01 Haziran 2020
Kâbe-i Muazzama
25 Ara

“Rabb’in sana ne emretti ise onu hemen yerine getir!” dedi. İbrahim aleyhisselâm: “Sen bana bu işte yardım edeceksin.” dedi. İsmail aleyhisselâm:...

“Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke’deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kâbe)dir.” (Âl-i ‘İmrân,  3/96 )

 

Kâbe’nin Tarihi ve İnsanlara Rahmet Oluşu

 

 

Beytullah, Mescid-i Harâm, en yaygın ismi ile Kâbe. Yeryüzünde ibadet için inşa edilen ilk kutsal mekân... Mekke-i Mükerreme’de bulunan Kâbe, Âdem (a.s) tarafından yapılmış, İbrahim (a.s) tarafından temelleri tekrar bulunarak İsmâil (a.s) ile birlikte duvarlarını yükseltmişlerdir.

Rivayetlere göre Kâbe, ilk olarak Allah’ın emriyle melekler tarafından Mekke’nin ortasında bir yer olarak tayin edilmiştir. Bu yerin, yedinci kat semada Beytü’l-Ma‘mûr olarak bilinen yerin tam hizasında olduğu ve meleklerin bu yerin etrafında Allah’ı zikrettikleri söylenir.

Yaygın olan kanaate göre, Kâbe on defaya yakın yenilenmiş ve bu zaman zarfında da çok kere tadilat görmüştür.

Kâbe’nin geniş duvar yapısı yaklaşık bir küp biçimindedir.

Kuzeydoğu duvarı: 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10 metre; güneydoğu duvarı 11.22 metre ve yüksekliği 13 metredir. 145 m² alan üzerine kurulmuştur.

Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardır.

Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine “Hacerü’l-Esved” veya “Şarki”, kuzey köşesine  “Irakî” , batı köşesine  “Şâmî” ve güney köşesine “Yemânî” denir.

 

Nuh Tufanı’ndan Sonra

 

 

Hz. Nuh (a.s) zamanındaki tufandan sonra dünyanın bütün çehresi değişmiş, her yer çamur ve balçıkla kaplanmıştır. Dolayısıyla Kâbe de tahrip olmuştu. Mekke ve civarı kumsal bir yapıya sahip olduğu için İbrahim aleyhisselamın tekrar inşa etmesine kadar da Kâbe’nin üzeri kumlarla kaplı kalmıştır.

Bilindiği üzere İbrahim aleyhisselam hanımı Hacer ve oğlu İsmail’i Hicaz’a, Mekke-i Mükerreme’ye götürmüştür. Harem-i Şerif’in bulunduğu bölgeye geldiklerinde Hacer annemize bugünkü zemzem kuyusunun bulunduğu yeri işaret ederek: “Ey Hacer! Rabbimin emri bu şekildedir, burada bir çardak kur ve bekle.” dedi. Hz. Hacer: “Eğer Rabbimin emri böyleyse muhafaza edicilerin en hayırlısı O’dur. O bizi korur.” karşılığını vererek çocuğu ve kendisi için barınacakları bir yer hazırladı. Sonra Hz. İbrahim (a.s), hanımını ve oğlunu orada bırakarak ayrıldı.

Aradan üç gün geçmiş ve Hz. Hacer’in yanındaki su da tükenmişti. Daha küçük bir çocuk olan İsmail’in (a.s) susuzluktan takatinin kesilip hareket edemez olduğunu gören Hacer validemiz su aramaya çıktı. Yakınındaki tepelere doğru koşmaya başladı. Arazi engebeli olduğundan oğlunu görememe endişesiyle büsbütün telaşlanmıştı. Bu sebeple oğlunu görebilmek için önce Safâ tepesine çıktı, oradan oğluna baktı, ardından tekrar vadiye indi. Su aradı fakat bulamadı. Bu sefer Merve tepesine çıktı, oğluna baktı. Bunu tam yedi sefer tekrarladı. Hacıların Safâ ile Merve arasından koşmaları o günün hatırasına bir sünnettir.

