H. İbrahim DURGUTLUOĞLU

Rüya, Keşf ve Müşahededeki Yanılgılar

Rüya, Keşf ve Müşahededeki Yanılgılar
12 Eki

Çatal kazık yere batmaz.

 Kalbi zikirle, Kur’ân’la saflaşan temizlenen mana yolcusu birtakım aşamalardan geçer. Perde kalktıkça perde gerisi görünür. Görüş mertebeleri çeşitlidir.

İlki rüyadır. Uyku halinde olur. Görüldüğü yer misâl âlemidir. Her bir mana bir misâl ve sembolle görünür. Çeşitleri vardır. Rahmânisi-nefsanîsi-şeytanîsi vardır dikkat lazımdır.

İkincisi yakazadır. Uyku-uyanıklık arasında olur. Görüldüğü yer yine misâldir. Vehim kuvvetinin müdahalesi çok olur.

Üçüncüsü keşftir. Mükâşefe de derler. Göründüğü yer melekûttur. Uyanıkken olur. Zuhurat da denir.

Dördüncüsü Müşâhededir. Ceberût ve Lâhût âleminde olur. İlahî isim ve sıfat nurlarının görünmesidir. Yani kişinin Hakk’a yakîni artar.

Rüyanın yanılgılarından bazıları şunlardır. Vehmin yonttuğu bazı fikirler suret bularak rüyada görünür. Kişi bunları hakikat zanneder. Yani kendini büyük ve önemli gören biri rüyada kendisini padişah veli, âlim vb. görür. Başka birinin hakkında kötü düşünürse onu fâsık kâfir vb. görür. Bunlar birtakım işe yaramaz hayallerden başka bir şey değildir. Bir veli hakkında çok düşünce olursa o düşünce o velinin sureti ya da makamı olarak gözükür. Gören sanır ki o zatı görmüştür. Aslında kendi hayalini görür de bilemez, yanılır gider.

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:

“Sizden hanginiz en doğru sözlü ise onun rüyası da en doğrudur.”

“Rüyasına yalan katarak anlatan kimseye kıyamet gününde bir arpa danesinin iki ucunu bir araya getirip düğüm yapması teklif edilir. Bir kimse gözleri üzerine yalan söylerse, Cennet kokularını alamaz. İftiranın en büyüğü, adamın kendi gözlerine yaptığı iftiradır ki, ‘Ben gördüm’ der, hâlbuki bir şey görmemiştir.”

“Yalandan en büyük yalan rüyasında görmediği şeyi iki gözüyle görmek iddiasıdır.”

Bu hadis-i şerifler de durumun ciddiyetini gözler önüne koymaktadır.

Tasavvuf görmekten çok, olmak okuludur. Balı bilmek ayrı, görmek ayrı, yiyip lezzetine ermek ayrıdır.

Bazen de Mürşidin ruhaniyeti başka mürşidler suretine girip müride görünür. O mürid sanır ki o veliyi görmüştür ve kalbi ona meyleder. Bu Mürşidi tarafından bir imtihandır ki bilemez. Kişinin kendi Mürşidinden gayrisine meyletmemesi lazımdır. Bir hasta doktora gider, doktora teslim olur, ilacını kullanır, sonra da kalkıp başka bir doktora meyleder onun da ilacını kullanırsa mizacı bozulur.

Çatal kazık yere batmaz.

Yakazanın hatalarından bazıları şunlardır;

Yakaza da tam uyku olmadığı için akıl ve hayal çok rol oynar. Görenin hali saf olmamıştır ama gördüğünü safiyet sanır ve aldanır. Sürekli suya bakanın hayali suyla dolar da o gözünü yumunca hep su görür. Bu hayaldir ve hayal zuhuratta rol oynar. Kendisinin velilerle arasının hep iyi olduğunu düşünen kişi hayal yoluyla velilerin kendisine iltifatlar ettiğini görür durur. Hayal, bu görüntüleri film şeridi gibi oynatır durur. Bu hallerin gerçek olanı da vardır elbette ancak bunlar Mürşidinin terbiyesine hakkıyla teslim olup usul ve erkâna uyanlarda görünür.

