10 Aralık 2019
Zül-Cenâheyn

Cenâb-ı Allah, Sekîneyi Müminlerin Kalplerine İndirdi

Cenâb-ı Allah, Sekîneyi Müminlerin Kalplerine İndirdi
17 Eyl

“Cenâb-ı Allah, sekîneyi müminlerin kalplerine indirdi.”(Fetih, 48/4)

Cenâb-ı Allah, rahmetiyle bütün mahlûkatı kuşatmıştır. Kul da rahmete vesile olan yolları aramalıdır. Üç beş kişi bir araya gelince, Mevlâ’yı zikretmelidir.

Ebû Said el-Hudrî’den rivayet olunmuştur ki, Rasûlullâh (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır:

“Allah’ı zikreden hiçbir kavim yoktur ki, melekler onları kuşatmış, Allah’ın rahmeti onları bürümüş, üzerlerine ‘sekîne’ inmiş ve Cenâb-ı Allah onları kendi nezdinde olan meleklerine övmemiş olsun.”(Müslim, Zikr/39; Tirmizî, Daavât/7)

“Sekîne”ne demektir? Sekîne; kalbin Cenâb-ı Allah’a tam bağlılığı sayesinde korkudan uzaklaşıp, huzur içerisinde olmasıdır. Nitekim âyette de şöyle buyrulmuştur:

“Cenâb-ı Allah, sekîneyi müminlerin kalplerine indirdi.”(Fetih, 48/4)

Sekîneden maksadın, bir melek olduğu ve müminlerin kalplerine huzur ve emniyeti yerleştirdiği şeklinde tefsir edenler de olmuştur. Nitekim Hz. Ömer (r.a) hakkında:

“Muhakkak ki sekîne, Ömer’in lisanında konuşur”(Rağıb el-İsfehânî, Müfredât, s.237)buyrulmuştur.

Sekîneyi akıl ile izah edenler de vardır. İnsanı kötülüklerden, şehevî arzu ve isteklerden alıkoyan akıl, nimetlerin en büyüklerindendir. Zikirle kalbin huzura ereceğini işaret eden şu ayette buyruluyor ki:

“Onların kalpleri, Cenâb-ı Allah’ın zikriyle mutmain olur.”(Ra‘d, 13/28)

Bu hal Rasûlullâh’ta (s.a.s), bilhassa vahyin inişi anında çok görülüyordu. Zeyd b. Sabit -ki vahiy kâtiplerinden idi- şöyle buyuruyor:

“Ben, Rasûlullâh’ın (s.a.s) yanı başında bulunuyordum da O’nu sekîne kaplamıştı.”(İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, II, 385)

Görülüyor ki bu, öyle huzur ve rahatlıktır ki Cenâb-ı Allah, onu istediği kullarının kalbine atar ve onu rahat ettirir. İşte bu hal Rasûlullâh’ta (s.a.s) Kur’ân’ın inişi esnasında görülüyordu ki dalma, gaybet ve sükûn halidir.

İbn-i Mesûd’dan gelen bir rivayette de:

“Sekîne hali ganimettir, onu terk etmek ise borçlanmaktır.”(İbnü’l-Esîr, a.g.e., a.y.)

Kelimeye, rahmet manası da verilmiştir. Kelimenin bunlardan başka manalara geldiğini söyleyenler de olmuştur. Fakat en önemli olanları bunlardır.

“Allah odur ki, imanları üstüne iman artırsınlar diye müminlerin kalbine manevî huzuru indirdi.”(Fetih, 48/4)

Hudeybiye’de, ağaç altında biat eden müminler hakkında da şöyle buyruluyor:

“Böylece kalplerinde olan sadakati bildi de üzerlerine manevî huzuru indirdi.”(Fetih, 48/18)

Yine Cenâb-ı Allah:

“Hani o kâfir olanlar, kalplerindeki taassuba (cahiliyet gayretine) sarıldıkları sırada Allah, Rasûlü’nün ve müminlerin üzerine manevî huzuru (sekîneyi) indirmişti.”(Fetih, 48/26)

Görülüyor ki sekîne, Allah Rasûlü’ne sadece inhisar ettirilmemiş, bunun içine müminler de dâhil edilmiştir. Ama bu nimetten inanmayanlar mahrum edilmiştir. Kur’ân okuyan, Allah’ı zikreden müminlerin üzerine sekînenin bir rahmet bulutu halinde inmesi de vardır.

Bera b. Azib’den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Ashaptan bir kişi, bir gece Kehf Sûresi’ni okumuştu. Evinde de bir atı vardı. Bu sırada at ürkmeye başladı. Bunun üzerine o zat:‘Ya Rabbi! Sen âfetten emin kıl!’ diye dua etti. Hemen o zatı, duman gibi bir şey yahut bir bulut kapladı. Sonra bu vakayı Nebi’ye (s.a.s) hikâye etti. Rasûlullâh:‘Oku ey kişi! Çünkü o bulut gibi görülen şey sekîne idi. Kur’ân’ı dinlemek için yahut Kur’ân’ı tebcil (saygı) için inmişti’ buyurdu.”(Tecrîd-i Sarîh, IX, 306)

Savaşlarda ve korku anlarında Cenâb-ı Allah’ın yardımı ile müminlerin üzerine bir huzur, bir rahmet ve bir sekîne çöker.

“Sonra Allah, sekînesini onun üzerine indirdi ve onların göremeyeceği askerlerle onu teyit etti.”(Tevbe, 9/40)

Cenâb-ı Allah, rahmetiyle bütün mahlûkatı kuşatmıştır. Kul da rahmete vesile olan yolları aramalıdır. Üç beş kişi bir araya gelince, Mevlâ’yı zikretmelidir. Böyle zikirden gafil olanlar hakkında ise şu hadîs-i şerîf, ne kadar ibretle okuyup düşünmemiz gereken bir hadistir!

Ebû Hüreyre (r.a), Rasûlullâh’ın (s.a.s) şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

“Bir kavim, bir mecliste otururlar da Cenâb-ı Allah’ı zikretmeden kalkarlar ise, sanki eşek leşini yemiş gibi kalkmış olurlar ve (o meclis) onlar için kıyâmet gününde hasret ve pişmanlık olur.”(Ebû Dâvûd, V, 180 vd)

Yine bu hadise yakın manada, bir başka hadisi daha görüyoruz.

“Bir meclise oturup Allah’ı zikretmeyen kişi için bu, aleyhinde bir noksanlık olur.”(İbnü’l-Esîr, V, 139)


Zül-Cenâheyn diğer yazıları