna gitti. Talebesi olup, hizmetiyle ?ereflenmek istedi?ini bildirdi. Emir Sultan, Abdullah’?n tasavvuf yolunun a?k?yla yand???n? görünce onu evliyân?n büyü?ü Ankara’daki Hac? Bayrâm-? Velî’ye gönderdi. E?refo?lu, Ankara’ya gidip yeni hocas?na tam teslim oldu.

 Hac? Bayrâm-? Velî hazretleri, Abdullah’daki kabiliyeti ke?federek ona nefsini terbiye edecek vazifeler verdi. Ya?? k?rk?n üzerinde ve büyük bir âlim oldu?u halde, hocas?n?n emirlerine “Ba? üstüne” diyerek sar?ld?. Kendisine verilen helâ temizleme vazifesini, bütün gayretiyle yapmaya ba?lad?. Nefsinin isteklerini terk edip, istemediklerini yapmak için büyük çaba sarf etti. Bu ?ekilde riyâzet ve mücâhedeye devam etti. Hocas? Hac? Bayrâm-? Velî’ye on bir sene hizmet etmekle ?ereflendi. Bu kadar zaman zarf?nda hocas?n?n; “Üstâd?n huzurunda lüzumsuz konu?mak edebe ayk?r?d?r” sözü üzerine, yan?nda bir kelime bile konu?mad?. Sadece sorulan suâllere k?sa ve öz olarak cevap verir, edebe, ziyâde dikkat ederdi. E?refo?lu Abdullah, on bir sene içinde pek çok imtihandan geçti. Yapt??? güç i?lerden hiç ?ikâyette bulunmad?. Bu sabr? ve hocas?na kar?? muhabbeti ve hürmeti üzerine, Hac? Bayrâm-? Velî k?z? Hayrünnisâ’y? ona nikâh ederek zevceli?e verdi.

Bir müddet daha hizmete devam eden E?refo?lu Abdullah, hocas?ndan izin alarak Allahü Teâlâ’n?n emir ve yasaklar?n? bildirmek üzere ?znik’e gitti. Orada kendi iç âlemiyle ba? ba?a kald?. Hocas?ndan ayr?l??? onu yakt?, hasretine fazla dayanamad? ve tekrar Ankara’ya döndü. Hac? Bayrâm-? Velî, damad?n?, tasavvuf yolunda derecelerinin ilerlemesi için tekrar ?znik’e gönderdi. Orada k?rk gün nefsini terbiye etmesi için halvete girmesini, sonra Ankara’ya gelmesini emretti. ?znik’e gidip geldikten sonra, hocas?n?n: “Hama ?ehrinde Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin torunlar?ndan ?eyh Hüseyin Hamevî’nin huzuruna gidip, Kâdirî yolunu ö?reniniz” buyurdu. Bu emri yerine getirmek üzere haz?rl??a ba?lad?. Han?m?n? ve biricik k?z? Züleyhâ’y? bir merkebe bindirerek, Hac? Bayrâm-? Velî ile vedala?t?. Günlerce zahmetli ve yorucu yolculuktan sonra, Hama’ya yeni hocas?n?n huzuruna vard?.

 O gün hacdan dönen Hüseyin Hamevî, ilâhî bir ilhâm ile E?refzâde’nin gelmekte oldu?unu anlayarak, talebelerine; “Bugün Anadolu’dan bir er geliyor. Gidip kar??lay?n?z!” buyurdu. Kar??lamaya ç?kan talebeler zahmetli ve zorlu yolculuktan dolay? elbiseleri eskimi? oldu?u için E?refo?lu Rûmî yanlar?ndan geçti?i halde, hocalar?n?n söyledi?i zât?n o oldu?unu anlayamad?lar. Dergâh?n kap?s?na varan E?refzâde Rûmî, Hüseyin Hamevî taraf?ndan itibarla içeri al?nd?. Han?m? ve çocu?u ise Hüseyin Hamevî’nin han?m? taraf?ndan kendilerine ayr?lan odaya götürüldü.

