SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din karde?lerimiz, gönül dostlar?m?z!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Mür?it Kimdir?
Serkan ZEYBEKER
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

Mür?it ve ?eyh kelimeleri Arapça kökenli kelimeler olup mür?it do?ru yolu gösteren, yol gösterici, rehber, ö?üt veren, vâiz, e?itimci, ö?retmen anlamlar?na; ?eyh kelimesi ise ihtiyar erkek, lider, ba?kan, üstad, profesör (güncel sözlüklerde) anlamlar?na gelmektedir.[1]

Tasavvuf ?st?lah?nda tarikat lideri, ir?ad eden, do?ru yolu gösteren k?lavuz, gafletten uyand?ran, manen ve ahlaken olgun ve olgunla?t?ran ir?ad vesilesi kimse manas?nda kullan?l?r.

Mür?it, tasavvufta tâbi olunan kâmil insan örne?idir. ?slam tasavvuf ekollerinin hemen hemen tamam?nda müritlerini (tâbilerini ya da intisab edenlerini) terbiye eden, Kur’ân-? Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye ait ölçüleri hayata geçirerek bu ölçüleri nefsinde bizzat ya?ayan ve ba?l?lar?n? dinin esaslar?, dini hayat, tevhit, marifetullah, konusunda terbiye ederek onlar? fenâfillaha (Allah’ta fâni olmaya) eri?tirmek için önderlik eden ö?retmen anlam?nda kullan?l?r.[2]

?slami ilimler; Kur’ân ve Sünnetin incelenmesi, esaslar?n?n ortaya konulmas? dâhilinde çok geni? dallara ayr?lm??, her ilim erbab? kendi usul ve kaidelerini ortaya koyarak tarih sürecinde bu ilimlerde önemli geli?meler kaydedilmi?tir. T?pk? fen ve sanat ilimlerinde oldu?u gibi dini ilimlerde de usta-ç?rak usulüyle bilen kimselerin bilgi ve deneyimlerini ö?rencilerine aktarmas? suretiyle e?itim ve ö?retim süreci devam ede gelmektedir. ??te bu dini ilimlerden birisi de tasavvuftur.

Her ilim üstad?n?n k?ymeti daha ziyade o ilmin erbab? taraf?ndan daha çok bilinirse de, asl?nda toplumun geneli böylesi mümtaz ki?ilere sayg? ve muhabbet besler. Toplumlar?n her yönüyle ilerlemelerinde, bireylerin toplumun bir ferdi olarak ki?isel geli?imlerinde; uzmanl?k alanlar? farkl? ve konular?nda uzman olan bu ki?iler, akl-? selim insanlar?n kanaat ve vicdanlar?nda toplumun mayas? gibidirler.

Mür?itlerin uzmanl?k alan? ise ?slam ahlâk?d?r. Sosyolojik olarak ahlâk, geli?mi? bir toplum olabilmenin hiç de küçümsenemeyecek bir faktörü oldu?u gibi dinî bir de?er olarak da ?slam’?n özü, ibadetlerin manas?, ?slâma tabi olman?n semeresi denilebilecek bir mahiyettedir. Hz. Peygamber (s.a.s):

“Ben güzel ahlâk? tamamlamak için gönderildim”[3]buyurmaktad?r.

Kalbi nefsin hevâ ve isteklerinden, kötü ahlaktan, as?ls?z evham ve vesveselerden temizlenmi?, nefis ve ?eytan?n hilelerini bilen, itidal üzere hareket eden, güzel ahlakla bezenmi? bir insan-? kâmilin; fertlere, hatta toplumlara ne denli hayat veren bir ab-? hayat misali olduklar?n? tarih bize göstermi?tir. Din-i mübin-i ?slam’?n sanca??n? yükselten, gitti?i yerlere adalet ve huzur götüren cihan hükümdarlar?n?n perde gerisinde bu zatlar? görebiliriz. Sözleri hasta nefislere ?ifa, kar??m?? dima?lara cila, susam?? gönüllere devad?r.  Görü?leri isabetli, fikirleri ferasetli, duru?lar? dirayetlidir. ?frat ve tefritte bulunmaz, hikmet üzere hareket ederler. Do?ru yol için rehber arayanlara biçilmi? bir kaftand?rlar. Salih kullar, Allah’?n toplumlara bah?etti?i nimettirler.

Hz. Mevlana (k.s) ?u sözleriyle mür?id-i kâmillerin k?ymetlerini dile getirmektedir:

“Onlar?n nefesi, gayb âleminin bahar?ndand?r. Onun tesiriyle, gönülde ve canda ye?illik ve tazelik husule gelir.”[4]

‘’K?lavuzsuz yol gidene iki günlük yol, yüz y?ll?k yol olur.’’[5]

Fakat her ?eyhim diyene de itibar edilmez. Hakiki olmayanlar?na dikkat etmek gerekir. ?a??lacak bir durumdur ki böylelerinin say?lar? da çoktur. O halde ?eyhte bulunmas? gereken vas?flar?n aç?klamas?n? yapmak gerekir:

Birinci olarak; itikatta, ehl-i sünnet inanc?nda olup, amelde ise dört hak mezhepten biri olan Hanefi, ?afii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinden birine tâbi olmal?d?r.

