SON SAYI
1. Sayı
es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh
Din kardeşlerimiz, gönül dostlarımız!
PDF Halini indirmek için tıklayınız
 
Tasavvufi Şiir Şerhi
İbrahim Hakkı HÜDAVERDİ
LinkedIn Google+ Facebook Twitter Addthis

 

Derman arardım derdime

Derdim bana dermân imiş

Burhan sorardım aslıma

Aslım bana burhan imiş

Tasavvufî hayatta dertten maksat, varlık ve yokluk meselesidir. “Neyim?”, ”Ne olacağım?”, “Nerden geldim?”, “Beni var eden kim?”, “O, nasıl bir varlık?” gibi onlarca soru insan kalbini meşgul eder durur ve nihayet içinden çıkılmaz bir dert halini alır. Her dertte bir derman gerektirir. İşte tasavvuf yolcusu; kendi ile ilgili problemini yine kendisinde çözecektir.

من عرف نفسه فقد عرف ربه

“Kim nefsini bilirse O Rabbini bilir” hadis-i şerifine göre sâlik; kendi nefsini tanıdıkça, kendini yaratan hakkında bilgi sahibi olur. Ve O’nun emir ve yasaklarının sırlarını ve kendisini yaratış hikmetini kavrar. Hayâtın ve ölümün mânâsını çözer. Tasadan, gamdan kurtulur. Nereden geldiğini anlaması için kendisini yaratanı bilmesi gerektiğini anlar. Yakîn gözüyle bakar ki, kendisi O yaratıcıya, Allah’a (c.c)  delil olmaktan ziyade O Allah, kendisine delildir. Çünkü yaratan olmadan mahlûk olmaz. Var ki, varsın. O’nda rahmet var, sana merhamet vermiş, O (c.c) ilim sahibi, sana ilim vermiş, hayat vermiş, işitme vermiş, konuşma vermiş vb. Bunlar var olduğuna göre bunları veren var. Anlar ki O (c.c), kendi varlığının delilidir. Hâlık, mahlûka burhan yani delil imiş.

 

Sağı solu gözler idim

Dost yüzünü görsem deyu

Ben taşrada arar idim

Ol can içinde can imiş

 

Burada tasavvuf yolcusu şunu ister. Kendisini yaratan  Hakk Teâlâ (c.c) Hz. lerinin o güzel ilâhî cemâlini görmek… Bu nasıl olmasın ki? Zira Hz. Mûsâ (a.s) bile Tûr dağında münâcatta iken:

رب ارنى انظراليك

“Rabbim bana görün, sana bakayım”(A‘râf, 143) demişti. İşte her ilâhî aşka tutulan kalp sahibi, bu şekilde Rabbinin, o güzel “Dost”un  cemâlini arar, görmek ister. Her gezdiği dolaştığı yerde O’nu arar. Yere bakar, göğe bakar. Hâlbuki bunlar hep âfakta, dışta olan şeylerdir. İnsana mahlûklar, yaratılmışlar içinde yaratanın eseri olarak kendisinden daha yakın bir şey yoktur. O halde aranılan Dost, kişinin kendi gönül aynasında aranmalıdır.

“Biz size şah damarınızdan daha yakınız”(Kâf, 16) âyet-i kerîme meâlinde buyrulduğu gibi, kul Dostu uzaklarda değil kendinde aramalıdır. Kendi vücûduna baksa, Dostun kudret izleri kendisinde parlar durur. Her uzvu O’nun kudretiyle vardır, her zerresinde O’nun hilkat nûrları parlar. Hele gönül... İşte o gönül zikirle, Kur’ân’la cilâlandığında âyine-i mücellâ, sâf, parlak bir ayna halini alır ve Hakk’ın (c.c) celâl ve cemâl nûrlarını gösterir. İşte bu beyitlerde bunun idrâk edilmesi anlatılmaktadır.

 

Savm u salât u hacc ile

Sanma biter zâhid işin

İnsân-ı Kâmil olmaya

Lâzım olan irfân imiş

 

Oruç, namaz, hac gibi ibadetleri, şuursuzca yapmak ile Hakk’a (c.c) varılmaz. Neyi, neden yaptığını bilmeyen kişi bir zaman sonra amelin rûhundan hicabda kalır, perdelenir. Hâlbuki yapılan ibâdetten bir tat alınmalı, lezzet bulunmalıdır. İslâm, zâhir ve bâtınıyla bir bütündür.

Kâmil insanlar, amellerini büyük bir haz duyarak yaparlar. Attıkları adımda bile ibadet içerisinde olurlar ve bir an bile Allah’tan (c.c) gâfil olmazlar. Her an O’nunla olurlar, O’nu hiç ama hiç unutmaz ve dâimî bir zikir, hatırlama içinde bulunurlar. İşte kişi, irfan sahibi olmaya gayret etmelidir.