Nihayet Cebrail (a.s), Allah’ın emriyle inip İsmail’in (a.s) başucunda bir su çıkardı. İşte Kâbe’nin hemen yakınında bulunan ve Zemzem suyu olarak biline su budur.

Zemzem suyunun çıkmasından kısa bir müddet sonra oradan geçmekte olan Yemen kavimlerinden Cürhümîler suyun varlığını fark ettiler. Gelip Hz. Hacer validemizden izin isteyerek burayı mesken edindiler.

İbrahim (a.s), hanımını ve oğlunu sık sık ziyaret ederdi. Oğlu İsmail’in büyüyüp Cürhümî kavminin reislerinden birinin kızıyla evlenmesinden kısa bir süre sonra da Mekke’ye geldi. Bu ziyaretten kısa bir süre önce Hz. Hacer annemiz vefat etmişti.

İbrahim Aleyhisselâmın, İsmail Aleyhisselâmla Birlikte Kâbe’yi İnşa Etmeleri

İbrahim aleyhisselâm; Yüce Allah’ın, dilediği kadar Şam’da kaldıktan sonra, Mekke’ye geldi, İsmail aleyhisselâmı, buldu. O zaman, İsmail aleyhisselâm, otuz yaşında bulunuyordu. İsmail aleyhisselâm, Zemzem kuyusunun arka tarafında büyük bir ağacın altında okunu yontup düzeltmekte idi.

İsmail aleyhisselâm babasını görünce ayağa kalkıp ona doğru vardı. Bir babanın oğluna, oğlunun da babasına yaptığı gibi birbirlerine iştiyakla sarıldılar, kucaklaştılar, öpüştüler. İkisi de sevinçlerinden öyle ağladılar ki onların ağıtına kuşlar bile katıldılar.

İbrahim aleyhisselâm:

“Ey İsmail! Yüce Allah, bana önemli bir iş emretti.” dedi. İsmail aleyhisselâm:

“Rabb’in sana ne emretti ise onu hemen yerine getir!” dedi. İbrahim aleyhisselâm:

“Sen bana bu işte yardım edeceksin.” dedi. İsmail aleyhisselâm:

“Ben sana yardım ederim.” dedi. İbrahim aleyhisselâm:

“Yüce Allah, orada Kendisi için bir Beyt yapmamı bana emretti.” dedi.

İsmail aleyhisselâm: “Nerede?” diye sordu.

İbrahim aleyhisselâm, çevresinden yüksekçe bulunan, gelen sellerin basamadığı üzeri ufak taşlı bir tümseğe işaret etti:

“İşte, orada!” dedi.

İkisi birlikte Kâbe’nin temellerini kazmağa başladılar. Âdem aleyhisselâmın yapısının temeline kadar indiler.

Temelde, her birini ancak otuz adamın kaldırabileceği veya kaldıramayacağı büyüklükte ve ağırlıkta taşlara rastladılar. Kâbe’yi o temel üzerinde yapmağa başladılar.

İsmail aleyhisselâm taş taşıyor, İbrahim aleyhisselâm da duvarları örmeğe devam ediyordu. Duvarlar yükselince İbrahim aleyhisselâmın uzanıp yerden taş alması ve onu duvara kaldırması güçleşti. Bunun üzerine, İsmail aleyhisselâm, bu gün (Makâm-ı İbrahim) diye anılan taşı getirip İbrahim aleyhisselâmın ayağının altına (iskele gibi) koydu. İbrahim aleyhisselâm da onun üzerine dikilerek yapı işine devam etti.  Beytullâh’ın yapısı sona erinceye kadar bu taş, köşelerde dolaştırıldı durdu.

