15 Ağustos 2020
Tasavvufun Rûhu
15 Nis

Şeriat-tarikat-hakikat ve marifet sütunları üzerinde kurulmuş olan tasavvuf mektebi asırlardır gönülleri Hakk’ın ebedi ve ezeli nûruna yaklaştırmak, o İlahi ve kudsi ışıktan aydınlanmalarını sağlamak için gayret göstermektedir.

 Şeriat-tarikat-hakikat ve marifet sütunları üzerinde kurulmuş olan tasavvuf mektebi asırlardır  gönülleri Hakk’ın ebedi ve ezeli  nûruna yaklaştırmak, o İlahi ve kudsi ışıktan aydınlanmalarını sağlamak için gayret göstermektedir. Sağlam ve titiz ölçüler, prensipler sayesinde  bozulmadan  öğretim vermektedir. Usul ve erkândan sapanlar bozulmaya yüz tutsalar da, berrak, pürüzsüz, apaydınlık bir şekilde kalanlar kıyamete kadar var olacaktır. Tasavvufun temel prensibi şeriata mutlak bağlılık yani Kur’ân ve sünnet dışında bir davranışa kıl kadar meyletmemektir. Bunun için tasavvuf büyükleri:

“Şeriattan kıl kadar ayrılan hakikatten dağ kadar ayrılır” demişlerdir. Yani şeriattaki küçücük bir sapma, şeriatın açılımı olan hakikatte dağ gibi bir yanlışlığa dönüşür. Bir gemideki küçük bir delik gemiyi batırır. Önemsenmezse git gide büyür. Zamanında müdahale edilirse durum düzelir.

Şimdi şöyle bir düşüncemizi toplayalım. Tasavvuf nedir? Tasavvuf adına ortada gezen sözler, bilgiler nelerdir? Hep beraber inceleyelim:

- Tasavvuf; keramet  olaylarını tek gündem olarak tutmaktır; bulunduğu gruptaki kişileri kerametle yüceltmektir.

- Bir mekânda toplanıp zikir çekip dağılmaktır.

- Şekil ve kıyafetleri, (taç, hırka, cübbe, şalvar)  çok önemsemektir.

- Rüya görüp tabir ettirmeye uğraşmaktır.

- Bir  dergâha girip, çalışıp, o dergâhta mevki, konum sahibi olmaktır.

- Bulunduğu dergâhta çalışıp, insanların kendisinden veli, âşık, kalb gözü açık, muhterem, kerâmet sahibi, duası kıymetli diye bahsetmesini arzulamaktır.

- Tasavvuf kitaplarından, hâl, makam, ıstılah, vahdet, cezbe vs ile ilgili 3-5 kelime ezberleyip, kendini bunlarla olgun, ermiş vs göstermektir.

- Dağlara kırlara çıkıp insanlardan uzaklaşıp kendi halinde olmaktır.

- Kendi grubunun dışında bir cemaatle içtimai manada ilgi alaka kurmamaktır.

