Zül-Cenâheyn

Zikir Ehline Bazı Önemli Hatırlatmalar – 3

Zikir Ehline Bazı Önemli Hatırlatmalar – 3
20 Ara

“Muhakkak ki Cenâb-ı Allah muhsin olanların ecrini zayi etmez”

19. İhvanlar kendi aralarında, külfet ve meşakkate varmadan birbirlerinden, manevi hayatlarından istifade etmek için ziyaretleşmelidirler. Bu ziyaretler İslâmî ölçüler içerisinde ailece de olabilir. Ailelerinde böylece birbirinden faydalanmaları temin edilmiş olur. Böylece bu ziyaretler manevi islâmi ticaretlere dönüştürülmüş olur. Yani İslâmî noksanlıklar birbirimizden istifade edilmek suretiyle giderilmiş olur. Kötü aileler kötü örnek olurlar. Deri dükkânında çalışanın üzerine, elbiselerine nasıl kötü koku sinerse, kötü ailelerle münasebet kurmakta iyi ailelere kötü kokuların sirayet etmesine sebep ve vesile olacaktır. Gül ile bulunan nasıl güzel kokular taşırsa, iyilerle düşüp kalkmakta iyilikler kazanmamıza sebep olacaktır. Ziyaretlerimiz sık sık ve usandırıcı olmamalı. Rasulullah’ın (s.a.s) “Zaman zaman ziyaret et ki muhabbetin artsın.” sözü bize bu hususta delil olmalıdır. Kelime-i tevhid bayrağı altında toplanan her müslümana, İslâm’a hizmet etmek için bu kapı açıktır. Bu hususta kim olursa olsun ayrım yapılmaz. Çünkü dinimiz ayırıcı değil birleştiricidir, nefret ettirici değil sevdiricidir.

20. Her zaman her yerde mürşide bağlılık. Dünyanın hangi ucunda olursa olsun bu bağlılık sağlamdır ve asla kopmamalıdır. Bu hususta ‘mürşid elinde mürid gassal elindeki meyyit gibidir’ sözünü unutmamalıyız.

21. İhvanlar arasında ayrım ve seçme yapılmamalıdır. Özellikle zikir halkalarına devam etmek isteyene bu kapı açıktır. Herkes gelebilir. Allah’ın (c.c) rahmetinden kimsenin kimseyi mahrum etmeye, kovmaya yetkisi ve salahiyeti yoktur. Belli olmaz kimin kimden üstün olduğu. Bunun için hiçbir kimse hor ve hakir görülemez. İçki ve kumar masaları başından kalkıp da zikir halakalarına bir defa gelmekle, eski kötü hallerine tamamen pişman olup dönenler vardır. Hem de öyle ki; böylelerinin mesafe alışları da daha süratli olmaktadır.

22. İnsanların ve özellikle ihvanların yaptıkları hataları İslamiyet’e ve Tarîkat-ı Aliyye’ye atmamalıdır. Bilakis İslamiyet bir ayna, İslamiyet’i yaşayışımıza göre de aynadaki görüntü kendi görüntümüz olacaktır. Bu aynanın önüne kendimizle oraya siyah bir bez asacak olsak ayadaki görüntü simsiyah olur ve onu görürüz. Beyaz bez asacak olursak onu görürüz. Şimdi ayna siyah bezden başkasını göstermiyor diye, nur gibi parlayan aynaya (İslamiyet’e) suç bulmak yanlıştır.

23. İhvanlar birbirlerinin menfaatlerini korumalıdırlar. Kendi menfaatini mümin kardeşinin menfaatinden üstün tutmamalıdır. Sahabeler gibi olmalıdır. Sünen-i Ebu Davud da zikredilen bir hadiste anlatıyorlar: “Bir harpte ganimetten payımıza bir ok bile düşecek olursa o okun demirli tarafını bir müslüman kardeşimiz tüylü tarafını da diğer müslüman kardeşimiz almak üzere paylaşırdık.” Yani buna biz tefâni diyoruz, birbirine kenetlenme birbirinde yok olma hali.