?kinci olarak;Peygamber Efendimizin (s.a.s) ahlak? ile ahlaklanm?? olmal?d?r.

Üçüncü olarak;  haramlar? bilip herkesten daha çok sak?nmal? ve farzlar? yapmakta çok titiz olmal?d?r. Sünnet ve bid’at olanlar? bilmekte ve uygulamakta herkesten önde olmal?d?r. ?üpheli olan ?eylerden, herkesten daha çok sak?nmal?d?r.

Dördüncü olarak; mür?itler silsilesi Rasûlullâh (s.a.s) Efendimize kadar uzanan kâmil ve mükemmil bir mür?itten icazet almal?d?r. Zira ehliyetsiz bir ?oförün arabas?na binmekten daha tehlikelidir. Halk aras?nda me?hur bir sözdür: “Yar?m doktor insan? candan, yar?m hoca insan? imandan eder.”Allah (c.c) muhafaza buyursun.

Hakiki ?eyhi sahtesinden ve nak?s?ndan ay?rmam?z için ?u izahat?n yap?lmas? da faydal? olacakt?r. ?eyhler üç gruptur:

Sahte ?eyhler:  ?eyhlikle bir alakalar? yoktur. Bunlar ne ?eriattan ne tarikattan haberi olmayanlard?r. Haberleri varsa da dini nefsine uydurmaya çal??anlard?r. Bunlar veya bunlar?n yardakç?lar? olan cahiller, asl? olmayan kerametlerle veya türlü oyunlarla kand?r?p, okun yaydan ç?kt??? gibi insanlar? ?slam’dan uzakla?t?r?rlar.

Nâk?s ?eyhler: Bunlar da kendisinin ?eyh oldu?unu sanan veya böyle bir durumu olmad??? halde cahil ki?ilerce ?eyh oldu?u san?lan kimselerdir. Bunlar, yolda kalm?? veya yeti?mi? olabilirlerse de ir?âda ehliyetli olmayanlard?r. Yani mür?id-i kâmil de?illerdir.

Bunlardan bir k?sm? ?eytan?n aldatt??? kimselerdir. ?eytan bunlar? baz? ke?if ve rüyalarla yan?ltarak kendilerini olgun insan gösterir. Hatta kendilerini peygamberlerin seviyesinde görenlerde vard?r. Bunlara tabi olanlar da helak olurlar. Bunlar? anlamak için ?eriat? (Kur’ân ve Sünnet’i) iyi bilmek yeterlidir.

Di?er bir k?sm? hüddam ile u?ra?an ?eyhlerdir. Hüddamc?lar, cinleri kontrol etmek suretiyle türlü i?ler görenlerdir. Kendilerinde olmayan manay? varm?? gibi göstererek tâbilerini ço?altmak isterler. Hâlbuki hüddam ile u?ra?mak, dinimizin haram k?ld??? hususlardan oldu?u gibi hele tasavvuf ehlinin semtine dahi yakla?mamal?d?r. Hz. Peygamber de (s.a.s) böyle yapm??t?. Buyurdu ki:

“Cin tâifesinden bir ifrît (korkunç ve zararl? bir cin) dün gece namaz?m? bozmak için bana apans?z?n hücum etti. Fakat Allah (c.c) beni ona kar?? galip getirdi de hemen onu bo?dum. Sabah olunca hepiniz onu göresiniz diye, Mescid’in direklerinden birinin yan? ba??na ba?lamak istedim. Fakat sonradan karde?im Süleyman’?n ?u duâs?n? hat?rlayarak vazgeçtim: ‘Ya Rab! Bana ma?firet et ve bana öyle bir mülk ver ki o, benden ba?ka hiç kimseye lây?k olmas?n. ?üphesiz bütün dilekleri ihsan eden Sensin Sen!”[6]

Di?er rivayette, “... Sonra onu yakalamak istedim. Vallahi karde?imiz Süleyman’?n duâs? olmasayd?, muhakkak ba?lanm?? olacakt? da Medine halk?n?n çocuklar? onu oyuncak edeceklerdi.”[7]Hz. Peygamber (s.a.s), Süleyman (a.s) peygamberin duas?n?n kabulü için böyle davranm??t?r. Hâlbuki hakiki olan ?eyhler Hz. Peygamberin (s.a.s) izinde hareket ederler ve tâbilerini o yola sevk ederler. Halk aras?ndaki “himmete muhtaç dede, kime himmet ede?” sözü, böylesi kimseleri tarif eder.