İbrahim aleyhisselâm, bu taşın üzerinde durmuş olduğu içindir ki ona “Makâm-ı İbrahim” ismi verildi.  İbrahim aleyhisselâm yapar, İsmail aleyhisselâm da ona taş sunarken:

“Ey Rabb’imiz! Tarafımızdan (kulluk armağanı olarak sunulan) şu hizmeti kabul buyur! Şüphe yok ki her şeyi hakkıyla bilen sensin sen!” diyerek dua ederlerdi.

İbrahim aleyhisselâm yapı işini ilerletip bugün, Hacerülesved’in bulunduğu yere yaklaştığı zaman İsmail aleyhisselâma:

“Bana bir taş getir ki insanların, Kâbe’yi oradan tavafa başlamalarına bir alâmet ve nişan olsun!” dedi.

İsmail aleyhisselâm, bir taş bulup getirdi. Fakat İbrahim aleyhisselâm onu beğenmedi.

Cebrail aleyhisselâm, Hacerülesved’i getirdi ki Yüce Allah, Tûfan’da onu Ebû Kubeys dağında muhafaza etmişti.

İsmail aleyhisselâm onu görünce:

“Babacığım! Sana, nereden geldi bu?” diye sordu.

İbrahim aleyhisselâm:

“Cebrail getirdi!” dedi.

Hacerülesved’i duvardaki yerine Cebrail aleyhisselâm yerleştirdi. Rivayete göre; Âdem aleyhisselâm Cennetten çıkarken Hacerülesved’i yanında getirmiş, onu Mekke’de yapacağı Beyt’e yerleştirmesi Allah tarafından kendisine emredilmişti.

Hacerülesved; Cennetten çıktığı zaman, kardan daha ak olduğu halde Âdemoğullarının müşrik olanları, onu, günahları ile karartmışlar, cahiliye ve İslâmiyet devrinde birbiri ardınca vuku bulan yangınlar da onu daha kara bir hale getirmiştir.  Hacerülesved, Kıyamet gününde iki görür göz ve konuşur dil haline gelip dünyada kendisini istilâm edenler lehinde şehadette bulunacaktır.

Dört köşeli olduğu için, Beytullâh’a Kâbe denildi. Âdem aleyhisselâmın yaptığı Kâbe’nin temeli de aynen böyle idi. İbrahim aleyhisselâm Kâbe’ye yer seviyesinde bir kapı yeri bırakmıştı. O, Kâbe’ye ne tavan yaptı ne de inşasında çamur kullandı. Sadece taşları birbiri üzerine dizdi.

Hz. İbrahim’in (a.s) oğlu İsmail (a.s) ile Kâbe’yi inşası sırasında yapmış oldukları dua Hz. Peygamber’in (s.a.s) gönderilmesi içindir. Konuyla ilgili Bakara sûresinin 127, 128 ve 129. âyetleri Elmalı Tefsirinde şöyle geçmektedir:

“Nihayet şu kelimeleri de hatırlayın! Hani bir zaman İbrahim, İsmail ile beraber Beyt’in kaidelerini, temellerini yükseltiyordu ve işte o sırada ikisi birden şöyle dua ediyorlardı: Ey Rabbimiz, temellerini yükselttiğimiz bu binayı, bu uğurda verdiğimiz emek ve hizmeti bizden kabul et! Şüphesiz ki, sen semi‘ (işiten) ve alîmsin (bilensin), duamızı işitir, niyetlerimizi bilirsin.”

“Ey Rabbimiz bir de bizi sana kendimizi teslim etmiş, yüzü ve özü ile sırf sana yönelmiş iki kâmil (olgun) müslüman kıl!”

“Bizim zürriyetimizden de sana teslimiyetini sunmuş, sana itaatkâr müslüman bir ümmet yarat ve bize menâsikimizi, yani sana ibadet edeceğimiz, kurban keseceğimiz yerleri göster.”

“Ve bizim hepimize tevbeler nasip et. Tevbelerimizi kabul eyle. Bize bir kere değil, daima merhametle bak. Şüphesiz ki tevvâb (tevbeleri kabul eden) ve rahîm olan ancak sensin.”