24. Kusursuz kimse olmayacağı için kusurlu gördüğümüz müslüman kardeşlerimizi affetmeli gerekirse ona nasihat etmeliyiz. Onların kusurları bizi İslâmiyet’e ben onun yaptığı hatayı yapmayacağım diye daha çok bağlamalıdır. Böylece azmederek iradesini zorlamalı ve affedici olmalıdır. Yoksa dünya üzerinde kusursuz insan ararsan ancak peygamberleri ve kemal sahibi kimseleri bulabilirsin, başkalarını bulamazsın. Unutmayalım ki kötüler olmasaydı iyilerin kıymeti, iyiler olmasaydı kötülerin kötü olduğu bilinmezdi. Cennet ucuz değil cehennemde lüzumsuz olamaz. Her ikisi de yarın boş kalmayacak dolacaktır. Cenâb-ı Allah (c.c) her şeyi çifter çifter yaratmıştır. Nasıl ki gece gündüzü kovalıyorsa O, acıya karşılık tatlıyı, erkeğe mukabil dişiyi, güzelliğe eş çirkinliği, hayatın zıttı ölümü yaratmışsa; hayra mukabil şerri halk etmiştir. Bunlar ilahi kanunlardır, kimse bu kanunları bozamaz. İyilerden olmaya gayret edelim. İyilerin Kur’an diliyle adı “Muhsinler”dir. Cenab-ı Allah (c.c): “Muhakkak ki Cenâb-ı Allah muhsin olanların ecrini zayi etmez” buyuruyor. Peygamber Efendimiz (s.a.s) de insanlar develer gibidirler, yüz devede ancak bir deveyi haline elverişli bulursun buyurmaktadır.

25. Sevdiğimizi Allah (c.c) için sevmeli, buğz edip sevmediğimizi de Allah (c.c) için buğz edip sevmemeliyiz. Yolda giderken bana yan baktı diye bir mümin kardeşe küs durmak haramdır. Hele hele ihvanlar arasında bu hiç hoş değildir.

Peygamberimiz (s.a.s): “Bir müslümanın bir müslümana üç günden fazla küs durması helal değildir.” buyurmaktadır. Ey hak yolunun yolcusu olan ihvan kardeşim kendini bu peygamberin koyduğu şaşmaz ölçüye vur. O zaman İslâmiyet’teki boyunun ölçüsünün ne olduğunu görürsün.

26. Haset, kin, çekememezlik bu yolun taliplerinin semtine bile uğramamalıdır. Bunlar insanın hasenatını yiyip tüketen korkunç hastalıklardır. Sende bu hastalıklardan varsa onu tedavi etmeye bak. Bunun tedavisinin yolu tevhidin ağır tokmağıdır. Onunla o nefsin başını ez ki hastalıklardan kurtulasın.

Peygamberimiz (s.a.s); “Haset etmek hasenatın hepsini ateşin odunu yediği gibi yer” buyururlar.

27. Bu yolun yolcusu, haramların semtinden bile geçmesine müsaade etmez. Haramlar belli ve açıktır. Zina, kumar, içki, faiz, rüşvet, yalan-dolan, hile, dedikodu vb. Bunlar imanı zayıflatan tehlikelerdir. Bunlardan şiddetle kaçınmalıyız.

28. En büyük felaketlerden olan, insanları felaketlerden felaketlere sürükleyen dilin tehlikelerinden son derece sakınmalı ve dilimizi Allah’ın (c.c) zikri ile ıslak tutmalıyız. Bu hususta Peygamber Efendimizin (s.a.s) “Dilin Cenab-ı Allah’ın (c.c) zikrinden yaş olmaya devam etsin.” hadisi bizlere örnek olmalıdır, yolumuzu aydınlatmalıdır. Dilin afetlerinin ne derece büyük olduğunu sizlere şu hadisi şerifi de misal vererek hatırlatmak isterim. “İki dudağı ile iki ayağı arasını bana garanti verene ben de cenneti garanti veririm.”

29. İbadetlerimizi kalp huzuru ve huşuu içerisinde yapmalıyız. Yaptığımız amellerde riyadan yani gösterişten sakınmalıyız. Riya amellerin en büyük afetidir. Bir amele riya karışırsa o hiçyapılmamış gibidir. Böyle bir mürai kıyamet gününde eli boş olacaktır.


Zül-Cenâheyn diğer yazıları