Vesiletü’n-Necât
20 Ara

Lebbeyk Allahümme lebbeyk... !’

Ben-i Âdem’in Efendisine Şiirlerin Efendisi Olan Na’tlar (17)

Mevlid-i Şerif - Süleyman Çelebî Hz.

Vesiletü’n-Necât

Rasûlullâh’ın (s.a.s) kardeşim dediği kişilere müjdeler olsun. Bu ahir zamanda yaşayan ve Sünnet-i Rasûlullâh’a bağlı kalanlara selam olsun. Yakın zamanda Hicaz’a yollanan ve bize oranın kokularını getiren değerli Hocamız Abdullah Efendi’nin gözlemlerine geçmeden önce hasbi hâl olan ve bizim yazmamıza vesile olan o Hak Peygamberin (s.a.s) kokusunu alan ve Yüce Nebi’ye nâtlar yazan gerçek âşıklara da selam olsun.

‘Lebbeyk Allahümme lebbeyk... !’Burada bu cümlede Lebbeyk sözüne vurgu yapmasını soranlara, ‘O bir hâl idi’, diyor. Yani ‘Emret Allah’ım, emret!’Emret’ kelimesine vurgu yapması, insanı başka âleme götürüyor sanki. Kişi ihramlıyken üstü başı dağınık yolculuk yapıyor. Sıkıntılara katlanıyor ve Rabbine niyaz ediyor; ‘Emret Allah’ım başım gözüm üzredir emrin, Senin için çıktım yola, Senin kapına, Kâbe’ne geliyorum. Emret dileklerini boynuma farz kıldım Sana geliyorum…’ Hele bu sözleri Mürşidi Kâmil’den duymak ve dinlemek ne hoş bir duygu!

Belki de diyebilirsiniz neden Rasûlallâh’tan (s.a.s), Medine’den konuya girmediniz? Bunun sebebi aşikârdır. Kişi önce ihvanında, sonra Mürşidi’nde, sonra Piri’nde, sonra Rasûlullâh’ta (s.a.s) fenâ bulacak ki oradan yazabilsin. Biz ise yaşayan bir Mürşid’den sadece gözlemleneni yazabiliriz, diye düşündük. Rabbim sırasıyla bu sevgileri tefâni eyleyerek fenâ fillah yolunda turab eylesin. “Ümmetî” diyen Peygambere (s.a.s) bizi ümmet eylesin!

   Selam ismiyle Vesiletü’n-Necât’ını tanıtmaya âcizane devam edelim. Süleyman Çelebî Hzleri (v. 825/1421) yaşadıkları bu sevdayı ve hissiyatlarını bir nebze aktarabiliyorsak ne mutlu bizlere. Ama unutmayalım ki bu aşkın mayasını Mürşidi Kâmiller çalıyor, bizim de ihtiyacımız olan budur. Abdullah Hocamızın Cumartesi günleri verdiği Hadis dersleri (Sünen-i Ebî Dâvud) bu meyanda tavsiye olunur. Çünkü ‘Men lem yezuk lem ya’rif / Ancak tadan bilir, tatmayan bilmez’ denilmiş. O derslerde Rasûlullâh’ın (s.a.s) ve ashabının hayatı canlanıyor ve yanınıza geliyor. Teşbihte hata olmaz, hani Resül-i Kibriya Efendimiz, “Cennete o kadar yaklaştım o kadar yaklaştım ki meyvelerinden neredeyse yiyecek gibi oldum.” buyuruyor. Veya bizler için daha doğru olan Hanzala (r.a) gibi o sohbeti ondan ravi yoluyla aktaran ve sahabinin dilinden son ravi Abdullah Efendi’nin dilinden bu Hadis derslerini o şuurla ve edeble dinlersek o kokuyu, feyzi, muhabbeti bir nebzede olsa alırız inşallah. Süleyman Çelebî Hz’lerinin Mevlîd-i Şerifi’nde Nasihat Faslı’ndan devam edelim.

 

7. Nasîhat

Gıybet ü Kibr ü riyâdan key sakın

Tâ olasın hazreti Hakk’a yakîn

Cümle işde bî-riyâ hoş sâdık ol

Tanrı vü Peygamber’ine lâyık ol

Mustafâ kavlini tut toğrı ol

Toğrulıkdur Hakk’a varan toğrı yol

Ömrümün kadrini her giz bilmedüm

Şimdi kim bildümdi ömri bulmadım

Saç sakal ağardı gönlüm kap kara

Kılmadum bir iş ki karam ağara

(A. Aymutlu, Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerif, MEB, İstanbul, 1995, s.47.)

 

Süleyman Çelebi hazretleri kâmil mümin olarak Peygamber Efendimiz (s.a.s) sünnetine uyarak nasihati Allah (c.c) ve Rasûlü (s.a.s) ve bütün inananlara nasihat etmeyi elden bırakmıyor ve müminlere hayrı yapmaları için kendi nefsini yeriyor ve bizlere doğru olanı yapmamızı öneriyor. İleriki bölümde nasihatinde Allah (c.c) her daim daha doğrusunu bilir ve fakat şu beyitlerinin kıyamete kadar okunacağını kerâmet yoluyla bildirmiş.