Hüseyin Hamevî, bu yeni talebesinin önce nefsini terbiye etmek üzere k?rk gün halvet için bir hücreye koydu. E?refo?lu Abdullah, Hama’da da s?k? bir riyâzet ve mücâhedeye tâbi tutuldu. K?rk gün içinde Hüseyin Hamevî, Abdullah’a ziyâde teveccühlerde bulundu. Bir gün bir hizmetçi hücresine yemek götürdü. E?refo?lu’nu hareketsiz görünce, öldü zannedip, tela?land? ve durumu hocas?na bildirdi. Fakat k?rk gün dolmad??? için Hüseyin Hamevî bu duruma ald?r?? etmedi. Abdullah k?rk?nc? günü hücreden ç?kart?ld???nda, büyük bir vecd hâli içinde kendinden geçmi?, gözleri kapal? ve hareketsiz bir halde görüldü. Kendisini melekler âlemini seyretmenin lezzetinden ay?rd?klar?nda; “Sultan?m bize k?yd?n?z” diyerek gözlerini açt?. Bu k?rk günlük imtihan? ba?ar?yla veren Abdullah, tasavvufta pek yüce mertebelere ç?km?? olarak icâzetnâme ald?. Hüseyin Hamevî’nin halîfesi olarak Anadolu’da Kâdirî yolunu yaymak üzere vazifelendirildi.

 “Halk senin zâhirine de bakar. Onun için k?yafetini biraz düzeltmen lâz?md?r. ?u h?rkay? ve pabuçlar? al, giy”buyurunca, E?refo?lu h?rkay? giydi, pabuçlar? da ba??na geçirerek; “Hocam?n verdi?i pabuç aya??ma de?il, ba??ma olsa gerektir” dedi.

 Hocas?n?n emri üzerine yola ç?kmak üzere haz?rl?k yapt??? s?rada, Hüseyin Hamevî’nin eski talebeleri aralar?nda; “Biz bu kadar zamandan beri hocam?z?n hizmetindeyiz. Bize himmet verilmedi. Bu Rûmî denilen ve Anadolu’dan gelen kimseye k?rk günde hem himmet, hem de icâzet verildi. Bu nas?l i?tir?” diye konu?uyorlard?. Hüseyin Hamevî, Allahü Teâlâ’n?n izniyle bu duruma vâk?f oldu. Talebelerini toplay?p bir konu?ma s?ras?nda; “Yâ Rûmî! Bu kadar misafirimiz oldun. Sana bir ziyafet veremedik. Bir ziyafette bulunal?m. ?n?âallah ondan sonra gidersin” dedi. Yemekler haz?rlan?p, talebeleri ile ye?illik bir yere gittiler. Hüseyin Hamevî suyu bulunmayan bir yerde oturulmas?n? emretti. Talebeleri; “Sultan?m, burada su yoktur, namaz zaman? abdest almak icap etti?inde s?k?nt? çekeriz” demelerine ra?men Hüseyin Hamevî oturulmas?n? istedi. Talebeler hocalar?n?n emri üzerine oturdular. Namaz vakti girince abdest almak icap etti. Hüseyin Hamevî, E?refo?lu hâriç bütün talebelerine su aramalar?n? söyledi. Talebelerin; “Sultan?m burada su yoktur” demelerine ra?men; “Hele siz bir aray?n belki vard?r” buyurdu. Talebeler aramalar?na ra?men bulamad?lar. Bunun üzerine Hüseyin Hamevî; “Rûmî! Gerçi sen misafirsin. Misafire hizmet ettirmek do?ru de?ildir. Bir de sen ara. Belki su bulursun” deyince, E?refo?lu; “Emriniz ba??m üstüne!” diyerek hemen aramaya ba?lad?. Bir a?ac?n yan?na gidip, teyemmüm etti ve secdeye var?p Allahü Teâlâ’ya ?öyle yalvard?: “Yâ Rabbî! Hocam su istiyor. Lütfet, su ihsân eyle” Daha sonra ba??n? secdeden kald?rd?. Secde etti?i yerden bir p?nar?n kaynad???n? gördü. Hemen tas? doldurup hocas?na götürdü. Hüseyin Hamevî talebelerine dönerek; “Su olmad???n? iddia ediyordunuz. Bak?n Rûmî nas?l bulmu?!” dedi. Talebeler hemen suyun bulundu?u yere gittiler. Suyun daha yeni ç?k?p akmaya ba?lad???n? görünce, hocalar?n?n E?refo?lu’na himmet etmesinin sebebini anlad?lar.

