Dr. Zafer Tortum -Merhum

İlahi Deryadan İnciler - Tıbbı Nebevî

İlahi Deryadan İnciler - Tıbbı Nebevî
30 Tem

Allah derdi de çareyi de verdiği gibi, her dert için bir ilaç yaratmıştır. Bu sebeble tedaviye devam ediniz. Fakat haramla tedavi etmeyiniz.”[Ebû Dâvûd, Tıbb/11]

Müslüman âlimler tıp ilminin kaynağının ve ana kurallarının vahiy yoluyla insanlara bildirildiğini kabul etmişlerdir. Peygamberlere (s.a.s) vahiyle temel ilkeleri bildirilen tıp, daha sonra tecrübe, gözlem ve kıyasla geliştirilmiştir. Aslında biz sevgili Peygamberimizi (s.a.s) tabîb-i kulûb, yani inançsızlıktan ruhları ve dünyaları kararmış insanlara hayatlarını değiştiren ve ebedî kurtuluş getiren “kalblerin tabibi” olarak tanırız.

Peygamber Efendimizin insan sağlığıyla ilgili tavsiyeleri, görüşleri ve uygulamalarına Tıbbı Nebevi (Peygamber Tıbbı) diyoruz. Peygamberimiz günlük hayatın içinde, sohbet toplantılarında ashabını ve ailesini uyarıyor ve bilgilendiriyordu.

Allah Resûlü (s.a.s), tedavinin tecrübî yönüne işarette bulunduğu gibi manevi yönüne de dikkat çekmiştir. Tıbbi tedavinin yanında dua ile yapılan tedaviyi de (rukye)tavsiye etmiş ancak bunun yalnızca Allah’ın isimlerinin anılarak ya da Kur’an-ı Kerim’deki şifa âyetleri okunarak yapılması gerektiğini göstermiş, bâtıl inanç ve hurafelere kapı aralanmasına izin vermemiştir. Bir hadislerinde “Size şifalı iki şeyi bal ve Kur’an’ı tavsiye ederim.” buyurarak, âyetlerin şifa maksadıyla okunmasının caiz olduğuna işaret etmiştir. Ayrıca rukye maksadıyla Fatiha suresini okuyarak, bir hastanın şifa bulmasına vesile olan Ebû Sa’îd el-Hudrî’yi (r.a) takdir ederek, Fatiha’nın şifa maksadıyla okunmasını onaylamıştır.

Hz. Peygamber (s.a.s)’in tıbba dair hadislerinin bir bölümü genel tıp konularına, fakat pek çoğu koruyucu hekimliğe, bir kısmı da tedavi edici hekimliğe ait ilaç tariflerinden ibarettir:

“Allah derdi de çareyi de verdiği gibi, her dert için bir ilaç yaratmıştır. Bu sebeble tedaviye devam ediniz. Fakat haramla tedavi etmeyiniz.”[Ebû Dâvûd, Tıbb/11]

Sa’d b. Ebî Vakkas hastalanmış, Hz. Peygamber (s.a.s) de ziyaretine gitmişti. Onu hasta halde yatar görünce:

“Haris bin Kelede’yi çağırın, O iyi bir hekimdir, sizi tedavi etsin.”buyurmuştur. [Ebû Dâvûd, Tıbb/12]

Peygamber Efendimiz:"Lanetlenmiş iki şeyden sakının” buyurunca,“Ya Rasulallah o iki şey nedir?" dediler. Şöyle cevap buyurdu:

“İnsanların gelip geçtiği yola ve gölgelendiği yere abdest bozmaktır.”buyurdu. [Müslim, Tahâret 68; Ebû Dâvûd, Tahâret 15; Ahmet bin Hanbel, Müsned 2/372]

“Sizden biriniz durgun suya bevl etmesin.”[Buhârî, Vudû’/68; Müslim, Tahâret/94, 96; Ebû Dâvûd, Tahâret 36]

“Hastayı üç gün geçmeden yoklamayınız.”[Râmuz el-Ehâdis, 2/489]

“Bir yerde veba olduğunu işitirseniz, oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba vukua gelirse, oradan ayrılmayınız.”[Buhârî, Tıbb/30; Müslim, Selâm/92, 93, 94, 98, 100]

“Cüzzamlıyla aranızda bir mızrak boyu mesafe olduğu halde konuşunuz.”[Râmuz el-Ehâdis, 2/471]

“Size ne oluyor ki, dişleriniz sararmış olduğu halde yanıma geliyorsunuz. Misvak kullanınız.”[Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/214]

“Allah temizdir, temizi sever. Etrafınızı temizleyiniz.” [Tirmizî, Edeb/41]

“Yiyecek ve içeceklerinizin kaplarının ağzını açık bırakmayınız.”[Müslim, Eşribe 96, 98; Ebû Dâvûd, Eşribe/22; Tirmizî, Et’ime/15]

“Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız.”[Feyzü’l-Kadir, 4/212]

“Beş şey fıtrattandır: Bıyıkları kesmek, kasık kıllarını tıraş etmek, koltuk altı kıllarını yolmak, tırnakları kesmek ve sünnet olmak.”[Buhârî, Libâs/63, 64; Müslim, Tahâret/49, 50]

Şimdiye kadar zikredilen hadis-i şerifler, genel tababet ve koruyucu hekimliğe dair seçtiklerimizdir. Biraz da tedavi konusunda örnekler verelim.