- Bir lokma bir hırka anlayışıyla kıt kanaat yaşamaktır.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Genel olarak son zamanlarda  insanlar tasavvufu bu şekilde tanımışlar ya da tasavvuf bu şekilde tanıtılmaya çalışılmıştır. Cahil kişiler tarafından, bu şekle sokulduğu, istismar edildiği de olmuştur; ard niyetli din düşmanları tarafından, cemaatler içine bozguncu kişiler göndererek cemaatleri ifsada uğratmaya çalıştıkları da olmuştur. Burada soru şudur: Gerçek tasavvuf hiç mi kalmadı? Elbette vardır ve kıyamete kadar da olacaktır. Yûnus Emre’ler, Mevlânâlar, Akşemseddin’ler, Aziz Mahmûd Hüdâi’ler, Somuncu Babalar, Hacı Bayrâm’lar, Sarı Saltuk’lar yetiştiren  okul kapanır mı hiç? Asla. Her devrin, kıyamete kadar bu güzel insanlara ihtiyacı vardır. Bir bakın bakalım  tarihe bu güzel insanların yaşadığı devirlerde toplum ahlâkı nasılmış? İlim, bilim, ahlak, sanat nasıl zirvedeymiş. Tekkelerde  sporcusu, pehlivanı da yetişmiştir, okçusu da; tıp merkezi gibi çalışanı da olmuştur, musiki akademisi olanı da olmuştur. Şu zamanımıza çoğu güzellik o zamandan ve özellikle tekkelerden gelmiştir. Bunu nasıl göz ardı etmemiz istenir. Ha dozerlerle, kepçelerle  tüm tarihimizi, türbeleri, sarayları, kütüphaneleri yık, ha milletten böyle bir şey iste aynı şey. Bu millet elbette tarihine ve tarihine yön veren güzel şahsiyetlerine sahip çıkacaktır ve çıkmalıdır. Mevlânâ yılı diyorlar, Yunus Emre günleri düzenleniyor, Bizden bir güruhta gündem dışı kalmamak için :”Aman tüm dünya sahip çıkıyor bizde sahip çıkalım ama hümanist, düşünür, şair diye örtbas edelim, “ diyor.  Yahu,  Mevlâna bizim bildiğimiz Konya’da yatan Mevlâna ise, babası Baha Veled k. s dan Kübreviyye tarikatından, Muhyiddin -i Arabî Hz.lerinin talebesi Sadreddin Konevi k. s cihetinden Kâdiriyye yolundan; Şems-i Tebrizi kanalından manevi nasib almıştır. Ki Şems  hz. leri ilk nasibini Kadiri-Kübreviye Tarikatı üstadı olan Şeyh Ebu Bekir Sellebaf (k. s) (sepet yapan Ebu Bekir) adındaki bir Mürşid-i Kamil’den almıştır. Aradığını, özlediğini onda bulmuştur. Uzun yıllar bu mübarek zatın hizmetinde bulunarak manevi olarak hayli yol almıştır. Bu mübarek zatın vefatından sonra yine Kadiri üstadı Baba Hacendi Hazretlerine intisab etmiş ve seyri sülükunu burada tamamlamıştır. Bu zatların Necmüddin-i Kübra  tarikinden (Kübreviyye) olduğu da rivayetlerde yer alır. Yani kısaca, Mevlana bir mutasavvıftır, Mürşid-i Kâmildir. Mesnevisi hep bunu anlatır. Bunu görmeyip şair deyip geçmek hangi iz’ana, anlayışa sığar. Başka bir Mevlâna varsa bilemeyiz, şiir söyleyip, zikirden, namazdan uzak, her dine saygım var (!), her şeyi bırakıp sema edelim, hümanist olalım diyen bir Mevlânâ yaşamamıştır!

Yûnus Emre Hz.lerine bakarsak, Tabduk Emre’den müstahleftir, yani tasavvuf eğitimi almış ve mürşid olmuştur. Şiirleri hep bunu anlatır. Âşıktır, şairdir, peki ya bunu nerden nasıl kazanmıştır deyince herkes susuyor. Tabduk Emre kimdir? Hacı Bektâş-ı Veli’nin yetiştirdiği ehl-i sünnet mezhebinden bir Tasavvuf üstâdıdır. Hacı Bektaş Veli kimdir?  ”Bir kuyuya bir damla süçi (içki) dökülse, o kuyudan çıkan suyla sulama yapılsa, ot bitse, otu keçi yese, o keçiyi yemek bize yakışmaz” diyen bir Allah dostudur. (Bknz. Makalat-ı Hacı Bektaş-ı Veli). Buna bakmayıp Bektaşiliği bozup, meclislerde içki içen sözde Bektaşilere ne demeli. Sözü Hacı Bektaş Veli söyledi zaten biz susalım. Gerçek Bektaşilerde vardır, Balkanlara İslâm’ı taşımışlardır, hizmetleri büyüktür. Şeriata uyan dosdoğru, eli öpülesi kimselerdir.  İşte gerçekler, işte kaynaklar. Söyleniyor anlamıyorlar, ya da anlamak işlerine gelmiyor. Gerçek evliyaları kabullenemiyorlar da, kendi kafalarına göre toplum şahsiyeti oluşturmaya çalışıyorlar. O zatların üstünden de dine uymayan şeyler anlatıp tahribat yapıyorlar. İslâm kal’a gibidir, içine giren emniyet bulur huzur bulur. Dışında kalanlarda buhranlara düşerler. Evet, konumuza dönelim ve diyelim ki:

Peki  tasavvuf yozlaştırılmıştır  bunun temizlenmesi gerekiyor, bunu tertemiz taşıyan kurumlar halen de mevcut. Ya gerçek tasavvuf nedir?

1. Tasavvuf evvela Kur’ân ve Sünnet’ten  beslenir.

2. Namazlara ve diğer amellere dikkat etmektir.

“Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.” (Beyhekî)

3. İncitmemek ve incinmemektir. Bunu da yine beslendiği kaynağa göre yapar. Allah için sever, Allah için sevmez. Ama her hususta hareket noktası kırıcı yıkıcı değil yapıcı olmaktır. Hz. Ebu Zerr (r.a) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir.” (Ebu Davud, Sünnet/3)

Burada komşu hakkına da değinmek lazım:

“Cebrail aleyhisselam, komşu hakkının öneminden o kadar bahsetti ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.” (Buhârî)

4. Sadece kendi Allah’ı anmakla yetinmek değil, zikrullahın Kur’ân ve hadis kaynaklı olduğunu bilmeyenlere güzel uslûb ile anlatmak ve onlarında bu nimetten faydalanmalarını sağlamaktır. Çünkü Hadis-i Şerifte:

“Kendi için istediğini, din kardeşi için de istemeyenin, imanı kâmil olmaz.” (Ebû Dâvûd) buyrulmuştur. Ayette gelir:

“Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin.” (Ahzâb, 41) Bu nimeti tek başına yemek reva değildir.

5. Her canlıya merhametle yaklaşmaktır. Ağaçla, kuşla, suyla, havayla barışık yaşamaktır. Çünkü:

“İnsanların elleriyle işledikleri (bilgisizce) işlerden, fena­lıklardan dolayı karada ve denizde dengesizlik ve düzensizlik, bozulma ortaya çıktı.” (Rûm Sûresi, 41)

“Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Tirmizî, Birr/16; Buharî, Tefsîr/59)

Ashab-ı Kiram’dan (r. a) Rasulullah’ın (s.a.s) insanlara ve canlılara karşı olan ilgisinden sorulduğunda şu cevabı vermişlerdir:

“O çok merhametli, çok yumuşak, şefkatli ve nazik idi.” (Müslim, Nezir/8, Mesacid/292; Buharî, Ezân/17)

İbn Ömer’den (r.a) yapılan rivayete göre, Peygamber (s.a.s) Efendimiz şöyle buy­urmuştur:

“Bir kadın hapsedip ölümüne sebep olduğu bir kediden dolayı azaba uğramış ve o yüzden cehenneme atılmıştır. Kadın hapsettiği o kediyi ne yedirmiş, ne de içirmiş, ne de yeryüzündeki haşeratı yiyebilmesi için onu serbest bırakmıştır.”

Ebu Hüreyre’den (r.a) yapılan rivayete göre, Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

“Bir günahkâr kadın yolda giderken fazlaca su­samış, derken bir kuyu bulmuş ve o kuyuya inerek su içtikten sonra dışarı çıkmıştı. Bir de bakmış ki susuzluktan dilini dışarı sarkıtan bir köpek susuzluğunu giderebilmek için ıslak toprağı yalıyordu. Kadın kendi kendine: Susuzluk benim canıma tak ettiği gibi bu köpeğin de canına tak etmiştir.  Ve hemen kuyuya inip ayakkabısını su ile doldurduktan sonra onu ağzıyla tutup kuyudan elleriyle tutuna tutuna dışarı çıkmış ve köpeğe su içirmiştir. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak onun bu güzel amelini meşkûr kılıp onu bağışlamıştır. “ Bunun üzerine ashab-ı kiram dediler ki: “Ya Rasulallah! Hayvan­lardan dolayı bizim için bir ecir (mükâfat) var mıdır?” Efendimiz onlara: “Evet, ıslak her ciğer taşıyandan dolayı ecir vardır.” buyurdu. (Buharî, Şirb/9, Mezâlim/23)

