09 Aralık 2021
Doç. Dr. Aynur URALER

Sünnetin Kaynağı Üzerine Bazı Tesbitler

Sünnetin Kaynağı Üzerine Bazı Tesbitler

Kudsî hadisler de Kur’an’ın dışında vahiy geldiğinin belirtilerindendir. Pek çok örnek, Hz. Peygamber’e vahiy geldiğini göstermektedir.

“Some Considerations on the Source of Sunnah”

Abstract:The Qur’an and the Sunnah, in Islam, have been acknowledged as mutual sources. Many verses and Hadīths bear testimony to that Sunnah stems from revelation. The Sunnah, accordingly, has either derived from revelation or has been approved by it. Well renowned is the fact that the promulgation of Islam has not exclusively been through the Qur’an, and that God has revealed the religion to His Prophet by virtue of more ways than one. Predicating Sunnah upon divine revelation is thus a necessary and moreover a natural outcome of arious incentives, such as the actualization of the Qur’an and as a consequence of the duty of prophethood.

Citation:Aynur Uraler, “Sünnetin Kaynağı Üzerine Bazı Tesbitler” (in Turkish) Hadis Tetkikleri Dergisi (HTD), IV/2, 2006, pp. 81-106. Key words: Gabriel, judgment, the language of the Prophet, Qur’an, non-Qur’anic revelation, Revelation, Sunnah, wisdom.

 

Giriş

İslâm dininde, başlangıçtan itibaren Kur’an ve Sünnet ayrılmaz iki kaynak kabul edilmiş, uygulamada birlikte esas alınmıştır. Sünnetin dindeki bu konumu, her devirde onun kaynağı tartışmalarını sıcak gündemde tutmuştur.(1) Sünnete olan ihtiyaç yanında diğer pek çok sebep, sünnetin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Ancak bütün bunların temeli sünnetin kaynağına dayanmaktadır. Aşağıda bir kısmını zikredeceğimiz çok sayıdaki âyet ve hadis, sünnetin vahiyle doğrudan irtibatı bulunduğunu, kaynağının vahiy olduğunu, Hz. Peygamber’in sünnetin bilgisini vahiy yoluyla elde ettiğini göstermektedir. Dolayısıyla bu tesbit, aynı zamanda sünnetin, başlı başına bir bilgi kaynağı olduğunu da göstermektedir. Öte yandan, sünnetin menşeinin vahiyle irtibatlı olması, başta sünnetin bağlayıcı ve dinde asıl (kaynak) kabul edilmesini, netice olarak da sünnete uymayı zorunlu kılmaktadır.

 

I. Hz. Peygamber’in Bilgilendirilmesi

İlâhî vahyin beşer olarak ilk muhatapları peygamberlerin Allah Teâlâ tarafından bilgilendirilmesi nübüvvetin bir gereğidir. Sünnetin kaynağı tartışmaları da, Hz. Peygamber’in bilgilendirilmesi ile doğrudan alâkalıdır. O diğer insanlardan farklı olarak ilâhî denetim altında bulundurulmuş ve bunun gereği olarak da bazı muamelelere tâbi tutulmuştur.

A. Hz. Peygamber’in Eğitim ve Öğretime Tâbi Tutulması

Peygamberlerin bilgilendirilmesinin en belirgin vasıtası kendilerine vahiy gelmesidir. Ancak her peygamber kitap getirmemiş, bazıları yazılı dinî bir metin olmadan da tebliğ vazifesini ifa etmiştir. Hz. Peygamber ise kendisine kitap verilmiş peygamberlerdendir ve gelen vahyin en açık olanı da Kur’ân-ı Kerîm’dir.

Dini tebliğ ederek onu insanlara öğretip aynı zamanda onları eğitecek kişi olan peygamberin, önce kendisinin eğitim ve öğretime tâbi tutulması gerekmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’e ‘öğretildiğine’ dair âyetler bulunmaktadır. “Allah, sana Kitab'ı ve hikmeti indirdi, sana bilmediğini öğretti” (en-Nisâ 4/113) âyetinde ‘öğretmek’ten söz edilmektedir. Aynı şekilde “Böylece biz âyetleri geniş geniş açıklıyoruz ki sen ‘ders almışsın’ desinler de biz de anlayan toplum için Kur’an’ı iyice açıklayalım” (el-En‘âm 6/105) âyetinde açıkça ‘ders almak’ ifadesi kullanılmıştır.