Di?er bir k?sm? merhum olan ?eyh efendinin halifesi olmad???nda cemaat da??lmas?n diye baz? kimselerin cemaatin ba??na hoca olarak geçmesi veya halife san?lan, baz? yetkilere sahip dervi?lerdir. Bu zâtlar, mür?id-i kâmilin halakay? zikir idaresi gibi çe?itli i?lerle görevlendirdi?i fakat ir?ad ehliyeti vermedi?i kimselerdir. Yâni bu kimseler de ?eyh olarak telakki edilmemelidir.

Di?er bir k?s?m da ?eyh-i kâmil olmayan evliyâlar ve üveysi[8]olanlard?r. Üveysiler herhangi bir mür?id-i kâmille zâhiren görü?memi? fakat mana yoluyla yeti?mi? olan evliyâlard?r. Bu durumun, birçok menâk?blarla tevatüre ula?mas?[9]mümkün oldu?unu göstermektedir. Fakat bu zâtlar?n yeti?mi? olduklar?na dâir bir delilimiz olamayaca?? gibi, ir?âda da icâzetleri yoktur. Evliya ve Mür?id-i kâmiller aras?ndaki fark? da bilmek gerekir. Evliya manen olgunla?m??, yeti?mi? ki?idir. Fakat her evliya dahi mür?it de?ildir. Mür?it olan zatta yeti?tirme vasf? yani ir?âd ehliyeti vard?r. Anlamak ve anlatabilmek farkl? ?eylerdir. Mür?id-i kâmiller t?pk? annelerin bebekleri büyüyesiye kadar süt verdikleri gibi, hazmedemeyecekleri bilgileri müridlerine vermezler. ?r?âd ehliyeti olmayan velilerde do?al olarak böylesi bir hassasiyet bulunamayabilir. Manevi bir hâlin esmesiyle müridlerin yanl?? de?erlendirebilece?i sözler sarf edebilmesi ihtimal dâhilindedir. Hâlbuki e?itim, ö?renci odakl? olur. Sözün do?ru olmas? önemli oldu?u gibi, do?ru ifade edilmesi ve do?ru anla??lmas? da önemlidir. ?mam Rabbani Hz.leri bu hususta ?öyle bir uyar?da bulunmu?tur:

“K?yas ve içtihat, ?eriat?n dört temelinden biridir. Buna uymakla emrolunduk, evliyan?n ke?if ve ilham?na de?il.”[10]

Yukar?da say?lan iki gruba da mür?id nazar?yla tâbi olmaktan ?iddetle kaç?n?lmal?d?r. Mür?it olduklar? san?lmamal?d?r. Ehliyetli olmad?klar?ndan eksik veya hatal? durumlara dü?ebilirler. Hatta cahil ve maneviyat? zay?f olanlar?ndan ?slam’a ayk?r? durumlar ortaya ç?karsa, tâbi olup itaat edenler mesul olurlar. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.s) ?öyle buyurmu?tur:

“Allah'a isyan olan hususta itaat yoktur. ?taat, ancak me?ru olan ?eydedir.”[11]?slâm’a ayk?r? durumlar? olmasa, hatta mana yolunda baz? bilgilere sahip olsalar bile ula??lmas? gereken hedefe ula?t?racak ir?ad ehliyetleri bulunmad???ndan; acemi çiftçilerin verimli olan topraklar? zâyi ettikleri, ürünü yabanc? ot ve ha?erattan koruyamad?klar? gibi güzel ahlak tohumlar?n? müridlerin kalplerine güzelce ekmeyi bilemezler. Kabiliyeti kuvvetli nice müridler bile ellerinde ziyân olurlar.

Gerçek ?eyhler: Bunlar?n say?lar? azdan azd?r. Bu zâtlar ehl-i sünnet inanc?nda samimi mü’minlerdir. Tek gayeleri, Allah r?zas? için Kur’ân’?, Sünnet’i ve Peygamberimizin ahlak?n? ya?amak ve ya?atmakt?r. Keramet asla ölçü de?ildir. Ölçü, Kur’ân ve Sünnet’i ya?amakt?r.

