10 Aralık 2019
Yuşâ Tepesi
03 Kas

Burada metfun olan Yuşa Hazretleri ya evliyayı kiramdan yahut havariyyûndan (havarilerden) bir zat-ı şerif olsa gerektir

 

Karanın denize denizin karaya aşk ilan ettiği bu tepede, bastığı yerleri yeşerten Hızır aleyhisselamın ayak izleri var mı, yok mu?

Neden olmasın? Allah’ın farklı bir bilgi ile donattığı bu kulun kaderin bir icracısı gibi dolaşırken... buralara da uğramaması için bir sebep var mı? Yok!

Beykoz Yuşa Tepesi,  Sultan Süleyman Vakfından Yuşa Camii ve Dergâhı. Burada günümüz ölçülerini aşan bir de uzun bir makber var.

Yuşa tepesindeki bu makberde kim yatıyor?

Yuşa aleyhisselam mı, yoksa aynı adı taşıyan bir aziz mi?

Bazı tarihçiler, İstanbul Boğazının Musa Aleyhisselam’ın Hızır Aleyhisselam’la buluştukları “مرج البحرين يلتقيان / merace’l-bahrayni yeltekıyân (iki denizin birleşme)” noktası olarak görürler ve dolayısıyla burada yatan zatın Musa aleyhisselamın yardımcısı Yuşa aleyhisselam olduğunu söylerler.

Bu yaklaşımın gerçekle ilgisi nedir, bilemiyoruz.

Ayvansaraylı Hafız Hüseyin Efendi, “Yuşa Dağı Mescidi” başlığı altında;

“Burada metfun olan Yuşa Hazretleri ya evliyayı kiramdan yahut havariyyûndan (havarilerden) bir zat-ı şerif olsa gerektir” der.

Hayrât-ı Şerîfe defterlerinde burası “Sultan Süleyman Vakfından Yuşa Camii ve Dergâhı” olarak geçiyor. Hafız Hüseyin Efendi vaktiyle bu dergâhı ziyaret ettiği zaman, kapısında:

 

Cenâb-ı Şeyh Mehmed bin Murâd Nakşibendînin

Mübarek nutku badi oldu bu hayra biiznillâh

Gelüb hep kudsiyyân Âkif dedi bu mısraı tarih

Said Paşa makam-ı Yuşa’ı yaptı livechillâh 1169 H.

 

Mısralarıyla biten 10 mısralık bir kitabe yer alıyordu.

Kitabeden de anlaşılacağı gibi burası bir Nakşibendî dergâhıydı.

Hafız Hüseyin Efendi’ye göre;

“Mescid-i şerif-i mezkûrda sahib-i hayratdan bir kimesne de mevlid-i şerif kıraat olunmasını vakf itmekle ekser eyyam-ı sayflerde (yaz günlerinde) kıraat olunur ve bu vesileyle bir derecelerde cemiyyet olur idi ki Hünkâr İskelesinden Yuşa’a varınca ricâl ve nisvan güya bir ordu çekilir idi...”


Mustafa ÖZDAMAR diğer yazıları