Hz. Peygamber, tabiatıyla bu öğretim ile diğer insanlardan farklı olacaktır. “Size Rabbimin vahyettiklerini haber veriyorum. Size samimi olarak nasihat ediyorum, ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan (gelen vahiy) ile bilirim”( el-A‘râf 7/62) âyeti, Resûlullah’ın aldığı bilgi sebebiyle ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu gösterir. Çünkü Hz. Mûsâ ve Hızır kıssasında da anlatıldığı üzere peygamberlere verilen bilgi ilâhîdir. (2) Bunların yanında Kur’ân-ı Kerîm’de hüküm (el-Enbiyâ 21/74), hikmet (el-Bakara 2/151), şerh-i sadr (el-İnşirâh 94/1), tefhîm (el-Enbiyâ 21/79), ta‘lîm (el-Bakara 2/251), irâe (en-Nisâ4/105) gibi kelimelerle peygamberlerin bilgilendirildiğine ve nübüvvet ilmine işaret edilmektedir.(3)

Hz. Peygamber’e ‘öğretildiği’ bir gerçekti ve sahâbe arasında bu gayet tabiî karşılanıyordu. Nitekim bir sahâbî hanım, Hz. Peygamber’e gelerek “Allah’ın sana öğrettiğinden bize öğret’ demişti. Allah’ın, resulüne öğrettiği ve onun da hanımlara aktardığı bilgiler, Kur’an’da yer alan bilgiler değildi. Resûlullah’ın, hanımlara hitaben söylediklerinin Kur’ân’da yer almaması,(4) ona  öğretilenlerin sadece Kur’ân-ı Kerîm’den ibaret olmadığını gösterir.

Hz. Peygamber, sadece öğretilmekle kalmamış, aynı zamanda eğitilmiştir. Resûlullah’ın dinin hayata geçirilmesine müteallik tebligatının ictihadî değil bir ‘eğitim’le olacağı açıktır. Kur’ân’ı Kerîm’in açıklamasından bahseden “Onu beyan da bize aittir” (el-Kıyâme 75/19) âyetindeki ‘açıklama’nın kapsamına sözlü tebliğin yanı sıra fiilî tebliğ de girer. Dolayısıyla Hz. Peygamber, Kur’an dışında gelen vahiy ile de eğitimden geçirilmiştir.

B. Vahyin Geliş Şekilleri

Hz. Peygamber’in bilgilendirilmesinin mahiyetini daha iyi anlayabilmek için vahyin geliş şekillerine temas etmek gerekmektedir. “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder” (eş-Şûra 42/51) âyetinde ifade edilenlerin dışında vahiy, rüyada,(5) vahiy meleği Cebrâil’i bizzat görmesi,(6) meleğin bir insan şeklinde gelmesi,(7) meleği rüyasında görmesi, kalbine ilkā edilmesi veya namazın farz kılınışında görüldüğü üzere, doğrudan Allah Teâlâ’nın konuşması gibi yollarla da geliyordu.(8)

Olağanüstü bazı özellikleri de Resûlullah için bilgi edinme yollarından biriydi.(9) Onun “Ben sizin görmediğinizi görür, duymadığınızı duyarım”(10) sözü farklı algılama özelliklerine sahip olduğunu gösterir.

Öte yandan Resûlullah’ın bazı meselelerle ilgili olarak “Allah bana mutlaka haber verir”(11) ifadesi de bilmek istediği konularda veya gerektiği zamanlarda bilgilendirildiğini göstermektedir. “Bana istediğinizi sorun, cevap vereceğim”(12) hadisinde de istediği anda bilgilendirilmesinin yanı sıra dikkat çeken bir nokta da sorulacak konuya Hz. Peygamber’in hiçbir sınır getirmemesidir. Bu sebeple sahâbîler, vahiyle desteklendiğini bildikleri için, Hz. Peygamber’e yalan söylemelerinin mümkün olmadığını belirtmişlerdir. Nitekim Kâ‘b b. Mâlik, savaştan geri kalması ile ilgili olarak “Ben, inanacağınız bir yalan söylersem, Allah (yalanımı bildirerek) seni hakkımda öfkelendirir” demiştir.(13)

Hz. Peygamber, namazda dahi vahiy alıyordu. O “Size vaat edilen her şeyi şu namazımda gördüm. Bana cehennem gösterildi. Bu da kıvılcımı bana dokunur korkusu ile geri çekildiğimi gördüğünüz sırada oldu” buyurmuştur.(14) Peygamberliğin bir gereği olarak Resûlullah, bildirdiğinden daha fazla bilgiye sahipti. “Siz benim bildiğimi bilseniz, muhakkak az güler çok ağlardınız”(15) hadisi bu farklılığı haber vermektedir. Kudsî hadisler de Kur’an’ın dışında vahiy geldiğinin belirtilerindendir. Pek çok örnek, Hz. Peygamber’e vahiy geldiğini göstermektedir. Ancak o, bütün bu bilgilendirmelerin vahiy yollarından hangisiyle olduğunu bildirmemiştir.(16)

