Dr. Abdulkadir EREN

Kudüsü Şerifteki Cennet Bahçeleri

Kudüsü Şerifteki Cennet Bahçeleri

Filistin; Kadiriye, Halvetiye, Şazeliye, Nakşibendi tarikatlarının en önemli merkezlerinden biri olmuştur tarih boyunca. İsrail işgalinden hemen önce Filistin'de 50'ye yakın tekke vardı. Şimdi ise sadece bir tane kaldı.

Bugünlerde ne yazık ki ümmetin kapanmayan yarası Filistin’deki kardeşlerimizin acısıyla yatıyor kalkıyoruz. Böyle olması da aslında imanımızın göstergelerinden. Çünkü Resulullah Efendimiz “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66) buyurmuşlardır. Rabbimizden tez zamanda kardeşlerimizi felaha eriştirmesini, zalimleri kahru perişan etmesini niyaz ediyoruz.

Resullullah Efendimizin dünyada ki cennet bahçeleri diye tavsif ettiği ilim/zikir meclislerinin içlerinde kurulduğu tekkeler, sufi hayatın ortaya çıkışıyla birlikte, ilk kıblemizin olduğu Kudüs’te de yayılmaya başlamıştır.

Mutasavvıf ibn Berrecan’ ın 61 yıl önce keşfen fethini müjdelediği Kudüs’ ün, 1187 yılında  Hıttin savaşıyla, Selahaddin Eyyübi ve ordusundaki birçok tasavvuf ehli tarafından fethedilmesinin ardından, büyük kumandan, Latin patriğinin sarayını dervişlere tahsis etmiş ve ismini Hankah-ı Salahiye koymuştur. Ayrıca bazı mekanları onlara tahsis ederek vakfiyelerle devamlılığını sağlamıştır. Eyyübiler ve Memlukler devrinde de sufi hayat desteklenmiş, Sultan Baybars birçok zaviye yaptırmıştır.

1095 yılında İmam Gazali Nizamiye medreselerini ve Bağdat’ı terkedip nefsini terbiye etmek için inziva hayatını tercih etmiş, iki yıl Şam’da Emevi camiinde, daha sonra da bir müddet Mescidi Aksa’ da kalmıştır. Burada kaldığı süreçte meşhur eseri İhyaü Ulumuddin’ in bir bölümü olan er-Risaletü’l Kudsiyyeyi, buranın halkına atfen yazmıştır.

1516 yılında Mercidabık Savaşıyla Kudüs, Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı himayesine geçmiş ve Kudüs’teki tarikatlar ve tekkelerin sayısı giderek artmıştır. Osmanlı Devleti, Filistin’de ve özellikle Kudüs’te pek çok tekke/zaviye kurmuş, kurulmasına müsaade etmiştir. Özellikle Mevlevilik Osmanlı’nın Kudüs’ü almasıyla beraber bu bölgede de yayılmıştır.

Peygamber Efendimizin miraç mucizesinin gerçekleştiği ilk kıblemizin olduğu Kudüs’ ün müslümanlar için çok özel bir yeri vardır.  Mutasavvıflar içinde miraç hadisesinin gerçekleştiği bu topraklar, bir nevi manevi miraç olan, aşk binitine binip halktan Hakka gidişi, nefis makamlarından geçişi simgeleyen seyrü sülüku hatırlatmakta ve bu nedenle ayrı bir önem kesbetmekte, birçok sufiyi kendisine çekmektedir. Meşhur sufilerden Süfyan-ı Sevrî, Rabia el-Adevî, Bişr el-Hâfî, Seri es-Sakatî, İbrahim Edhem, İmam Gazâlî, İbn'ül Arabî, Alâeddîn Ali Erdebilî, İbrahim Gülşenî, Mevlânâ Halid-i Bağdadî, Abdülganî Nablusî ve Hüseyin Vassaf gibi birçok mümtaz şahsiyet bu mübarek toprakları ziyaret etmişler, burada ibadetü taat ile meşgul olmuşlardır.