 Hüseyin Hamevî, Abdullah’? Anadolu’ya u?urlad?ktan bir müddet sonra, arkas?ndan bakt? ve: “Abdullah-? Rûmî koca bir deniz imi?. Bizde bulunan her ?eyi çekip sînesine ald?” buyurdu. Çocuklar? ile birlikte Ankara’ya giden Abdullah-? Rûmî, kay?npederi Hac? Bayrâm-? Velî’nin yan?nda bir müddet daha kald?ktan sonra ?znik’e gitti.

 ?znik’te önceleri münzevî, yaln?z bir hayat ya?ayan E?refo?lu, ?an ve ?öhretten hiç ho?lanmazd?. Kimsenin dikkatini çekmeden fakirâne bir hayat ya?ad? ve insanlardan uzak kalmaya çal??t?. ?znik’e Hama’dan bir zât?n gelmesi ile durum de?i?ti. O zât herkese E?refo?lu’nun menk?belerini anlatmaya ba?lay?nca, ?znik halk? kendisine hürmet ve itibar göstermeye ba?lad?. Bundan rahats?z olan E?refo?lu Rûmî da?lara çekildi, tekrar uzlet hayat?na ba?lad?. Da?larda dola??rken bir köylü onu gördü ve suçlu sanarak yakalad?. Gayesi onu teslim edip mükâfat almakt?. Fakat onun ?öhretini duyan köylünün annesi, kendisini tan?y?nca mesele anla??ld?, köylü ve annesi de E?refo?lu’na talebe oldu. Bunun üzerine ?znik’e dönen E?refo?lu as?l vazifesi olan insanlara do?ru yolu anlatmaya ba?lad?. ?lk talebesi olan ve kendisini yakalayan köylü O’nun için P?narba?? denilen yerde bir dergâh yapt?rd?. E?refo?lu Rûmî burada talebelerine ders vermeye, Kâdirî yolunu yaymak için çal??malara ba?lad?. Talebelerinin nefsini terbiye etmek için, riyâzet ve mücâhedeler yapt?rmaya, gurur, kibir, ucb gibi kalp hastal?klar?ndan kurtarmaya büyük gayret gösterdi.

 Bir gece E?refo?lu Rûmî dergâh?nda ibâdet ediyordu. Bu s?rada bir ???k peydâ oldu. O ???ktan ?öyle bir hitap duyuldu: “Ey kul! Dile benden ne dilersen. Bütün haram olan ?eyleri sana helâl k?ld?m” E?refo?lu bir anda Allahü Teâlâ’n?n izni ile sesin sâhibi olan ?eytan? yakalad?. Avucunun içinde s?kmaya ba?lad?. O anda ?eytan; “Yâ ?eyh! Ne yap?yorsun? Allah bana k?yâmete kadar mühlet vermi?tir. Sen ise beni öldürmek istiyorsun” deyince, E?refo?lu:“Ey mel’ûn! Sen benim talebelerimin ve dostlar?m?n imanlar?na kast etmeyece?ine dair söz verirsen, salar?m” dedi. ?eytan da; “Onlar?n imanlar?na kast etmeyece?ime söz veriyorum” dedi. Bunun üzerine E?refo?lu Rûmî; “Ey mel’ûn! Allahü Teâlâ ile olan ahdine vefâ etmedin. Benimle olan ahdine mi vefâ edeceksin. Bildi?in ?eyden geri kalma” dedi ve sald?. Talebeleri; “Onun ?eytan oldu?unu nereden anlad?n?z?” diye sorunca; “Bütün haramlar? sana helâl k?ld?m, deyince anlad?m. Çünkü Allahü Teâlâ’n?n haram etti?i ?eyler zâta mahsus de?ildir. K?yâmete kadar bâkidir” buyurdu.