 

C. Cebrâil’in Gelişi ve Sebepleri

Kur’ân-ı Kerîm’in vahyi başta olmak üzere Hz. Peygamber’in bilgilendirilmesinin bir kısmı Cebrâil vasıtasıyla olmaktaydı. Resûlullah, Cebrâil tarafından eğitim ve öğretime tâbi tutulmuştur. “Onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri öğretti” (en-Necm 53/5) âyetinde açıkça öğretimden bahsedilir. Cibrîl hadisi,(17) Hz. Peygamber ile Cebrâil’in derslerinin bir yönüne örnek gösterilebilir. Vahyi getirmekle görevli Cebrâil’in, Hz. Peygamber’i ziyaretlerinden hiçbir kendiliğinden değildi. Allah Teâlâ’nın izni olmadıkça onun Hz. Peygamber’le görüşmesi mümkün olmuyordu.(18)

Hz. Peygamber’in, başka meleklerle de görüştüğü oluyordu.(19) Bazan Cebrâil ve Mîkâil birlikte geliyorlardı.(20) Ancak en çok görüştüğü melek olması itibariyle Hz. Peygamber ile Cebrâil dost,(21) Resûlullah’ın kendi ifadesi ile ‘arkadaş’ idiler.(22) Öyle ki Resûlullah, hastalandığı vakit Cebrâil ona dua okurdu.(23)

Cebrâil’in gelişinin sözleşerek(24) önceden belirlendiği gibi, çoğu zaman o habersiz de geliyordu. Aslî şekliyle göründüğü gibi, insan şeklinde de gelirdi.(25) Hz. Peygamber, bazan insanlardan uzaklaşarak onunla görüşüyor(26), bazan da insanlar arasında iken Cebrâil geliyor, Hz. Peygamber’den başka onu duyan ve gören olmuyordu.(27) Bazan da Hz. Peygamber’in konuşması duyuluyor, Cebrâil’inki duyulmuyordu.(28) Cibrîl hadisinde olduğu gibi sahâbîlerin de eğitim ve öğretime şahit oldukları oluyordu. Başka bir örnekte ise Cibrâil, Resûlullah’a imam olmuş, Resûlullah onun arkasında sahâbîler de Hz. Peygamber’in arkasında olmak üzere, öğle namazı edâ edilmişti. O gün diğer namazlar da vakti gelince aynı şekilde Cebrâil’in herkese imam olması ile kılınmıştı.(29)

Cebrâil’in geliş sebepleri gruplandırılamayacak kadar farklı idi. Hz. Peygamber’in konu ile ilgili açıklamalarından hareket ederek Cebrâil’in geliş sebeplerinden bazılarına işaret edilebilir. Cebrâil; ibadetleri,(30) çeşitli duaları öğretmek,(31) cenazenin nasıl yıkanacağını göstermek veya(32) kabristanda yatanlara nasıl istiğfarda bulunulacağını tebliğ etmek için geliyordu.(33)Hz. Peygamber’e resim yasağını bildirirken evde bulunan resimli örtülerin nasıl değerlendirileceğini öğretiyordu.(34) Cebrâil, Hz. Peygamber’in bulunmadığı yerlerdeki olayları,(35) savaşlarda düşmanlarla ilgili durumu haber veriyordu.(36) Hz. Peygamber’in savaş kararı alması, Cebrâil’in tebliği ile oluyordu.(37)

Cebrâil, bazan ashâbın Allah Teâlâ’nın tasvip ettiği davranışlarını da haber veriyordu.(38) Resûlullah’ın bazı hükümlerini tamamlıyordu.(39) Meclisten kalktığı zaman ne diyeceğini,(40) komşu hukukunu,(41) mübârek yerleri,(42) kadir gecesinin vaktini(43) öğretiyordu.

Resûlullah, Cebrâil ile istişare ediyordu.(44) Hassân b. Atıyye’nin (ö. 130/748[?]) “Cebrâil, Hz. Peygamber’e Kur’an’ı indirdiği gibi sünneti de indirirdi”(45) ifadesi onun geliş sebeplerinin ne kadar kapsamlı olduğunu göstermektedir.

