Zül-Cenâheyn

Cenâb-ı Allah’ı Sesli Zikir (Cehrî Zikir) – 4

Cenâb-ı Allah’ı Sesli Zikir (Cehrî Zikir) – 4
09 Mar

Bana Cebrail (a.s) gelip, Cenâb-ı Allah’ın (c.c) sizinle meleklere iftihar ettiğini haber verdi

Beşinci Hadis

Müslim ve Tirmizî tahric etmişlerdir.

Muaviye’den rivayet edilmiştir ki; Rasûlullah (s.a.s), ashabından olan bir halkanın yanından geçti ve:

“Sizi bekleten nedir?” buyurdular. Onlar da:

“Cenâb-ı Allah’ı (c.c) zikrediyor ve O’na hamdediyoruz” dediler.

O da şöyle buyurdu:

“Bana Cebrail (a.s) gelip, Cenâb-ı Allah’ın (c.c) sizinle meleklere iftihar ettiğini haber verdi.”

Her türlü hamd ve sena Cenâb-ı Allah’a (c.c) aittir. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Bütün âlem ona muhtaçtır. Hadislerde bu şekilde teşbih yollu temsiller getirilmiştir. Cenâb-ı Allah’ın (c.c) meleklere kulları ile övünmesi mecazdır. Kulların bu hareketlerinden dolayı, Cenâb-ı Allah’ın rızası kazanıldığı anlatılmaktadır.

Hadiste geçen “hamd” kelimesi üzerinde de duralım. Hamd kelimesi, medh kelimesinden daha özel ve şükür kelimesinden de daha umumidir. Medh kelimesi, insanın kendi ihtiyarı ile elde ettiği, kazandığı güzel huylar sebebiyle nail olduğu övgüdür. Mesela insan boyunun uzunluğu, yüzünün güzelliği, yakışıklı oluşu vb. şeylerde medh olunur. Nitekim zenginlerin mallarını infak edip hayırlı işlerde kullanması sebebiyle övülürler. Ne hayır sahibi Müslüman, denilir kendilerine. İlim de öyledir. Bunun zıddı zemmetmektir ki, kimsenin hoşuna gitmez. Şükür ise bir nimetin karşılığında olur. Onun için her şükür, bir hamddır. Fakat her medh, hamd sayılmaz.

Hadîs-i Şerîf değişik şekilde Müslim’de de rivayet edilmiştir.(Müslim, IV. 2075) Zikir halkaları teşkil etmenin faziletine dair çok hadisler mevcuttur.

 ”Hiçbir Müslüman yoktur ki, temiz olarak zikir üzere geceler de, bundan dolayı da uykusuz kalırsa; dünya ve ahirete ait hayır olarak istediğini Cenâb-ı Allah ona verir.” (Ebu Davud V 296)

 

Altıncı Hadis

el-Hakîm, Ebû Saîdi’l-Hudrî’den tahriç etmiş, Beyhakî de iman bâbında onu doğrulamıştır ki, Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

“Size mecnûn denilinceye kadar Cenâb-ı Allah’ı (c.c.) çokça zikrediniz.”

 Aslında ibadetlerin hepsini fazla fazla yapmak tabiatı ile çok iyidir. Bilhassa nafile olan ibadetleri, farzları yaptıktan sonra artırmak yerinde olur. Hadiste de görüldüğü gibi “zikri çok yapınız” buyuruluyor. Öyle ki size, halinizden anlamayan kimseler mecnûn desinler. İnanmayanlar Peygamber Efendimiz’e ve O’nun sahabîlerine çeşitli iftiralar atmışlardır. Bunlardan birisi de, o bir mecnûndur, iftirası idi. Kur’an onların sözlerini, ”Sizin arkadaşınızda delilik yoktur” [Sebe Sûresi, 46] ayeti ile reddetmiştir. Zaten her devirde inananlara çeşitli işkenceler yapılmış, çeşitli iftiralarda bulunulmuştur.

Cenâb-ı Allah; namaz, oruç, hac ve zekât gibi İslâm’ın binasını teşkil eden ibadetleri yapınız derken, çokça yapınız diye emretmemiştir. Şu ayette Cenâb-ı Allah şöyle buyurmaktadır:

 ”Ey iman edenler! Allah’ı çok çok zikrediniz.” (Ahzab Suresi, 41) 

Allah’ın verdiği nimetlere karşılık kulun şükrünü, zikrini yapması gerekir. Zikirde bir takım kolaylıklar vardır. Kişi abdestli veya abdestsiz, oturarak, yatarak ve hatta yolda yürürken bile Cenâb-ı Allah’ı zikredebilir. Böyle külfetsizce yapılmasına rağmen ecir bakımından sevabı da fazladır.