6. Hayır üzere yaşamak hayrı tavsiye etmektir. Hadis-i Şerifte:

“Hayır yollarını öğretene, denizdeki balıklar dâhil her şey ona istiğfar (bağışlanması için dua) eder. “Sizin en iyiniz, kendisinden iyilik beklenen ve kendisinden kötülük gelmeyeceğinden emin olunandır. Sizin en kötünüzde, iyilik ümit edilmeyen ve kötülüğünden emin olunmayandır.”  “İnsanlar arasına karışıp da onların eziyetlerine sabreden mümin, insanlara karışmayan ve eziyetlerine sabretmeyen kimseden daha hayır­lıdır.” buyruldu.

7. Dış görünüşten ziyade iç âlemine yönelmektir. Tabi bunu yaparken “kıyafet ne şekil  olursa olsun” demeden,  din hudutlarının dışında olmadan meşru en güzel kıyafetleri giymektir. Hadis-i Şerif: “ALLAH sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Kalplerinize ve amellerinize bakar.”

Dervişlik olaydı tâc ile hırka,

Biz dahi alırdık otuza kırka

diyen Yunus Emre Hz. lerini ve

“Tasavvuf hırka değildir, eğer hırka ile olaydı demirden hırka yaptırır sırtıma giyerdim fakat senelerdir gönlüme ‘Hakk Teâla hırkaya değil, yanık kalbe itibar eder’ şeklinde bir nidâ/ses geliyor.” diyen tasavvufun temel direklerinden Cüneyd-i Bağdâdi’yi (k.s) hatırlamak lazım.

8. Çocuklarına güzel örnek olmak, iyi yetiştirmektir. “Hiçbir baba çocuğuna güzel bir terbiye vermekten daha güzel bir hediye vermiş olamaz. “Hadisini uygulamalıdır.

9. Tasavvuf hayırlı işleri ertelememektir. “Heleke’l-müsevvifûn” Erteleyen (yarına yaparım diyenler) helâk oldu. “ Hadis-i Şerifi hiç aklımızdan çıkmamalıdır.

10. Çevresiyle iyi geçinmektir tasavvuf. “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. “ “Mümin, başkaları ile hoş geçinir ve kendisi ile hoş geçinilir. Başkaları ile hoş geçinmeyen ve kendisi ile hoş geçinilmeyen kimsede hayır yoktur. “ bu iki hadis-i şerifi hep hatırlamaktır. Sokakta yürürken yolda beslenen kedi, köpek, kuş vs. rahatsız etmemek için çevrelerinden dolaşabiliyorsan, onları korkutmaktan çekiniyorsan sen iyi bir insan, güzel bir müslüman, gerçek bir mutasavvıfsın. Hayvana böyle olmak gerekirken insana nasıl davranmalı var sen hesap et.

11. Kendisi nimetlendirildiği gibi çevresine de ikram etmektir.  Efendimiz (s.a.s):

“İsraf ve kibir yapmadan ye, iç, giy ve sadaka ver.”

“Mü’min kardeşine bir lokma helva yedireni Allah  (c.c) kıyametin çeşitli sıkıntılarından korur.” buyurmuştur. (İ. Hakkı Bursevi, Kitabu’n-Necât)

Pir Abdulkadir Geylanî (KSA) Hz.leri medresesinde otuz üç sene talebe ve dervişlere ders verdi. Allâme İbn-i Neccar Cübbaî Hz., Pir’in (KSA) şöyle buyurduğunu bildirmiştir:

“Bütün amelleri inceledim yemek yedirmek ve güzel ahlaktan daha iyi bir şey bulamadım. Bütün dünya bana verilse hiçbir aç ve fakir bırakmam hepsini doyururum. Şu anda bana bin altın verilse bir gece bile bekletmeden tasadduk ederim.” Tekkesi gece-gündüz misafirle dolup taşar, herkes orada yer içerdi.