“Ey Rabbimiz, zürriyetimiz içinden öyle bir peygamber gönder ki o peygamber, onlara senin âyetlerini okusun, Kitâb’ı ve hikmeti talim edip öğretsin, onları pisliklerden arındırıp tertemiz yapsın. Çünkü hiç şüphesiz iradesi geçerli, güç ve kuvvet, şan ve şeref sahibi, verdiği hüküm ayniyle hikmet, değişmez ve muhkem olan ancak sensin.”

Nitekim Rasûlullâh Efendimiz bir hadis-i şerifinde:

“Ben, babam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annemin rüyasıyım.” buyurmuştur. Hz. İbrahim’in bu duasına bir şükran olmak üzeredir ki, Muhammed ümmetine de namazlarda “Allâhümme salli” ve “Allâhümme bârik” dualarını okumak talim buyrulmuştur.

Kanuni tarafından onarılan Kâbe, 5. onarımını I. Ahmed döneminde görmüş, IV. Murad döneminde yine sel baskını sonucu yıkılmış ve hemen onarılmıştır.

Kâbe, Yeryüzünde En Hayırlı, En Emin, En Bereketli Yerdir.

Kâbe, yeryüzünde Allah Teâlâ’nın evi… Dünyanın en kutsal, en mübarek mekânı… Onu ziyaret etmek, her insan üzerinde Allah’ın hakkı; ziyaret edenler de Allah’ın misafiri… Yüce Mevlâ, yeryüzünün bu en mübarek mekânının etrafını belirli mesafelere kadar harem yani dokunulmaz kılmış. Hareme gitmek isteyenler için ayrıca Harem bölgesinin dışında mikat sınırları tayin etmiş.

Beytullah’a bakmak da ibadettir. “Her günün gece ve gündüzünde, Allah Teâlâ Kâbe’ye yüz yirmi rahmet indirir. Bunun altmış tanesi tavaf edene, kırk tanesi namaz kılana ve yirmi tanesi de Kâbe-i Muazzama’ya bakanlaradır.” (Heysemî, Mecmeu’z-Zevaid)

Bazı büyük veliler Kâbe’den Arş’a dek muazzam bir nûrdan direğin yükseldiğini bildirmişlerdir. Kâbe tüm İslâm âleminin kıblesi, ibadet için yönelme yeridir. Yüzler Kâbe’ye gönüller Allah’a çevrilerek dua ve ibâdet yapılır.

Kâbe’yi Hz. Halil İbrahim peygamber inşa etmiştir. Ona “dostun yaptığı ev” manasına gelen “Beyt-i Halili” denir. Mü’minin gönül Kâbe’sini ise Allah Teâlâ nurlarıyla kuşatıp, aşk ve sevgisiyle süslemiştir. Ona da Cenab-ı Hakk’ın yaptığı ev manasına “Beyt-i Celili” denir. İkisinin de hakkı ve adabı vardır ancak mü’minin hatırı daima öndedir. Bu konuda Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v), Kâbe’yi tavaf ederken şöyle buyurmuştur:

“Sen ne güzelsin, kokun da ne hoştur! Sen ne kadar büyüksün. Hürmetin de çok büyüktür! Allah’a yemin olsun ki, mü’minin hürmet ve kıymeti senin hürmetinden daha büyüktür. Şüphesiz Allah Teâlâ sende bir şeyi haram kıldı, seni haram bölgesi yaptı. Fakat mü’minin üç şeyini haram kıldı; malını, kanını ve şerefini… Bir de mü’min hakkında kötü zan beslemeyi yasakladı.” (İbnu Mace, Taberanî, Beyhakî, Heysemî)

Bunun için bir gönüle girmek Yunus’un dediği gibi bin hacdan evla olduğu gibi, bir mü’minin gönlünü kırmak da Kâbe’yi yıkmaktan daha kötü görülmüştür.