Haşredek ger dinilürse bu kelâm

Nice haşr ola bu olmaya tamâm

Ger dileriz bulasız oddan necât

Işk ile derd ile eydün es-salât

(A. Aymutlu, Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerif, MEB, İstanbul, 1995, s.147-149.)

 

Ve yine de o çok sevdiği ve sevdiğimiz Peygamberimize salât ü selamı söylemede ateşten kurtuluşu görüyor ve söylememizi sâlık veriyor. Buyurun ‘Es-selatü vesselamü aleyke ya resülallah, es-selatü vesselamü aleyke ya habiballah, es-selatü vesselamü aleyke ya seyyid el-evveline vel ahirîn’ diyelim ve o nârdan kendimizi O’nu vesile kılarak kurtaralım. Hoş bazıları belki tenkit edebilir ‘böyle şey mi olur!’ diye. Onlara, Kitâb’a, Sünnet’e ve fıkha bakmalarını tavsiye ederiz. Çünkü kasıtlı olarak Peygamberin (s.a.s) sevdiği bir şeyi, O’na inat reddeden kişi dinden çıkıyorsa, Nass’ta belirtilen Peygamberimizin (s.a.s) şefaat hakkını mazallah yok sayamayız. Yunus Emre’nin (k.s) dediği gibi ‘Biz gelmişiz sevi için’ diyelim ve yolumuza devam edelim.

Hz. Ebu Bekr’in (r.a) dediği gibi ‘Hayatında da güzeldin vefatında da güzelsin ya Rasûllâh!”

 

8. Vefat

Bunda mâ’lûm olur anun âşıkı

Ana âşık olmayandur hâ şakî

İşit imdi kim o Fahr-ı Kâinât

Nice hasta oldı vü buldı vefât

Altmış üç yaşına irdi ol emin

Dosta ulaşmaklığı oldı yakîn

Vakti irişdi dünyadan kıla sefer

Ol güneş yüzlü ve ol alnı kamer

(A. Aymutlu, Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerif, MEB, İstanbul, 1995, s.149-159.)

 

Burada Süleyman Çelebi hazretlerinin Allah Rasûlü’ne (s.a.s) olan muhabbet ve bağlılığını görüyoruz. Onun Rasûlullâh’ı (s.a.s) sevdirmeden başka bir gayesinin olmadığını daha iyi anlamış oluyoruz.

Araya serpiştirdiği Rasûlullâh’a (s.a.s) olan Arapça medhiyyeleri bir iki mısra ile analım, ol Fahri Kâinât’a (s.a.s) daha da yaklaşalım inşallah.

Selâmün ‘alâ men kaale fi’l-mevti ümmetî

Selam olsun o kimseye ki vefatında ümmetim dedi

(A. Aymutlu, Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerif, MEB, İstanbul, 1995, s.159.)

 

Elâ yâ Resülallah küntü recâünâ

Sen bizim duacımızdın ey Allah’ın Resülu

Ve künte bina zâ rahmetin ve kerâmetin

Ve Sen merhamet ve cömertliğin sahibiydin

(A. Aymutlu, Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerif, MEB, İstanbul, 1995, s.175-185.)

 

9 – Hâtime

Süleyman Çelebi hazretleri vefât kısmında Hz. Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin ve O’nu seven ashabından, Allah cümlesinden razı olsun, bahsederek O yüce Rasûlün (s.a.s) üstünlüğünü bir daha dile getiriyor. Sonuçta da ve kapatırken nasihatine devam ediyor ve ye’se yer bırakmıyor.

İşbudur hâli cihânun bilünüz

Ger sizün var ise fehmü bilgünüz

Dünyede bâkî kılavuz sanmanuz

Komasun yabanda sizi sanunuz

Mustafâ’dan ibret alun siz dahi

Birünüz kalmayısar Tanrı hakı

...

Hak Teâla rahmet eyleye ana

Okudanı kim duâ ile ana

Hak Teâlâ rahmet eylesün ana

Kim yazanı dahi hayr ile ana

(A. Aymutlu, Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerif, MEB, İstanbul, 1995, s.175-185.)

 

Burada yazımızı hitama erdirirken lütfen Aymetlu Hoca’nın veya diğer bir Mevlid nüshâsını okumanızı tavsiye ediyoruz, Rabbim O’nun ve sevdiklerinin ve sevenlerinin şefaatine nail eylesin. Peygamber sevdalısı Süleyman Çelebi Hz. ve yakınlarda vefât eden Hacı Hüseyin ihvanımızı ve ehli imanın da ruhuna Fatiha Sûresini esirgemeyeceğinizi ümit ediyorum. Aziz ve Latif Peygamberimizin yüce ruhuna, salât ve selâmımızı ilimler adedince iletiyor, salavat getirirken sizlerin affına sığınıyor ve hatalarımızın düzeltilmesi ve doğru yola iletilmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyor ve dualarınızı bekliyorum. Dahi Zülcenâheyn olan Hocamızın teveccühüne mazhar olmayı arzu ediyor, çalışmalarımızda muvaffakiyet diliyor ve tesirini halk etmesini Yüce Yaradandan istiyoruz.

Ya Rab, Kurbiyeti İnsan-ı Kâmil nasip eyle!

Ve âhiri da’vahüm ve eni’l-hamdü ‘l-âlemîn.

Bâkî ve Kevserî selamlar...


Tufan ATMACA diğer yazıları