Dr. Abdulkadir EREN

Aciz Nefsim ve Namazım - 1

Aciz Nefsim ve Namazım - 1
26 Nis

Ey nefsim! Büyükler, “Niyet hayır, akıbet hayır” demişler. Sen de niyetini hayreyle de, akıbetin de hayır olsun inşallah.

Her şeyin sahibi, Malik-ül Mülk olan Cenab-ı Hakk’a (c.c.), mahlûkatı adedince hamdolsun.

Resul-ü Kibriya (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimize, Cenabı Hakk’ın (c.c) ilmi adedince salat-ü selam olsun.

Ey nefsim! Büyükler, “Niyet hayır, akıbet hayır” demişler. Sen de niyetini hayreyle de, akıbetin de hayır olsun inşallah.

Bundan belki bir yüz sene önce bir hiçtin. Esamen bile okunmuyordu. Cenab-ı Hakk seni yoktan var etti ve bu dünyaya getirdi. Türlü türlü nimetler verdi. Göz, kulak, ağız verdi. Şu, senin zannettiğin her şeyini, canını, sağlığını, malını, mülkünü, evlad-u iyalini ve daha nicelerini sana verdi.

Her şeyden öte seni varlığından haberdar etti ve nimetlerin en büyüğü olan imanı nasib etti Elhamdülillah. Resulullah (s.a.s) Efendimize ümmet eyledi. Bir hiçtin, gel her şey elden gitmeden önce gene bir hiç ol, aczinin farkına var.

Ey nefsim, Allahü Teala bu dünyaya seni boş yere göndermedi ve başıboş bırakmadı. Kendisine (c.c) kul, Habibine (s.a.s) ümmet olmanı istedi. Kur´an-ı Kerim’de “bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl” (Taha, 14) buyurdu. Resullulah (s.a.s) Efendimiz vasıtasıyla miraç gecesi bizlere namazı farz kıldı. Şefaatçimiz, Peygamberimiz namaz dinin direğidir ve bizimle münafıklar arasındaki ayırıcı temel unsur namazdır, dedi. İşte görüyorsun ki namaz bu denli önemli. Evinin direği olmazsa ne olur? Bir düşün tefekkür et ve ürper! Kıldan ince kılıçtan keskin bu sınırda münafıklardan olmaktan kork ve Cenabı Hakka sığın!

Mürşidim, Şeyhim Abdullah Demircioğlu Efendi Hazretleri, namaz şiirinde ne demiş, can kulağıyla dinle;

Dinin direği namaz,

O olmadan hiç olmaz,

Gel kıl sen namazını,

Akıllı ol yaramaz.

Yolculuk tarihinin yaklaştığını bilen erzak biriktirmede acele eder. Yaşlılar sırayla gençler ara-sıra bu dünyadan gidiyor. Bir gün küçük kıyametin kopacak. Kabre gireceksin. O dar, karanlık, soğuk yerde, kıldıysan eğer namazın nur olacak sana, aydınlanacak orası. Hesaba çekileceğin ilk amelinde namazın olacak. Eğer namazların düzgün olursa, işler iyi gidecek, ya eksikse namazların...

Ey nefsim, gel artık, uyan şu gaflet uykusundan ve dosdoğru bir şekilde kıl namazlarını.

Dinleyin şeyhimi can kulağıyla;

Kellemizi veririz,

Rükuda eğiliriz,

Kabre girip varınca,

Rabbimizi biliriz.

Sahibimiz Yüce Allah (c.c), arınan ve adını anıp, namaz kılan kimsenin mutlaka kurtuluşa ereceğini, onlara büyük mükafatlar vereceğini (A’lâ, 14) bildiriyor. Resulullah (s.a.s) Efendimiz de “cennetin anahtarı namazdır” (Taberani, el-Mu'cemü'l-Evsat, 5/186, hadis no: 4361) diyor. O cennet ki, dünya hayatı boyunca hiç huzur yüzü görmemiş, hep sıkıntı içinde yaşamış bir kişi, oraya bir anlık girse, kendisine dünyada sıkıntı çekip-çekmediği sorulsa, hiçbir sıkıntı çekmediğini söyleyeceği güzellikte ferah bir yer. Her şeyden de yüce, Cemalullah’ ı göreceğimiz, Resullulah (s.a.s) Efendimizle buluşacağımız yer o cennet.

Dinleyin şeyhimi can kulağıyla;

Namazını sen de kıl,

Cennetliklere katıl,

İslam’a hizmet varsa,

En ön safa sen atıl!

Ey nefsim, canımız, Peygamberimiz rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaza devam eden ve bu beş vakit namazın Allah (c.c) katından gelen bir emr-i Hak olduğunu kabul eden kimse, cennete girer buyuruyor. Bu müjdeleri duyup da sevinmemek, namaza iştiyak duymamak olur mu? Ne güzel demiş büyükler: “kıl beşi kurtar başı.’’ İnşallah kurtulanlardan oluruz. 

Dinleyin şeyhimi can kulağıyla;

Kıl beşi kurtar başı,

Akar gözlerin yaşı,

Gel kıl sen namazını,

Gelme Allah’a karşı.

Namazını kılmadan cennete gireceğini, Cenab-ı Hakk’ın (c.c) rızasını kazanacağını düşünüyorsan, boş hayaller peşindesin.Bir tarlan olsa, ekim dönemi ekmezsen, hasat dönemi neyi biçeceksin? İşte bu dünyada ahretin tarlasıdır. Resulullah (s.a.s) Efendimiz, hastalığının ağırlaştığı, hummaya tutulduğu son zamanlarında, baygınlık geçiriyor. Uyanınca ilk sorduğu ‘’namaz kılındı mı?’’ oluyor. ‘’Hayır, Ya Resulullah’’ deniyor. Hastalığın etkisiyle tekrar baygınlık geçiriyor. Tekrar kendine geldiğinde yine aynı soruyu soruyor. Üçüncü defa kendine geldiğinde, ‘’Ebubekir´e söyleyin, namazı kıldırsın’’ (Tabakât, 2:217) diyor. Düşün, bak! Peygamberimizin (s.a.s) o sıkıntılı son zamanlarında bile aklında hep namaz vardı. Hem O’nun (s.a.s) ümmeti olduğunu iddia ediyor, hem de hiçbir özrün olmadığı, nice nimetler içerisinde olduğun halde, namazda gevşeklik gösteriyorsun. Hemen tevbe et ve halini düzelt.

Dinleyin şeyhimi can kulağıyla;

Olma sakın namazsız,

Düşman nefsin amansız,

Geçer ömrün yel gibi,

Ölüm gelir apansız.

Ey nefsim, Allah katındaki gerçek durumunu bilmek istersen namazına bak. Huşu duyarak, ürpererek mi kılıyorsun namazlarını, yoksa gafil gafil, aklın bir yerde, bedenin bir yerde, kalbin bir yerde mi kılıyorsun? Kıldığın namazlar şefaatçin mi olacak, yoksa yarın suratına dürülüp fırlatılacak mı? Allah korusun.  Kur´an-ı Kerimde Rabbimiz (c.c) kurtuluşa eren müminlerden bahsederken, “onlar namazlarını huşu içerisinde kılarlar’’ buyuruyor. Allah’tan (c.c) yardım dile ve Peygamberimizden (s.a.s) öğrendiğimiz şu duayı dilinden düşürme. “Allahım seni zikretme, sana şükretme ve hüsn-ü ibadet etme hususunda bana yardım eyle.” (Ebu Davud, Vitir 26. Ayrıca bk. Nesaî, Sehv 60)Amin.


Dr. Abdulkadir EREN diğer yazıları