Mehdî Hakkında
12 Eki

Mehdî, bendendir, benim soyumdandır, benim kokumu taşır. Fâtıma’nın neslindendir.

Konu başlığı okuyucularıma garip gelmesin. Unutulmamalıdır ki, Rasûlullâh’ın sağlığında pek ortaya çıkmamış olmasına rağmen, O’nun vefatından sonra nebilik iddiasında bulunan yalancılar peydah olmuştur. Bunlara “müsenebbiler/yalancı peygamberler” denilmektedir. İlk çıkan kişi de, Hz. Ebûbekir devrinde Müseylemetü’l-Kezzâb adındaki sahtekâr olup güya peygamberliğini ispat ve yerleştirmek için sabah ve yatsı namazlarını kaldırdığını ilân ederek gülünç durumlara düşmüştür. Nihayet durumun vehâmetinden dolayı halife, üzerine askeri kuvvet göndererek onu ortadan kaldırmıştır.

Tarihi seyir içerisinde ilâhlık iddia eden azgın Nemrud ve Firavunlarınki gibi birçok dalalet yolları türemiş, bunların başındaki kişiler kendileri saptıkları gibi etraflarında toplananları da hak yoldan saptırmışlardır. Kendilerinde, manevî bir güç olduğu iddiasıyla ortaya çıkarak menfaat ve çıkarlar elde etme yoluna tevessül etmişlerdir. Böylece Kadiyanîlik, bahâîlik, babaîlik gibi sapık yollar türemiştir. Bunları kısaca hatırlattıktan sonra, kıyamete yakın gelecek olan ve hadislerde ifadesini bulan Mehdî kimdir, nedir, ne değildir üzerinde durmak istiyorum.

Mehdî; hidayet eden, doğru yolu gösteren, hidayete sebep ve vesile olan, batıldan doğru yola çıkaran anlamında olan bir kelimedir. Hadislerde ifadesini bulduğundan dolayı da bu işi yapan kişiye özel ad olmuştur. Aslında bahsimize konu olan Mehdî’nin bu ismi O’nun özel ismi değil, bir nevi sıfatıdır. Şunu da sarahatle belirtmek icap eder ki, bunu kabul etmeyen kasıtlı inkârcılar, sanki tek başına yeterli bir delil imiş gibi Kur’ân-ı Kerim’de Mehdînin geleceğine dair, bir ayet veya bir işaret var mıdır, derler.

Tutarsız bir iddia... Allah’a itaatin Rasûlullâh’a itaat, Rasûlullâh’a itaatin ise Cenâb-ı Allah’a itaat olduğu hakikati ile “O’nun getirdiklerini alınız, nehyettiklerinden sakınınız.” (Haşr, 59/7)  ayetleri Kur’ân’dan birer ayet değil midir, şeklindeki bir soruya nasıl cevap verecekleri merak konusu olur.

O halde, kıyamete yakın gelecek olan Mehdî vakıası asla inkâr olunamaz. Diğer taraftan O, gelişiyle belli bir sene Hz. İsa’ya zemin hazırlayacaktır. Yani, İsa (a.s) geldiği zaman ortamı İslâm ve Müslümanların lehine çok müsait bir tarzda hareket etmeye elverişli olarak bulacaktır. Rabbu’l- Âlemîn, onu isterse bir gecede, maddi ve manevi kuvvetlerle teçhiz edip ıslah edecektir. Havayı, suyu, ateşi ve toprağı emirlerine verecek, bi-iznillâh onların karşısında en mükemmel teknoloji bile olsa âciz kalacak, iflas etmeye mecbur olacaktır.

Müteakip yazılarımızda bu konulara zaman zaman yer vermek kaydıyla şunu da belirtmek isteriz ki; makam, mansıb, şöhret, şehvet düşkünü olanlar, hiç olmayacak şekilde ortaya çıkarak Mehdîlik, müceddidlik veya başka iddialarda bulunabilirler. Bunlar açık açık sapıklık içindedirler.

Bir de şunu belirteyim ki, Mehdîy-i Muntazir (beklenen Mehdî) namı altındaki inancın, İslâm dini inançları ile hiçbir ilgisi yoktur. Güya on iki imamdan olan birisi, bir anda kaybolmuş ve bu kişi kıyamete yakın tekrar gelecekmiş.