Kamil bir mür?ide tâbi olman?n avantajlar? çoktur. Mür?ide tâbi olmayanlar bunlardan mahrum olurlar. Fakat istifade için de mür?id-i kâmillerin sözlerine itaat edilmesi, verdi?i reçetelerin uygulanmas?, davas?na omuz verilmesi gerekir. Hatta tarikat vazifelerinden önce ?slam’a uyulmas? gerekir. E?er uyulmazsa böyle kimseleri de?il ?eyhler, Peygamberler dahi kurtaramaz. Hz. Peygamber, k?z? Fat?ma’ya ?öyle buyurmu?tur:

“Ey Fat?ma! Amelinle kendini ate?ten kurtar. Yoksa ben de seni kurtaramam!”[12]

Mür?id-i kâmillerden istifade etmek isteyen ki?iler, o zatlara mutlak itaat etmesi gerekir. Fakat bu, dinimizin Allah'a isyan olan hususta itaat yoktur”prensibiyle çeli?en bir durum de?ildir. Senelerce k?l? k?rk yararak, titizlikle ?slam’a uydu?u görülen, ahlak? ve ilmi takdir edilen bir zât?n, zâhirde ?slama muhalif görünen bir emrine hemen itiraz etmek de?il, öncelikle hikmet aranmas?n? tavsiye etmekten ibarettir. ?nsaf etmek dahi dinimizin prensiplerindendir. Bir mü’minin bir mü’min üzerinde hakk?; öncelikle yanl?? gördü?ü bir fiiline hüsn-i zan etmek, bulamazsa ?a??rmak, devam ederse ?üphelenmek, yine devam ederse uyarmak, bu da fayda vermezse en son itiraz etmek olmal?d?r. Herhalde ki vicdan ehline öncelikle itiraz etmek uygun olmaz. Hele bu mü’min bir özü-sözü bir mür?id-i kâmil ise… Daha hayat?n sillesini yememi? toy bir çocu?un babas?n?n yapt??? i?leri anlamayarak itiraz etmesi gibi çok büyük bir yanl??t?r. ?tiraz ederek ilim sahibinden nas?l ilim al?nabilir?

Mür?id-i kâmilsiz mana yoluna girmenin tehlikeleri çoktur. Ki?i nefis ve ruhun mücadelesinde her daim taraf?n? do?ru seçemeyebilir, ?eytan?n hile ve desiselerine kap?l?p hak ve bat?l? kar??t?rabilir. Mür?itsiz mana yolunda gitmenin tehlikelerini Beyazid-i Bestamî (k.s) ?u me?hur sözüyle bildirmi?tir:

“?eyhi olmayan?n ?eyhi ?eytand?r.”

Elbette her ilmi, o ilmin üstad?ndan ö?renmek tart??mas?z en ak?ll?ca olan yoldur.

 

[1] Arapça-Türkçe Sözlük, Mektep Yay?nlar?, Kadir Güne?

[2] Wikipedia

[3] Ahmed, III, 75; Malik, Huluk/8

[4] Mevlana, IV, 1008.

[5] Can Kula??n? Aç Hz. Mevlana’dan Özlü Sözler, Âdem Sertel, s.240

[6] Buhârî, Salât/75, Enbiyâ/40; Müslim, Mesâcid/39; Ahmed b. Hanbel, II/298

[7] Müslim, Mesâcid/40

[8] Tâbiinin büyüklerinden Veysel Karani (k.s), Hz. Peygamberle (s.a.s) ayn? zamanda ya?am?? fakat görü?me imkân?n? elde edemeden iman etme ?erefine nâil olmu?tur. As?l ismi Üveys b. Âmir el-Karnî'dir. Hz. Peygamberin bedeninden de?il ruhundan istifade etmesine ve ismine atfen, vefat etmi? mür?id-i kâmillerin ruhlar?ndan istifade ederek mânen yeti?en evliyâ zâtlara tasavvuf mensublar? indinde ‘üveysi’ denilmektedir.

[9] Buradaki ‘tevatüre ula?mas?’ ifadesi akaid ilmi terimi olarak de?il, tasavvuf ehli içerisinde çok say?da rivayet olmas? bak?m?ndan kullan?lm??t?r.

[10] Mektubat, C.1, 272. Mektub

[11] Buhâri, Ahkâm/4; Müslim, ?mâre/39-40

[12] Buharî, Vesâyâ/11; Tefsir (26) 2; Müslim, ?man/348-352. (Bu hadis-i ?erif ?efaat kar??tlar? taraf?ndan yanl?? de?erlendiriliyor olabilir. Hâlbuki hakikat öyle de?ildir. ?efaate güvenip amellerin b?rak?lmamas? için k?z? Fat?ma (r.anhâ) validemiz nezdinde bu uyar?, tüm Ümmet-i Muhammededir.) 

4

18/09/2018 Zaman, Tasavvuf Zaman?d?r

4

09/03/2018 ?imdi Ku?a Benzedi!

4

29/10/2017 Kem Alet ?le Kemâlât Olmaz

4

17/07/2017 Nevzuhûr Âlimlere Dikkat!

4

23/02/2017 Kad? Burhaneddin Çilehanesi

4

25/10/2016 Kutbu?l-Aktâb

4

09/03/2016 Ricâlü?l-Gayb

4

31/01/2016 Mür?it Kimdir?
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net