Dürüst kazan, ye, yedir,

Bir gönül ele getir.

Yunus Emre (k.s)

12. Ailesine eşine iyi davranmalıdır. Kadınlara iyi davrananların değerli kişiler kötü davrananların ise âdî kimseler olduğu; insanın evinde çocuk gibi fakat dışarıda erkek gibi davranması gerektiği İslâm büyükleri tarafından ortaya konmuş sağlam ölçülerdir.
“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.” (Tirmizî) Tabii ki hanımlarda kocalarına saygılı, itaatkâr davranırlarsa hayat cennet olur. Bu yuvada da hayırlı nesiller yetiştirilir.

Bunu uzatırsak ciltler alır kısacası olgun derviş bunları uygular. Tasavvuf bunlardır. Tasavvufun iç âlemde bazı lezzet ve güzellikleri vardır ve o kişiye ikramdır, kişiye emanettir, sırdır, orta yere saçılmaz. Keşif keramette amaç değildir, ikramdır, takılan yolda kalır, maksat Allah’ın rızâsıdır. Sadece cübbe sarıkla  görünüşte derviş, iç âlemde ise devrilmiş olmamalıdır. Cübbe sarık sünnettir elhak fakat sadece bunlardan mı ibarettir sünneti seniyye… Yetim başı okşamak, garibi kollamak, yerlere tükürmemek, , dişleri fırçalamak, yemeğe tuzla başlamak, yemekten evvel el yıkamak, temiz olmak, saçını sakalını temiz tutup taramak, sağdan giyinmek, güzel koku sürünmek, selam vermek, tebessüm etmek, hanımına iyi davranmak vb. sünnet değil mi? Evet sünnettir. Bunların hiçbirini uygulamayıp şekli bir sünnete yapışıp, kendine evliya derviş süsü vermek ama iç âlemde hiç alakasız olmak mı iyi, yoksa zamanın icabı,  fitne korkusu ile gönlü yansa da o sünnet kıyafetini giyemeyip ahlaki fiili sünnetleri yapsa mı iyi. Evinde namaz kılarken de bir insan cübbe sarık sünnetini ihya edebilir. Evet, Tasavvuf; Haram yememek, yalandan kaçmak, ilim öğrenmek ve öğretmek, harama bakmamak, kötü huyları bırakmak, benlik yapmamak, şeytana, nefse uymamak, dinin güzel ahlaktan ibaret olduğunu unutmamak, akrabayla alakanı kesmemek, gönül yıkmamak, kendine ve çevresine hayırlı, faydalı olmaktır. Dersen ki  ”E bunlar müslümanlığın emirleri zaten.” Deriz ki zaten tasavvuf İslâm dışı değil İslâm’ın özüdür, en güzel şekliyle yaşanmasıdır. Sana anlatıldığı gibi değildir. Tasavvufa kötü dersen hâşâ İslâm’a dil uzatırsın. Çünkü tasavvuf bizatihi İslâm’dır. İslâm; un-yağ-şekerse tasavvuf bunların muhabbetle karıştırılıp leziz helva haline getirilmesidir. Çeşitli tasavvuf yol ve kolları var denirse, çok çeşitli (İrmikli, cevizli, tahinli, meyveli, unlu ve) helva var. Her damağa göre değil mi? Lezzette fark var fakat ana maddede değişiklik yoktur. Undur, yağdır, şekerdir. Yani âyettir hadistir, din büyükleridir. Bu gerçeği unutma ey güzel kardeşim. Yanlış öğrenme, doğruyu ara, doğru kaynaklardan sor, öğren. Bir gün Rabbine kavuşacaksın, hiç düşündün mü O’nun huzûruna nasıl varacağını?


H. İbrahim DURGUTLUOĞLU diğer yazıları