13 Aralık 2019
Gerçek Yûnus Emre
29 Ara

Adımız miskindir bizim, Düşmanımız kindir bizim.

Tarih boyunca iyi-kötü, hayır-şer mücadelesi süregelmiştir. İyiler kendi saflarını, kötüler de kendi saflarını doldurmaya, kuvvetlendirmeye çalışmışlardır. Bizler mü’minler olarak daima iyilik ve hayrı yaşayıp yaşatılmasına gayret etmeliyiz. Bakara suresinin 148. ayetinde:

“Herkesin yöneldiği bir yönü, tutumu vardır. O halde ey mü’minler, siz de hayır işlerine koşunuz, bu hususta yarışınız. Nerede olursanız olunuz, sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadirdir, O’nun gücünün yetmeyeceği hiçbir şey yoktur.” buyrulur.

Hayırdan uzak duran gün gelir şerre düşer. Çünkü iyilikler insanı kötü işlerden koruyan bir zırh gibidir. Abdestli insan huzurludur, çünkü abdest bir nurdur. Zikreden insan ferahtır çünkü  “Dikkat ediniz kalbler ancak Allah’ı zikirle, anmakla huzur bulur, rahata kavuşur”  (Ra‘d sûresi 28. ayet) buyrulmuştur.

Hadis-i Şerifte Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “el-Hayru kesîrun ve kalîlün fâilühû / Hayır çoktur, işleyeni azdır” ve “Din hayırhâhlıktır (herkes için hayır dilemektir).” (Tecrîd-i Sarîh)  buyurmuştur. Çünkü iyilik sahipleri asla unutulmaz, hayırla anılır, kötülük sahipleri de zararları ile hatırlanır. “el-Birru lâ yeblâ / İyilik eskimez, yani iyilik sahibi daima hayırla yâd olunur.” (en-Nebhânî, el-Fethu’l-Kebîr, I, 490) hadis-i şerifine uymak için elden gelen gayreti göstermemiz, hayır işlerde gayret etmemiz bize en yakışan davranıştır.

Hayır yollarında bazı muhterem kişiler ihlasları, sevgileri, ilim ve irfanları sebebiyle Hakk Teala (c.c) tarafından öne çıkmışlar ve tanınmışlardır. Bunlardan biri de büyük ârif ve veli, yanık âşık Yûnus Emre Hz.leridir. Bilinen dervişlik hikâyesi, Tabduk Emre’ye varışı ve meşhur hizmeti başlı başına bir konudur. Kısaca değinip devam etmekte fayda var.

 

Yunus Emre’nin Hayatı (1238-1328)

Türk milletinin yetiştirdiği en büyük tasavvuf erlerinden ve Türk dili ve edebiyatı tarihinin en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre’nin hayatı ve kimliğine dair hemen hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Yunus’un bazı mısralarından, 1273’de Konya’da Hakk’a vuslat eden, tasavvuf edebiyatının büyük ustası, büyük veli ve âlim Mevlana Celaleddin Rumî (k.s) ile karşılaştığı anlaşılmaktadır; buradan da Yunus’un 1240’larda ya da daha geç bir tarihte doğduğu sonucu çıkarılabilir. Bilinen hususlar onun Risaletü’n-Nushıyye adlı eserini H. 707 (M. 1308) yılında yazmış olması ve H. 720 (1321) tarihinde vefat etmesidir. Böylece Yunus Emre XIII. yüzyılın ikinci yarısıyla XIV. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Bu çağ, Selçukluların sonu ile Osman Gazi devrelerine rastlamaktadır. Yunus Emre’nin şiirlerinde bu tarihlerin doğru olduğunu gösteren ipuçları bulunmakta; şair, çağdaş olarak Mevlânâ Celaleddin, Ahmet Fakıh, Geyikli Baba’dan bahsetmektedir. Köyünde çiftçilikle uğraşır iken zamanın irfan yolu rehberlerinden Hacı Bektâş-ı Veli Hz.lerine ve O’nun emri ile son mürşidi Tabduk Emre Hz.lerine varışı ve O’nun gönül pınarından kana kana içişi; sonrasında da bu feyzi şiir lisanı ile insanlığa anlatışı... Uzun bir nefs mücadelesi dönemi ve ham iken pişerek yanış... İşte Yunus Emre’miz...

Türk tasavvuf şairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk’ün İslâm’a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi yaşam hedefi haline getirmiş örnek bir insandır. Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır.