Tekkeler ilk çağlarından itibaren birçok yolcunun uğradığı ve belli bir süre kaldığı yerler olmuşlardır. Evliya Çelebi gibi ünlü birçok seyyahta yaptıkları uzun yolculuklarda buralarda kalmışlar ve tekke ortamından, buradaki dervişlerin güzel ahvalinden yazdıkları eserlerinde bahsetmişlerdir. Bu seyahatnamelerden; Mevlevî, Kadirî, Nakşibendî, Rûfaî, Ahmedî, Şâzelî, Kalenderî, Halveti gibi pek çok tarikat dergâhının Kudüs'te faaliyet gösterdiğini öğrenebiliyoruz. 1670 yılında Kudüs'e giden Evliya Çelebi seyahatnamesinde Kudüs için "Havasının hoşluğundan halkının yüz renkleri kırmızıdır. Gayet garip dostu, zevk ehli, tarikat ve hâl ehli adamları var" diye bahsetmektedir. Ayrıca Kudüs-i Şerif içindeki imaretleri anlatırken şöyle der: "Dünya görmüş âşıklara malum ola ki bu Kudüs-i Şerif küçük şehir görünür ama toplam 240 mihrap sayılır. Mescid-i Aksa ve iç kale camiinden gayri hepsi medrese ve zaviye (tekke) mescitleridir. 7 dârülhadis (büyük medrese), 10 dârulkurrâ (Kuran öğretilen medrese), 40 sibyan mektebi (ilkokul) ve 70 tarikatın birer tekkeleri vardır. Bunlardan Abdülkâdir-i Geylanî, Seyyid Ahmed El-Bedevî, Sa'di, Rufâî ve Bâb-ı Amûd'un iç yüzünde Mevlevî tekkesi mamur ve mesiregâh yeridir. Bu yazılan tekkelerin dervişleri mevcut olup her mübarek gecelerde âyin-i Muhammedî olur, sağlam vakıfları vardır."

Kudüste ki tarikatlar ve tekkeler müritlerine verdikleri dini-ruhi eğitimin yanında o bölgedeki dinî, ilmi ve kültürel hayatının belirlenmesinde de aktif rol alıyorlar, sanki günümüzdeki bir çok stk gibi çalışıyorlardı. Ayrıca Hac yolcuları içinde bir uğrak yeri olmuşlardı. Filistin’deki ilk meşhur kütüphanelerden biri, Kâdirî tarîkati şeyhlerinden ve Şâfii fakîhi Şeyh Muhammed bin Muhammed Halîl tarafından kurulmuştur. Bu da Kudüs'te sûfîlerin ilmî hayatta da aktif olduklarını gösteren nişanelerden biridir.

Kudüste yakın zamana kadar faal olan belli başlı tekkeleri Afgan tekkesi, Özbek Tekkesi, Hindî Tekkesi, Kudüs Mevlevîhanesi olarak sayabiliriz.

Mescid-i Aksa’nın Gavanime Kapısı yakınında yer alan Afgan Tekkesi, Kadiriye tarikatı mensupları ve 1633 yılında dönemin Kudüs Valisi Muhammed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bugün Kudüs’te aslî haliyle varlığını sürdürebilen tek zaviye Afgan Zaviyesi’dir.  Afgan Tekkesi, Tarikatı Aliyeyi Kadiriye’ ye bağlı bir tekkeydi. Son dönem Afgan Tekkesi şeyhi, bir gazeteye verdiği röportajda şöyle anlatmaktadır:

“Filistin; Kadiriye, Halvetiye, Şazeliye, Nakşibendi tarikatlarının en önemli merkezlerinden biri olmuştur tarih boyunca. İsrail işgalinden hemen önce Filistin'de 50'ye yakın tekke vardı. Şimdi ise sadece bir tane kaldı.”  Ayrıca tekkelerine 200 yıl önce Osmanlı devleti tarafından verilen ve hala muhafaza ettikleri fermanda

“Bu tekkenin yağı ve aşı kıyamete kadar verilecektir.” yazmaktadır.

Tekke bünyesinde bulunan konukevi, yüzyıllarca pek çok yolcuyu ağırlamıştır. Meşhur fakih Abdülganî en-Nablusî de bu zaviyede misafir edilmiştir. Zaviye 11 oda, bir mescit,üç su deposu ve ihtiyaç sahipleri için bir çamaşırhaneden oluşmaktaydı.