İbn Abbas buyuruyor ki:

“Bir kimsenin Allah’ı zikretmeyi terk etmesi affedilecek bir özür değildir. Velev ki kişinin aklından bir zoru ola.” (Kurtubi, XIV. 197) 

Çok çok zikir yapmanın insanın kalbine ihlâs ve samimiyetin yerleşmesine sebep olacağı, aksine durumlarda ise nifakın yer edeceği söylenmiştir. Yine şu ayetlerde de Cenâb-ı Allah buyuruyor ki:

”Allah’ı çok zikrediniz. Umulur ki felaha erersiniz.” (Cum`a Suresi 10)

“Rabbinin ismini çok zikret, akşam ve sabah onu tesbih et.”  (Al-i İmran Suresi, 41)

 

Yedinci Hadis

 Hadisi el-Beyhakî, Ebû Cevzâ’dan tahriç etmiştir. Ebû Cevzâ buyuruyor ki; Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Münafıklar size, mürâî deyinceye kadar Cenâb-ı Allah’ı çokça zikrediniz.” (Hadis mürseldir)

 Bu ve bundan önceki hadislerde cehrî zikre işaretler vardır. Hafi ve cehrî zikir ne demektir? Zikir; anmak, hatırlamak demektir. Sûfî ıstılahında ise zikir; Allah adının veya diğer esmâların, 24 saatte bir olmak üzere tekrar edilmesidir. Ekseriyetle bu, sûfîler arasında zikrullah olarak kullanılmaktadır. Bunun cemi, yani çoğuluna “ezkâr” denmektedir ki, zikirler manasınadır. Sûfîlerce zikir dört şekilde yapılmaktadır:

1. Hafî (gizli) zikir

2. Cehrî (alenî) zikir

3. Kalbî (kalple) zikir

4. Lisânî (dille) zikir

Tarikat kurucularının içtihat farklılıklarından doğmak üzere sûfîlerin intisap ettikleri şeyhlerine göre zikir şekilleri de değişir. Bir kısmı cehrî, bir kısmı da hafi zikir yaparlar. Zikrin lezzetini tadanlar onu ancak anlarlar. Tatmayan bilmez. Peygamberimiz (s.a.s):

“Benim, Allah ile öyle bir vaktim vardır ki; o an bana ne bir melek-i mukarreb ve ne de bir nebiyy-i mürsel yaklaşamaz.”  (Keşfül-Hafa, II. 173)

Zikir; ibadet ve taatin özüdür, iliğidir. Müminler için son gaye olarak tanımlanan hubbu ilahiye (Allah sevgisi) bu yoldan varılır. Yine Hadîs-i Şerîf’te gelmiştir ki;

“Allah, Allah diyen kimseler üzerine kıyamet kopmaz.”

Zikrullah hak olan tariklerde kuvvetli bir umdedir. Kişi zikre devam etmeden hakka vasıl olamaz. Zikrullah velilik makamına ermek için bir basamak olup, sâlikin kılıcı, silahı sayılıp onunla düşmanları def eder, gelecek olan afetleri Cenâb-ı Allah onun duasının bereketiyle ortadan kaldırır.

Zikrin özelliklerinden biride zaman ile kayıtlı olmamasıdır. Her zaman ve her vakitte Cenâb-ı Allah zikredilebilir. Bunda abdestli veya abdestsiz olmak müsavi ise de taharet üzere olmak zikrin feyizli olmasına sebeptir. Anlaşıldığı üzere namaz, ibadetlerin en üstünüdür. Fakat kılınması mekruh olan birkaç vakit vardır ki; onlar da güneş doğarken, güneş tam zevalde iken ve güneş batarken. Bu üç vakitte namaz kılmaktan nehyolunmuşuzdur. Ama zikrullah için böyle bir kayıt yoktur. Kalbin ve ruhun zikre müsait olduğu her vakit onun vaktidir.

“Onlar, Cenâb-ı Allah’ı ayakta, otururken ve yanları üzerine yatmışken zikrederler.” (Al-i imran, 190)

Yine zikrin özelliklerini belirten şu âyet-i kerîmede de buyuruluyor ki:

“Beni zikir ediniz ki be de sizi yanımda anayım.” (Bakara, 151)

 Görüldüğü gibi mürit, Allah’ı zikrederse Cenâb-ı Allah da kendi yanındaki Melâke-i Mukarrebînine onu anmaktadır.

Mümin şu üç şeyden tat duyuyor ise imanı kuvvetli, ama eğer duymuyorsa tehlike var demektir. Bunlar da namaz, zikir ve Ku’rân okumaktır.


Zül-Cenâheyn diğer yazıları