 

Yunus’un Düşünce Dünyası

Yunus Emre yalnızca tasavvufla, dinle ilgili konularda, genellikle coşkun, zaman zaman da öğretici şiirler yazmıştır. Konuları bu çerçevenin dışına pek çıkmaz. Ama soyut bir dünya kurarak değil de, yaşadığı somut, maddi dünyanın kavramlarıyla yazdığı için, şiirleri aydınlık, sıcak, daha önemlisi, çağımızın insanına, öbür dünya özlemiyle yanmayan, Allah’a kavuşmak gibi bir sorunu bulunmayan  insanlara da cana yakın gelen, şaşırtıcı bir gözlem ve anlatım gücüyle yüklü şiirlerdir. Dinsel konularda yazıp böylesine yaşamın içinde kalabilen, apaydınlık olabilen başka şair yoktur. Bunda  tasavvufun getirdiği hoşgörünün, bağışlama, sevgi gücünün büyük etkisi bulunduğu bir gerçektir. Ama burada unutulmaması gereken ince bir nokta vardır ki bu da zulüm, kin, öfke, şeytanlık, gurur, kibir vs. gibi her türlü bencil ve kötü duyguların hoş karşılanmadığı da Yunus’umuzun şiirlerinde görülmektedir. O sadece kişiye değil kötülüğe düşmandır. Kötü insan gün gelir kötülüğü bırakır diye merhamet ve hoşgörü ile nasihat ve tavsiyeleri vardır.

 

Adımız miskindir bizim,

Düşmanımız kindir bizim.

Biz kimseye kin tutmayız,

Kamu âlem birdir bize.

 

Bizim Olmayan Yûnus

Zamanımızda; bir gönül ehli, İslâm’a sımsıkı bağlı, mutasavvıf olan bir Yunus Emre’den çok; farklı bir mezheptenmiş gibi tanıtılan, şiirlerindeki konular göz ardı edilen, sevgi olsun da yanında ne olursa olsun (!) anlayışına sahip, herkesi sever, her şeyi sever, diyalog ustası (!) bir insan portresi çizilmektedir. Böyle bir Yunus yaşamışsa, Tabduk Emre’nin irşad dairesinde yetişmiş, nefsini terbiye için 25 sene tekkeye Elif gibi düpdüzgün odunlar taşımış Bizim gerçek Derviş Yunus Emre’miz olmadığı apaçıktır.

 

Bizim Yûnus

Hakk’tan başka kimse bilmez,

Kâfir, Müslüman kimdiğin.

Ben kılarım namazımı,

Hak geçirdiyse nazımı.

 

diyen bir Yunus Emre var... İslâm dinine son derece bağlı, gereklerini yerine getiren bir kişi… Ve bu kişinin İslâm potası içinde aşkla yanıp söylediği şiirleri, insanî aşk gibi anlayıp, anlatıp, böyle bir tefekkür denizi insanı kılıf olarak kullanıp, İslâm’a ters, Müslümana düşman bir grup da var. Bunlar suret-i Hakk’tan görünüp, Yunus Emre  postuyla görünen kuzu kılıklı kurtlar mıdır dersiniz?

Söylesin Yunus; kendi dilinden kendini anlatsın...

 

Çalap nurdan yaratmış,

Canını Muhammed’in.

Âleme rahmet saçmış,

Adını Muhammed’in.

 

Muhammed bir denizdir,

Âlemi tutup durur.

Yetmiş bindir peygamber,

Gölünde Muhammed’in. (s.a.s)

 

Sevgili Peygamberine böylesine âşık ve bağlı bir zattır Bizim Yunus...

Allah’ın Kur’ân’da bildirdiği hükümler demek olan şeriata can u gönülden bağlıdır.

 

Şeriat, tarikat yoldur varana,

Hakikat, marifet, andan içeri.

 

İslâmsız tasavvuf olamayacağını, tasavvufun İslâm’ın özü olduğunu söyler Bizim Yunus...

Şimdi bu örnekler çoğaltılınca Yunus Emre’mizin her şiirinin  Kur’ân ve  Hadis, olduğu apaçık görülmektedir. Hani nerede “içelim, semah edelim, coşalım her şeyi sevelim, kafiri, vs.yi hoş görelim” (!) diyen Yunus Emre, nerede? O Yunus kimindir bilinmez ama gerçek Yunus; ârif, âşık, derviş Yunus Emre Hz.leridir.

 

Durmuş marifet söyler,

Erene Yunus Emre’m.

Yol eriyle yoldadır,

Yolsuza yoldaş değil.

 

Yunus Emre kendi yolunda olmayan, yoluna uymayanlara yoldaş değildir, kendi izinde yürüyenlerin arkadaşıdır, dostudur.

Vesselâm...


H. İbrahim DURGUTLUOĞLU diğer yazıları