İnsan sevdiğinin emrini seve seve, cân u gönülden yapar. Ehl-i irfan da böyledir. Gerçek sevgili olan Allah (c.c) ne emretmişse, derhal, zevkle yerine getirirler. Hâlbuki amelin sadece dış yüzüne itibar eden kuru zâhid görünüşlü kişiler zorlanarak amel ederler. Amel ederler ama Hakk’ın yakınlığından gâfil olarak isyan ederler. Ayet-i Kerîme meâlinde  Rabbimiz (c.c):

“Namazı dosdoğru kıl. Namaz insanı fuhuştan ve kötülüklerden alıkoyar”(Ankebût, 45) buyuruyor. Namazın rûhundan gafil olmayanlar kötülükten kaçınırlar. Sadece şekli ibadete rağbet edenler ise gafildirler. Namazlarında huşû ve huzur  olmaz. Aralarındaki fark büyüktür. Biri yaptığı işe karşılık bekler, diğeri; sadece Sevgilinin emrini yerine getirmiş olma hazzıyla yetinir. İrfan ehli olmanın şartı ise, irfan ehli olanlara uymak ve marifet yolunun usûllerini onlardan öğrenmektir. Zâhire de, bâtına da dört elle sarılmaktır.

 

Mürşid gerek bildire

Hakk’ı sana hakka’l-yakîn

Mürşidi olmayanların

Bildikleri gümân imiş

 

Mana yoluna sulûk eden kişiye irfan yolunun rehberi olan Mürşid-i Kâmil gereklidir ki, Hakk yolu yolcusuna hakikati bildirsin. Yolcuyu; yoldaki tehlikelerden bi-iznillâh kurtarsın. Meselâ; kişi amel eder, ameliyle gururlanır ya da; riyâ batağına saplanır. Belki ucb; ameliyle öğünme çukuruna düşer vb. İşte bu gibi kişilerin bildiği, gerçek sandığı şeyler, zan ve şüphe doludur. Kendilerini dört dörtlük mü’min sanırlar, fakat Allah ancak kendisi için yapılan hâlis ameli kabul eder. Onlarsa kendileri hakkında ancak zanna kapılmışlardır.

İşte Kâmil rehber, insanı bu gibi tehlikelere karşı ikaz eder ve Hakk’ı ve Hakk’a lâyık ameli kişiye hakka’l-yakîn, gerçek olarak, olduğu gibi anlatır, öğretir.

 

İşit Niyâzî’nin sözün

Bir nesne örtmez Hakk yüzün

Hakk’tan  ayan bir nesne yok

Gözsüzlere pinhan imiş

 

Şu beytleri yazan Niyâzî-i Mısrî’yi (k.s) işit! Büyük Velî  son olarak böyle sesleniyor ve diyor ki: Her şeyde Hakk’ın kudret nûrları parlıyor. Aynada yansıyan güneşe ayna perde olmaz. Hiçbir şey Allah’ın (c.c)  varlığını perdeleyemez. Neye baksan O (c.c), esmâ  ve fiiliyle tecelli etmektedir. Ekmeğe bak Rezzâkiyet sıfatının nûrunu temâşâ et, doktora bak. Şâfi (Şifâ veren) esmâsını gör, dağa bak. Azîm (çok büyük) esmâsının nûrunu gör ve gerçek büyüğü; büyük sanılanlara büyüklüklerini verenin nûrunu, varlığını gör. Tüm canlılara bak ve Hayy, Muhyi (c.c) isimlerini seyret. Hayatı vereni bil. Ölenlere bak, Mümit (c.c) esmâsını gör de hayat veren ve öldürenin kim olduğunu anla. Bil ki gerçekte insana can veren hakikatte şu-bu değil; canını alanda falan-filan sebepler değil, Allah’tır. İllallâh…

Bu örnekler çoğaltılabilir. Şu âlem Hakk’ın kudretiyle yazdığı bir kitaptır. Aynadır. Bu aynada hep O’nun (c.c) varlık ve birliği seyredilir. Bu kitapta hep O’nun tevhidi okunur. Her şey O’nu anar. Büyüklerin sözlerinde büyük manâ vardır.

Kelimelerimi yine bir büyüğümüzün hakikat zevkiyle dolu bir dörtlüğüyle tamamlıyorum. Allah (c.c) Hakk’ı hakkıyla yaşayanlardan eylesin.

 

Rüzgâr eser “Hû Hû” der

Kumru uçar “Hakk, Hakk” der

Kâinat hep “Allah” der

Ben yine  illallâh derim

 

(Abdullah DEMİRCİOĞLU, Şiirler (www. muridan. com)

 

4

28/06/2011 Kelime-i Tevhidde Bilmemiz Gerekenler

4

26/02/2011 Ey Kardeşim!

4

08/08/2010 Manevî Sırlarıyla Oruç ve Hikmetleri

4

31/03/2010 Tasavvufi Şiir Şerhi
 
 
Muridan.com 7kubbe.net Facebook/AbdullahDemircioğlu Facebook/7KubbeSufiGençlik Sufi Galeri YouTUBE
Zuhur Dergisi  | Tüm Hakları Saklıdır © 2010 (Müşteri Hizmetleri Telefon Numarası : (0 533) 474 70 26 ) Tasarım & Yazılım : Networkbil.Net