“Şifa üç şeydedir: Bal şerbeti içmek, hacamat vurmak, dağlamak.”(Dağlama daha sonra men edilmiştir.)[Buhârî, Tıbb/3; Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/246]

“İsmid (sürme taşı) çekin. O gözü açar ve kirpikleri besler.”[Tirmizî, Libâs/23; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/476]

“Çörek otu ölümden başka her derde devadır.”[Buhârî, Tıbb/7]

Gözü ağrıyan birisine Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s) “Sabur ile tedavi et” buyurdu.” [Müslim, Hac 89, 90]

“Ud-u hindi (kustu hindi) kullanmaya devam ediniz. Onda yedi türlü şifa vardır.” Uzre, (bademcik iltihabında) boğaza üflenir. Zatülcenbde hastaya içirilir. [Buhârî, Tıbb/10; Müslim, Selâm/86,87; İbn Mace, Tıbb/12, 17]

Peygamber Efendimiz (s.a.s) baş ağrısından şikâyet eden bir kimseye kan aldırmasını tavsiye etmiştir. [Müslim, Selâm/71]

Hz. Peygamber (s.a.s) vücut ısısı yükselen bir kadının su ile serinletilmesini tavsiye etti. [Müslim, Selam 82]

Hz. Peygamber (s.a.s) dövme yaptırmayı yasaklamıştır. [Buhârî, Tıbb/26, Libâs 86; Ebû Dâvûd, Libâs/8]

 

Bugün Hz. Peygamber (s.a.s)’in tıbbî hadisleri, yukarıda ifade edildiği gibi tıbbî telakkilerimize uygunluk göstermektedir. Bu hadisler, tıp sahasındaki bugünkü gelişmelerden asırlar önce ifade buyrulduğu için, bir tıbbî hikmet, hatta tıbbî mucize telakki edilmelidir.

Hz. Peygamber’in (s.a.s) amacının, bu hadisleriyle insanları hayır ve iyiliğe teşvik, kötülükten de sakındırma konusunda kendi sağlığıyla ilgili uygulamalarla da örnekler verdiği dikkati çeker. Bu tedbirler, modern tıbbın üzerine basarak vurguladığı ve çeşitli dillerde farklı şekillerde ifadesini bulan “sağlığı korumak, ilaç kullanmaktan daha iyidir” ilkesiyle tamamen örtüşmektedir.

“Hıfzı’s-sıhha”denen koruyucu hekimliğin gayesi, insanları hastalıklara karşı korumaktır. Hastalıklara karşı korumanın da temel kaidesi “temizlik”tir. İnsanlık âlemine gerçek anlamda koruyucu hekimliği bahşeden İslâmiyet’tir. Ortaçağ Avrupa’sına tuvalet ve banyo alışkanlığını öğreten de Müslümanlardır.

Batıda 542’de ortaya çıkan veba salgını, mahiyeti bilinmediğinden, kırk sene devam etmiş, milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuştur. Bu tarihten 1862 yılına kadar yirmi beş veba salgını zuhur etmiş; Avrupa nüfusunu yarıya indirmiştir. Halbuki beri tarafta, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyordu:

“Bir yerde tâûn (veba)bulunduğunu işitirseniz oraya girmeyin. Bulunduğunuz yerde meydana gelmiş ise oradan da ayrılmayın.”[Buhârî, Tıbb/30; Müslim, Selâm/92]

Avrupalı doktorların yüzlerce sene sonra, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önleme konusunda keşfedebildikleri “karantina” usulü Resûl-i Ekrem (s.a.s) tarafından konmuş bulunuyordu.

İslâm tıbbı, hastalıklardan korunmaya, hastalıkları tedavi etmekten daha fazla önem verir. Modern tıbbın ulaşmak istediği nihâî hedef de budur. Bunca teknik imkânlara rağmen hâlâ çoğu hastalıkların mahiyeti bilinmemekte, bunlara “medeniyet hastalıkları” adı verilen yenileri eklenmektedir. Hasta insanlar elbette tedavi edilmelidir; ancak asıl hedef, hastalığa yol açan sebepleri ortadan kaldırmak olmalıdır. İslâmiyet getirdiği prensiplerle, hastalıklarla mücadelenin temel esası olan temizliği emretmiştir:

“Allah da temizlenenleri sever.”[Tevbe, 108]

“Temizlik, imanın yarısıdır.”[Müslim, Tahâret/1]


Dr. Zafer Tortum -Merhum diğer yazıları