 

Gönül Kâbe’sini Yıkmanın Hesabı Ağır Olur

 

 

İyi niyetle de olsa, şahsımızdan kaynaklanan usul ve edep hatası yüzünden hiçbir mü’minin gönlünü kırma, incitme, haktan soğutma hakkımız yoktur. Dinimizde yalnız Allah için kızmak vardır. Bir mü’minin açıkça yaptığı yanlış bir işinden dolayı kendisi uyarılır, hataya devam ediyorsa Allah için kızma hakkımız vardır. Kusura kızarız, fakat mü’min kardeşimizden nefret edemeyiz. Ona “Ne halin varsa gör, kahrol git!” diyemeyiz. Nasihat, ikaz ve dua ile kötülük ve hatasından dönüşüne yardımcı olmaya çalışırız.

 

Birbirimizi Allah İçin Sevmeliyiz

 

 

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.s), Allah için sevmede ve kızmada, bizlere en güzel örnek olmuş ve Allah için sevmenin nasıl olacağını şöyle açıklamıştır: “Kendin için sevdiğin ve istediğin bir şeyi, insanlar için de sevmeli ve istemelisin. Kendin için kötü gördüğün ve istemediğin şeyleri insanlar için de kötü görüp istememelisin. İşte Allah için sevgi böyle olur.” (Ahmed b. Hanbel, Heysemi) Allah için sevmek, O’nun sevdiği şeyleri sevmektir. Allah için kızmak da, O’nun sevmediği, gazap ettiği ve lanetlediği inanç ve amellerden kaçmaktır. Kalbinde bu hale ulaşan insan, geçek imanı elde etmiştir. Çünkü bu hal gerçek muhabbet ve ihlâsın meyvesidir. Şunu bilmeliyiz ki; Kâbe’ye gitmeye herkesin gücü yetmeyebilir ama bir gönüle girmeye hepimizin gücü yeter. Ve yıkılmayan saltanat, gönüllere kurulan sevgi saltanatıdır. Allah Teâlâ bizlere gönlü Allah için çarpan Hakk âşıklarının gönlüne girmeyi nasip etsin.

 

Kâbe; Tevhidi Temsil Eder, Tevhidi Öğretir

 

 

Hacc sûresi 26. âyette Allah Teâlâ (c.c) şöyle buyuruyor:

“Bir zamanlar Kâbe’nin yerini İbrahim’e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için evimi tertemiz et!”

Mescitler, ilim ve zikir yapılan yerler Kâbe’nin şubesidir. Oraları tamir etmek, temiz tutmak ve mamur etmek imanın alameti, Hz. İbrahim’in sünnetidir. Mescid yapmak kadar mescide devam edecek cemaati yetiştirecek din eğitimi veren okullar yapıp desteklemek de önemlidir. Bir mescid yapanın iki de okul yapması yerinde olur. Şu an camilerdeki yaşlı cemaat göçüp gidince eğitim almayan dinini bilmeyen gençlerin o camiye yolu düşer mi?

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve son güne iman eden kimseler tamir eder.” (Tevbe, 9/18)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

“Katâk (bağırtlak) adlı kuşun yuvası kadar da olsa bir cami yapana Allah Teâlâ, cennette bir saray inşa eder.” (İbn Mâce, Câbir’den sahih olarak; İbn Hibban, Ebu Zer’den; Buhârî ve Müslim, Hz. Osman’dan)

Enes b. Mâlik (r.a):

“Allah Teâlâ’nın namazla veya zikirle anıldığı bölge, etrafındaki bölge ve kıtalara karşı övünür. Yedi kat altına varıncaya kadar o bölge, Allah’ın zikriyle müjdelenir. Namaza kalkan bir kul için küre-i arz süslenir.” demiştir.

“Herhangi bir yer, üzerinde konaklayanlar için ya rahmet diler, ya da lânet eder.” denilmiştir. (İhyâu Ulûmiddin, İmam Gazalî)


Hakkı AKKUŞ diğer yazıları