Bu açıklamadan sonra mevzua gelebiliriz. Rasûlullâh (s.a.s) özet olarak Mehdî’nin yedi özelliği olduğunu, saymak suretiyle bizlere haber vermektedir. Buyuruyor ki:

“Mehdî, bendendir, benim soyumdandır, benim kokumu taşır. Fâtıma’nın neslindendir. Burnu kavisli, alnı açıktır. Yeryüzü, cevr ve zulüm ile dolduğu bir zamanda gelir ve adalet ve insaf ile yeryüzünü doldurur. Yedi sene hükümrân olur.” (Ebû Dâvûd, Mehdî/1; Tirmizî, Fiten/52)

Hadis-i şerifi birkaç kısımda değerlendirip kısaca yorumunu yapabiliriz. İlk cümlelerde onun kimlerden ve neslinin kim olacağına ait olan hususa işaret olunmaktadır. Burada çıkacağı mekâna da işaret vardır, o da Mekke’dir. Dolayısıyla, Rasûlullâh’ın da Mekke’de doğması ve Kureyş’ten, yani bu kabileden gelmiş olması O’na bu hususta mutabakatı ortaya koyar. Diğer gelen iki husus, O’nun fizikî yapısını gösterir. Alnının açık, burnunun kavisli oluşu...

Diğerleri ise geldiği ortamla ilgilidir. Bu ortamda O, öyle bir zamanda gelir ki yeryüzü zulme, eziyet ve cevre tamamen doymuş bir çağ veya devir yaşamaktadır. Adeta bardağı taşıran son damla anıdır. O da bu zulmü durduracak ve yeryüzünü adaletle doldurup ıslah edecektir. Hadiste belirtilen en mühim özelliklerden biri de, yedi yıl dünyaya hâkim olup hükmetmesidir.

O makama özenenler, fizikî durum itibariyle, yani burun ve alın yapısı itibariyle kendilerini O’na benzetebilirler. Tabi ki bu benzetme ne kadar geçerlidir hususu ayrı bir meseledir. Yani her burnu kavisli ve alnı açık kimse ‘Ben Mehdîyim’ diye iddia edebilir mi? Böyle bir durumda, büyük bir kaos ortaya çıkmaz mı? Bu itibarla, basit şeylerle Mehdîlik iddia etme yerine, herkes oturduğu yerde otursun. Bu hatasından dolayı da tevbe ve istiğfar etsin!

Diğer taraftan haber verilen diğer özelliklere nasıl ulaşılacaktır? Yukarıda da geçti. Cenâb-ı Allah, O’nu isterse bir gecede ıslah ederek her türlü yetkilerle donatır. Bu O’nun kudret elinde olan bir husustur. Hem mülkün sahibi olan Rabbu’l-Âlemîn iradesi gereği, nasıl ki, Hz. Âdem ile tevhid üzere bu dünyanın kapısını açmış ise yine Mehdî ve İsa (a.s) gibi kişilerle tevhid üzere kapatacaktır.

Mânâsını kısaca yukarıda verdiğimiz hadise bakarak ahir zaman da gelecek olan Mehdî’nin şu özelliklerinin olduğunu anlamaktayız. Tabii ki, diğer hadislerde O’nun mümeyyiz vasıflarından bahsedilmektedir.

1) Rasûlullâh’ın soyundan ve Fâtıma (r.anhâ) neslindendir.

2) Alnı açıktır.

3) Burnu kavislidir.

4) Yeryüzünü adaletle dolduracaktır.

5) O gelmeden önce dünyada adaletten eser kalmayacak, dünya zulüm ve cevr ile dolacaktır.

6) Yedi sene dünyaya hükmedecektir.

7) Mekke’de doğacaktır. Rasûlullâh’ın kokusunu taşıyacaktır.

Hadislerden anlaşıldığı kadarıyla Deccalın çıkışı, Mehdî’nin gelişi ve Hz. İsa’nın gökten inişi birbirini takip eden peş peşe olaylar olacaktır.


Zül-Cenâheyn diğer yazıları