Keşfin hatalarından bazıları şunlardır;

Keşf, kalpteki idrak kuvvetinin gördüğünü farklı yormasıyla olur. Mesela kişi keşf halinde yerin göğün açıldığını görür ama aslında açılan nefs ve ruh âleminin zikir ya da başka bir amelle birbirinden uzaklaşmasıdır. O, bunu aslına hamleder de yanılır. Birtakım mertebeler görür ki bunları melekût basamakları sanır, kendini de orada yükseliyor bulur ama aslında kendi iç âleminde ya da dimağ (akıl düşünce)  mertebelerindedir. Lakin o, bunu asıldan sanır.

Müşâhede yanılgıları ise tehlikelidir. Kişi her parlayanı ilahî âlemden sanır. Hâlbuki ikilik ve nefsaniyet halindedir. İkilik halinde ilahî tecelli olmaz. Olursa ikilik kalkar, birlik kalır.

Bu hususta Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin macerası meşhurdur. Pîr Geylânî Hz.leri, bir dağ başına çekilmiş riyazet yapmakta ve bütün vaktini ibadetle değerlendirmektedir. Bir gün mağaranın önündeyken bir ses duyar. Ses:

“Ey Abdülkâdir! Sen artık kemâle erdin. İbadet etmene lüzum kalmadı!” demektedir. Bu sesi işiten Abdülkâdir Geylânî bir anda bütün Kur’ân’ı hafızasından geçirmeye başlar. “Va‘büd Rabbeke hattâ ye’tiyeke’l-yagîn / Ve gelmesi muhakkak olan ölüm sana erişinceye kadar Rabbine kulluk et!” (Hıcr, 15/99) âyetine gelince durur ve:

“Sen şeytansın, defol!” der. İşte bu bakımdan uyanıkken olduğu gibi, rüyada iken de sözleri İslâm dininin terazisiyle tartmak lazımdır.

Kişi hayal ve düşünce âleminde murâkabe-i Rasûlullah’tan (s.a.s) dolayı hayalinde beliren sureti O zanneder. Gördüm demezse sakıncalı olmaz, hayal ettim diyebilir, bu da güzeldir muhabbeti artırır amma gördüm derse hataya düşebilir. Örneğin gördüğünü sandığı Arabî kıyafetli sureti hemen Peygamberimiz (a.s) diye kabul eder. Velileri görmekte de durum böyledir. Rüyada ise durum farklıdır. Çünkü rüyada Efendimiz (s.a.s) görünmüşse gerçektir. Şeytan ve hayal müdahale edemez.

Görüş anında kişi bunları iyi bilmelidir. Rüya hayal ile, yakaza kalb ile, keşf ruh ile, müşâhede de sır ile olur. Bunlar safiyet bulmamış ise görülenler hatalıdır.

Bunların safiyet bulmaları helal lokmaya riayet, takvâ üzere olmak sâlih ameller işlemek, hülâsa dine tam uymakla olur. Müridlerin gördükleri ya da gördüklerini sandıkları şeylerin geneli bu çeşit hayallerdir. Mürşidin ikram edip keramet olarak gösterdikleri zaten ayrıdır ve bellidir. Gerisi kuruntu ve hayallerden ibarettir. Bunları Mürşid nezaretinde yürümeyenler ayırt edemezler.

Mürşid elbette lazımdır. Rüyalar bir takım ikaz, uyarı ya da müjdelerdir. Bunu da ehli anlar.

Gör-geç, bil-geç yeterlidir, takılmamalıdır.

Gaye bir şeyler görmek değil “Vechullâh”tır, Allah’ın (c.c) rızasıdır.

 

Gördüm demez görenler

 

 

 

 

Bildim demez bilenler

 

 

 

Kerâmete erenler

 

 

Gizli sırrın açar mı?

 

Üftâde (k. s) Hz. leri

 

Vesselâm…

 

 

 


H. İbrahim DURGUTLUOĞLU diğer yazıları