Cebrâil’in ashâba ilham vermesi de söz konusu idi. Resûlullah, Kureyza gününde Hassân b. Sâbit’e “Şu Kureyzaoğulları’nı hicvet yahut onların hicivlerine karşılık ver, Cibrîl seninle beraberdir” buyurmuştur.(46) Cebrâil’in, bir sahâbîye dahi ilham vermesi, Hz. Peygamber’in ne ölçüde desteklendiğini gösteren bir başka delildir.

DEVAMI GELECEK SAYIDA

-----------------------------------------------------------------------

1 Sünnet konusuna tahsis edilmiş hemen her çalışmada bu mesele ele alınmaktadır. Sadece sünnetin kaynağı konusuna hasredilmiş makale düzeyinde bir çalışma için bk. Abdullah Aydınlı, “Sünnetin Kaynağı Hakkında” Din Öğretimi Dergisi, sy. 37, Ankara 1992.

2 Buhârî, “İlim”, 44.

3 Seyyid Süleyman Nedvî, Asr-ı Saadet (trc. Ali Genceli), İstanbul 1985, IV, 154; İsmail L. Çakan,

“Sünnete Yönelik Tartışmalar”, Bilgi ve Hikmet, sy. 6, İstanbul 1994, s. 117.

4 Müslim, “Birr”, 152.

5 Buhârî, “Bed’ü'l-vahy”, 3.

6 Müslim, “Îmân”, 255–257.

7 Buhârî, “Fezâilü'l-Kur'ân”, 1.

8 Hz. Peygamber’e vahyin geliş şekilleri için bk. Abdüsselâm Mukbil el-Mecîdî, Telakki’n-Nebî

elfâze’l-Kur’âni’l-Kerîm, Beyrut 1421 s. 52–89. 9 Nesâî, “İmâmet”, 63.

10 Ahmed b. Hanbel, V, 173.

11 Müslim, “Cenâiz”, 103.

12 Buhârî, “Mevâkīt”, 11.

13 Buhârî, “Megāzî” 79.

14 Müslim, “Küsûf”, 10.

15 Müslim, “Fezâil”, 134.

16 Cemâleddin el-Kāsımî”, Kavâidü’t-tahsîs (nşr. M. Behcet el-Baytâr), Beyrut 1414/1993, s. 65.

17 Buhârî, “Îmân”, 37.

18 el-Bakara 2/97; Meryem 19/64; Ahmed b. Hanbel, I, 231, 233–234; 357; Buhârî, “Tefsîr”, 19/2.

19 Ahmed b. Hanbel, I, 354; Tirmizî, “Tıb”, 12.

20 Ebû Dâvûd, “Vitr”, 22.

21 Abdürrezzâk b. Hemmâm, el-Musannef, I-XI, Beyrut 1390, XI, 430.

22 Ahmed b. Hanbel, VI, 433.

23 Müslim, “Selâm”, 39, 40.

24 Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 37.

25 Abdürrezzâk, Musannef, XI, 282; Ahmed b. Hanbel, V, 433.

26 Buhârî, “İstikrâz”, 3.

27 Müslim, “Cenâiz”, 103.

28. Ahmed b. Hanbel, V, 152, 161; Buhârî, “Cenâiz”, 1.

29 Nesâî, “Mevâkīt”, 10.

30 Dârimî, “Salât”, 2; Buhârî, “Mevâkīt”, 1.

31 el-Muvatta’”, “Şa‘r”, 10.

32 Abdürrezzâk, Musannef, III, 400, 401.

33 Müslim, “Cenâiz”, 103.

34 Abdürrezzâk, Musannef, X, 399; Tirmizî, “Edeb”, 44.

35 Ahmed b. Hanbel, III, 289; Buhârî, “Cihâd”, 9.

36 Tirmizî, “Tefsîr”, 4/21.

37 Müslim, “Cihâd”, 65.

38 Nesâî, “Âdâbu'l-kudât”, 37.

39 Müslim, “İmâre”, 117.

40 Abdürrezzâk, Musannef XI, 24.

41 Buhârî, “Edeb”, 28; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 123.

42 Ahmed b. Hanbel, I, 24; Buhârî, “Hac”, 16, “Hars ve’l-müzâraa”, 16, “İ‘tisâm”, 16.

43 Buhârî, “Ezân”, 135.

44 Buhârî, “Tevhîd”, 37.

45 Dârimî, “Mukaddime”,

46 Buhârî, “Megâzî”, 30; Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 153. Bu ifadeleri mecazen Hassân’ın mânevî olarak desteklenmesi düşüncesiyle söylemesi de mümkündür. 


Doç. Dr. Aynur URALER diğer yazıları