 E?refo?lu’nun gayretli çal??malar? ve büyüklü?ü çevreden i?itilmeye ba?land?. Bursa’dan, ?stanbul’dan ve di?er vilâyetlerden ak?n ak?n gelip talebesi olmakla ?ereflenmek isteyenler ço?ald?. Hatta Sadrâzam Mahmûd Pa?a, onun talebesi olmak iste?inde bulundu. Onun yoluna girdi. Abdullah-? Rûmî hazretleri, talebeleri aras?nda en ileri olan Abdürrahîm T?rsî’yi yerine halîfe, vekil b?rakt? ve k?z? Züleyhâ ile nikâhlad?.

 Abdullah-? Rûmî, Fâtih Sultan Mehmed Han’?n ?stanbul’u fethinden önce Müzekkin-Nüfûs isimli bir kitap yazd?. Bundan ayr? olarak Tarîkatnâme, Delâlil-ün-Nübüvve, Fütüvvetnâme, ?bretnâme, Mâzeretnâme, Elestnâme, Nasîhatnâme, Hayretnâme, Münâcaatnâme, Cinânü’l-Cenân, Tâcnâme, Esrâru’t-Tâlibîn gibi eserleri vard?r.

Dîvân?nda pek güzel ?iirler, kasîdeler bulunmaktad?r. Yûnus Emre’nin ?iirleri tipinde ?iirler söylemi?tir. ?iirlerinde, “E?refo?lu Rûmî” mahlas?n? kullanan Abdullah-? Rûmî daha çok ö?üt taraf?ndad?r. Halk aras?nda en çok söylenen ve en me?hur ?iiri “Tövbeye Gel”dir.

 

Gözün Aç

 

Gözün aç imdi uyan

Tevbeye gel tevbeye

Gaflet uykusuna kan

Tevbeye gel tevbeye

 

Nice bir nefs arzusu

Nice dünya kaygusu

Ya nice nice isyan

Tevbeye gel tevbeye

 

Ey dünyay? cem’ eden

Sonra koyuban giden

Olmad?n sen pe?iman

Tevbeye gel tevbeye

 

Verme dünyaya gönül

Nefsi ko Hakk’a ol kul

Tab ziyan? ass? sen

Tevbeye gel tevbeye

 

Ne yatars?n tururu

Korku çoktur ilerü

Nagah göçer karüban

Tevbeye gel tevbeye

 

Gelenler kamu gitti

Sevdi?ini terk itti

Girdiler kabre uryan

Tevbeye gel tevbeye

 

Dervi?li?in yoluna

A?k ile geldin ise

Geç bitmez endi?eden

Tevbeye gel tevbeye

 

E?refo?lu Rumi sen

Nefsine ver tevbeyi

Nefsin eyle müslüman

Tevbeye gel tevbeye

4

18/09/2018 Manevî Yükseli? Kudüs?ten Ba?lar*

4

09/03/2018 Mest kim Hu?yâr kim

4

29/10/2017 Muhabbet Yükünün Kervan?: Surre Alay?

4

23/02/2017 Hanyal? Nûri Dîvan??nda Hz.Peygamber (s.a.v)

4

09/03/2016 Hanyal? Nuri Osman Divan??nda ?eriat, Tarîkat, Hakîkat, Ma?rifet

4

31/10/2015 Girit?teki Kadirî Tekkeleri

4

30/07/2015 Kâdirîli?i, Anadolu?ya Ta??yan Velî E?refo?lu Rûmî (k.s)

4

27/02/2015 Bayezid-i Bistâmî Hazretleri Kimdir? (777-848)

4

06/11/2014 Korkma!

4

03/06/2014 Kutadgu Bilig ve Bilgelik Kavram?

4

16/02/2013 Tarihimizden?

4

03/11/2012 Yâ Nureddin!

4

11/08/2012 Osmanl?n?n Erdemli ?nsanlar?

4

11/03/2012 Çanakkale Sava?lar?ndan

4

29/12/2011 Ana, Biz Dilenci De?iliz; Senin O?ullar?n?z!

4

28/06/2011 Senin ?stifa Ettirdi?ini Biz de ?stifa Ettirdik!
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net