Eşrefoğlu Rumî’de (k.s) Tevbe Kavramı-2
Eşrefoğlu, kötü huyların iyiye tebdil edilmesi için ihlasla edilen tevbenin ardından salih amellerle meşguliyet, riyazet, zikir ve salihlerle birliktelik konularına büyük önem atfetmiştir.
Müzekki’n-nüfûs’ta Tevbe Kavramı:
Eşrefoğlu Rumî, Müzekki’n-nüfûs’ta müritlik için beş şart olduğunu söyler ve tevbeyi bu beş şartın ilki kabul eder. Diğer şartlar ise: pak-arı niyet, sıdk, tecrit ve teslimiyettir.(1)
Eşrefoğlu, tasavvuf yoluna girmek isteyen müridin her şeyden evvel tabi olacağı şeyhin elinden tutup tevbe etmesi gerekir, der. O’na göre tevbe esnasında tutulan şeyh elini, Rasulullah’ın (s.a.s) eli bilmeli. Tevbeyi, Rasulullah’ın (s.a.s) hatta Allah’ın (c.c) huzurunda yaptığının bilincinde olmalıdır. Eşrefoğlu Rumî bu “tevbe alma” ritüelindeki şeyh elinin tutulmasının önemi ve bilincini “Azizler demişlerdir” diyerek isim belirtmeden evliyaullahtan yaptığı alıntıyla şöyle ifade eder: “tevbede ve mübayaatta şeyh eli Resûl eli yerine durur ve Resûl eli Allah Teâlâ eli yerine durur; Resûlullah’ın, şeyh, halifesidir ve Allah’ın halifesi Resûlullahtır. (s.a.s)”(2)
Eşrefoğlu’nun naklettiği bu sözlerden kurucusu olduğu Eşrefiyye kolunda tarikata girişte şeyhin huzurunda tevbe edildiği ve bu tevbe alma uygulamasının şeyhin eli tutularak yapıldığı anlaşılmaktadır.
O’na göre tevbenin manası, insan nefsinde bulunan kötü, yerilmiş sıfatları; övülmüş, iyi sıfatlara çevirmektir. Nefs-i emmareyi nefsi levvâmeye, mülhimeye ve hatta mutmainneye döndürerek “irci’î” yani “Rabbine dön!”(3) hitabına hazır olmaktır.(4) Yani Eşrefoğlu’na göre tevbe kötülükten iyiliğe ve iyilikten de daha iyiye doğru sürekli devam eden bir tekamüldür.
Eşrefoğlu, kötü huyların iyiye tebdil edilmesi için ihlasla edilen tevbenin ardından salih amellerle meşguliyet, riyazet, zikir ve salihlerle birliktelik konularına büyük önem atfetmiştir.(5)
Kişi tevbe ettikten sonra insanın en büyük düşmanı olan şeytan onu tevbesinden döndürmek için her türlü yola başvuracaktır. Onun tuzaklarından korunabilmek için Eşrefoğlu “Lailahe illallah benim kalemdir. Kim o kaleye sığınırsa gazabımdan emin olur” kutsî hadisine dayanarak sağlam kale hükmünde olan kelime-i tevhid/zikir kalesine sığınılmasını ve daima zikir ile meşgul olunmasını salık verir.(6)
Eşrefoğlu tevbe halinin muhafazası konusunda havf (korku) duygusuna büyük önem verir.(7) Tüm hayırların başı korku, tüm şerlerin başı da korkusuzluktur, der. Korkuyu ilaca, eminliği (korkusuzluğu) ise zehire benzetir Eşrefoğlu. Daima eminlik zehirinden sakınmayı tavsiye eder. Ona göre Allah’tan (c.c) korkan kişi tevbesine sadık olur. Canını verir fakat tevbesini bozmaya rıza göstermez.(8)
Bâri Teâla’nın kitab-ı keriminde tevbeyi taatten evvel zikretmesi dolayısıyla(9) Eşrefoğlu, tevbenin cemi taatten ve ibadetten önce olması gerektiğini ifade etmiştir.(10)
O, tevbesiz ibadetin misalini incisiz sedefe benzetir. O’na göre içlerinde inci bulunmayan binlerce sedefe sahip olmanın hiçbir kıymeti olmadığı gibi tevbe olmadan yapılan ibadetin de aynı şekilde hiçbir kıymeti yoktur. Kişinin yüz yıl ömrü olsa ve bütün ömrünü ibadetle geçirse fakat tevbesi olmasa onun hiçbir ibadeti kabul olmaz. Tevbesiz kişinin bütün ibadetleri Allah’ın katında bir sinek kanadı kadar değer ifade etmez.(11)
Ona göre tevbede acele etmek gerekir, tevbesi olmayan bağışlanmaz, tevbesi olmayan cennete giremez, tevbesiz kişi veli olamaz ve günahından kurtulamaz. Vakti çıkmadan namazda, ölüm gelmeden tevbede acele edilmelidir.(12)
Eşrefoğlu, Hz. Peygamber’in (s.a.s) “Bazan kalbimi bir perde bürür de günde yüz defa tövbe ettiğim olur”(13) hadisini rivayet ettikten sonra Hak Teâlâ geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde bu kadar tevbe-istiğfar etmesinin sebebi nedir? diyerek soru sorar ve bu hadisle ilgili üç farklı yorumda bulunur. Buna göre birinci görüş, Hz. Rasul (s.a.s) günden güne karîb-i visal ve terakkideydi. Yani daima meratib kat ediyordu. Her gün bir önceki günkü mertebesini aşağıda gördüğü için geçmiş makamındaki durumuna tevbe ediyordu. İkinci görüşe göre Hz. Peygamber’in (s.a.s) mübarek kalbine her gün varidattan ilahî feyiz gelirdi. O gün gelen feyiz sonraki gün gelen feyze hicap/perde olduğu için tevbe ederdi. Üçüncü görüşe göre ise onun tevbe-istiğfarı ümmetine öğretmek ve örnek olmak içindi, şeklindedir.(14)
Devamı inşallah sonraki sayıda…
Kaynakça:
(1) Eşrefoğlu Rûmî, Müzekki’n-nüfûs, haz.: Abdullah Uçman, İnsan Yayınları, İstanbul 2012, s. 426-427.
(2) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 435.
(3) Fecr, 89/28.
(4) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 436.
(5) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 436.
(6) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 449-450.
(7) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 461.
(8) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 451, 460-461.
(9) Tevbe, /112.
(10) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 435-436.
(11) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 436.
(12) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 436, 438.
(13) Müslim, Sahîh, Zikir, 41, h.no: 2702; Ebû Dâvûd, Sünen, Salat, 361, h.no: 1515.
(14) Eşrefoğlu, Müzekki’n-nüfûs, s. 461.
Dr. Harun ALKAN diğer yazıları
- 01 Mart 2025 Eşrefoğlu Rumî’de Tevbe Kavaramı