Bir diğer Kadiriye tekkeside Zeytin Dağı'nın tepesinde Hazreti İsa'nın göğe yükseldiği yer olduğuna inanılan bu bölgede Kudüs Sancak Beyi Mehmet Paşa tarafından kurulmuştur.

1615 yılında Kudüs Sancakbeyi Mehmet Paşa'nın damadı Kapıcıbaşısı Sufî Osman Ağa ibn Abdulmuin tarafından kurulan Özbek Tekkesi nakşibendiye tarikatına bağlı bir tekkeydi. Buranın en önemli özelliği ise gelen misafirlerin kayıtlarının tutulmasıydı. Bu kayıtlarda misafirlerin adları, baba adları, doğum yerleri, uyrukları, tekkeye geliş ve ayrılış tarihleriyle birlikte nereden gelip nereye gittikleri mevcut idi. Zamanında hac yolcularının konakladığı bir yer olan tekkede misafirlere  et, kuru üzüm ve havuçla yapılan meşhur Özbek pilavı ikram edilirdi.

Bir cami ile dört adet derviş hücresinden oluşan tekke günümüzde artık sadece cami işlevi görmektedir.

Kudüs'teki Hintli hacılar tarafından 13. yüzyılda kurulan Hindî Tekkesi Ahmed er-Rufai hazretlerinin kurduğu Rifaiyye tarikatının tekkesiydi. Hintli hacılar mübarek hac seferlerinde bu tekkeye sıkça uğrarlardı. Osmanlı Devleti de bu tekkeye resmî yardımlarda bulunmuştur. Günümüzde ise tekke yerinde konuk evi ve Hint Kültür Merkezi bulunmaktadır.

1516-1539 tarihleri arasında kurulan Kudüs Mevlevîhanesi, St. Agnes Kilisesi'nin camiye çevrilmesi sonucu oluşmuştur. Avlusunda Mevlevî dedelerin türbeleri bulunmaktadır.

12 Aralık 1991 tarihinde, son Şeyh Adil el-Mevlevî'nin Trabluşşam'a yerleşmesiyle tekke kapanmıştır.

Tasavvufi hayat halk içinde Hak ile olmayı öğütlemiş, toplumun dini kültürel ve ahlaki hayatında çok aktif bir yeri olmuştur. Kudüste kurulan bu tekkeler buna çok güzel birer örnektir. Tasavvufi hayat birilerinin iddia ettiği gibi cihad ruhunu söndürmez tam aksine manevi aşk ile bu ateşi daha da tutuşturur. İzzettin el kassam tugaylarının adlarını aldığı son dönem Osmanlı alim ve imamlarından meşhur İzzettin el Kassam’ ın babası da bir medresede müderris ve mahkeme üyesiydi. Medrese âlimliğinin yanı sıra mutasavvıf yönü de vardı. Kendisi Kadirî tarikatının o bölgedeki mürşidi olarak tanınıyordu. Böyle bir baba tarafından kendileri yetiştirilmişti.

Her yok oluş içinde bir dirilişi içermekteydi. Her acının sonunda bir mutluluk vardı. Her sancı bir doğumu müjdelerdi. Umuyoruz ki Filistinli kardeşlerimizin bu kıyamı uyuyan ümmeti Muhammedin uyanmasına vesile olur. Yine Rabbimizden niyazımız odur ki zalimleri perişan kardeşlerimizi muzaffer eder. Mesih ve İsa (as) ın gelişiyle harabe olan şehirlerden yeniden güller açar. İnanıyoruz ki zafer inanlarındır ve zafer yakındır. Selam ve dua ile.

 

Kaynak:

              1.           Kudüs’te tasavvufi hayat V Akkaya - Huzuru Bekleyen KUDÜS, 2020

              2.           Kudüs'te bir tekke… Tekkede bir not Muhammed Berdibek 2016 tarihli köşe yazısı

              3.           Şerife Memiş, Osmanlı Taşra Toplumu ve Vakıf Kurumu: Kudüs 1703-1831, , Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara 2016


Dr. Abdulkadir EREN diğer yazıları