Dîvân-ı Kebîr’den…
23 Şub

Gökyüzünden cana; “Haydi geri dön!” diye bir ses geldi. Can da; “Ey beni çağıran yüce varlık! Merhaba, geliyorum…” diye cevap verdi.

Ömür kervanının kalkmak üzere olduğunu haber veren çanlarının seslerini duymuyor musun? (I, 17)

• Gökyüzünden cana; “Haydi geri dön!” diye bir ses geldi. Can da; “Ey beni çağıran yüce varlık! Merhaba, geliyorum…” diye cevap verdi.

• Ses duydum; “Başüstüne, her an yüzlerce can sana feda olsun. Bir kere daha çağır da; makamına kadar uçayım.

• Ey bizim eşsiz misafirimiz! Bizim canımızın sabrını da, kararını da aldın. Seni nerede arayayım? Nerde bulayım?”

Seslenen “O, candan da, mekândan da dışarıdadır, O, çok üstün bir yerdedir.” dedi.

• Şu zindanda bulunanların, ayaklarına bağlanmış olan ağır zincirleri çözeyim, gökyüzüne de bir merdiven koyayım, koyayım da can, yücelere çıksın.

• Sen cana, canlar katan bir güzelsin. Sonra yabancı da değilsin, bizim şehrimizdensin. Öyle olduğu halde neden kendini garip sayıyorsun, yabancıymış gibi davranıyorsun? Bu hal, dostluğa yakışır mı?

• Avareliği, bir şerbet gibi içmişsin de kendi evinin yolunu bile unutmuşsun. Çok kötü huylu olan, Kabilli büyücü kadın, sana çok büyüler yapmış, bu yüzden nereden geldiğini, nereli olduğunu hatırlayamıyorsun.

• Birini takip ederek gelen, konup göçen kervanlar, hep o tarafa koşup gidiyorlar. Senin başın nasıl oluyor da dönmüyor? Yüreğin kabarmıyor? Neden hiç bir korku ve heyecanın yok?

• Kervanbaşının kervanın kalkmak üzere olduğunu haber veren çanlarının seslerini duyuyor musun? O tarafta nice yol arkadaşlarımız, nice dostlarımız var. Hep bizi bekliyorlar.

• Bir çok insanlar, orada bizi bekliyorlar, hepsi de bizim sarhoşumuz, hepsi de bize dalıp kendilerinden geçmişler.

“Ey zavallı! Padişahın bekliyor. Haydi, Padişahın yanına gel.” diye kulağımıza bağırıyorlar.


Yusuf Selim İBİŞ diğer yazıları