11 Ağustos 2022
Dr. Abdulkadir EREN

Mana Denizinde Bir İnci, Hacı Bayramı Veli

Mana Denizinde Bir İnci, Hacı Bayramı Veli

İsmail'im, Hak yoluna canımı kurban eylerim, Çünkü bu can kurban sana, ben koç kurbanı neylerim.

Gelin gözlerimizi kapatıp hayal âlemine dalalım. Yanımızda bir Zümrüdüanka kuşu bekliyor bizi.Atlıyoruz sırtına ve bundan tam 600 yıl öncesine, Orhan Gazi dönemine gidiyoruz. Tarihler 1352 yılını gösteriyor. Ankara’nın Çubuk nehri kenarında Solfasol köyünde Numan adında bir bebek gözlerini açıyor dünyaya. İlerde nice insanların gönül gözünü açacak Mevlâ’nın izniyle. Babası çiftçilikle uğraşan bir zat. Üç erkek kardeşin en büyüğü. Çocukluk gençlik derken ilim tahsilini bitiriyor ve müderris oluyor. Ankara’da Kara Medresede, Bursa’da Çelebi Mehmet Medreselerinde nicelerine ilim tahsil ettiriyor ama gönlünde bir ateş, bir arzu, bir yangın. Gelin kendinden dinleyelim bu yangının dışa yansımalarını.

Noldu bu gönlüm, noldu bu gönlüm?

Derdü gam ile doldu bu gönlüm.

Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm,

Yanmada derman buldu bu gönlüm.

Emir Sultan, Abdal Mehmet gibi zatlarla görüşüyor lakin derdinin dermanı Kayseri’den geliyor. Medresede çalıştığı günlerden birinde bir zat geliyor. İsmi Şücâeddin Karamani. Mürşidi Somuncu Baba ismiyle anılan Hamidüddini Veli’den aldığı emirle geliyor. Buyurmuşlar ki ‘’Evladım, Engürü’de Numan isimli bir müderris var. Onu davet eyle gelsin’’. Müderris Numan bu davet karşısında ‘’Davete icabet etmek gerektir’’ deyip, beraber heyecanla yola koyuluyorlar. Kayseri’ye vardıklarında Somuncu Baba’yı görünce, gönlünde kendilerine karşı büyük bir muhabbet hâsıl oluyor. Efendi hazretleri kendilerine mana âleminde zahir ulemasının ve batın erbabının ölülerinin mertebelerini gösterip hangisini tercih ettiğini sorunca, batın erbabını tercih ediyor. Artık murâd olarak gelen müderris Numan, mürit olarak Somuncu Baba’ya intisap ediyor. Kurban bayramı arifesinde olan bu hadise sonucu çok mutlu olan Somuncu Baba “İki bayramı birden kutluyoruz!” buyuruyor ve ona Bayram ismini verip,  kendisini talebeliğe kabul ediyor. Gassal elindeki meyyit gibi her şeyini geride bırakıp mürşidine teslim oluyor mürid Bayram. Dergâhta hizmetle, manevi terbiyeyle, nefs mücahedesiyle geçiyor günleri. Mürşidiyle yollara düşüyorlar. Şam’a, ardından da Hicaz’a gidiyorlar. Dönüşlerinde manevi terbiyesini tamamlayan evladını, Somuncu Baba hazretleri Ankara’ya halife olarak gönderiyor. Vedalaşırlarken Hacı Bayramı Veli soruyor. ‘’ Sultanım, ne amel üzerine olalım? Sanat bilmem, ne işleyelim?’’. Somuncu Baba hazretleri de ‘’Evladım, ekin ekin,  burçak ekin inşallah.’’ buyuruyor. Gönlünde mürşidinin sevgisi ve özlemiyle memleketine doğru yola düşüyor mübarek. Maksuduna ulaşmış Hacı Bayramı Veli’nin dillerinden şu dizeler dökülüyor;

Kendi de buldu kendi de buldu,

Matlabını hoş buldu bu gönlüm.

Hamd-ü senalar hamd-ü senalar

Yar ile bayram kıldı bu gönlüm…

Ankara’da bu manevi kokuyu alanlar halka halka toplanıyorlar etrafında. Bir yandan burçak tohumlarını ekerken toprağa, bir yandan da ilahi aşk tohumlarını ekiyor gönüllere. İlim erbabı olması hasebiyle de müritlerinin ilim tahsiliyle de uğraşıyorlar.

Öyle bir dönem ki Anadolu’da siyasi, sosyal ve dini çalkantıların yaşandığı bir dönem. Hacı Bayramı Veli’nin müritlerinin günden güne artması sonucu siyasi çevrelerden bir iftira atılıyor.  Bu zat ayaklanabilir diye. Devrin padişahı 2. Murad emir veriyor. Tiz bulup getirin bu zatı Edirne’ ye. Muhalefet ederse de tutuklayın. Görevliler Ankara yakınlarında. Hacı Bayramı Veli ise daha onlar gelmeden atına binmiş; onları karşılamaya çıkmış. Zahirin padişahı, mana padişahını çağırıyor. Mübarek sormuş; ‘’Evladım kimi ararsınız?’’. ‘’Efendim, Hacı Bayram isminde bir zat varmış; devlete isyan edecekmiş; onu ararız’’. ‘’Evladım, aradığınız zat benim’’. Görevliler Hacı Bayramı Veli hazretlerinin yüzündeki nuru görünce, ‘’Aman efendim bir yanlışlık olmuş herhâlde, biz durumu bildirelim’’ dedilerse de, Efendi hazretleri ‘’Evladım, sultanın emrine itaat etmek gerektir. Yanınızda bulunan zinciri takın gidelim’’ der. Görevliler zinciri takmaktan hayâ ederler ve emir üzerine beraber yola koyulurlar. Tam 17 gün sürer yolculukları. Edirne’de payitahta vardıklarında, Hacı Bayram ile görüşen II. Murad, söylenenlerin iftira, dedikodu olduğunu anlar. Kendisinden çokça özür diler ve talebesi olurlar.  Edirne’de Eski (Ulu) camide vaaz etmesini rica ederler kendilerinden. İki ay kadar burada kalır Hacı Bayramı Veli. Padişah ne kadar kalmasını rica etsede, müridanıyla ilgilenmek için Ankara’ya geri dönerler. Padişah II. Murad hem kendini affettirmek hem de mürşidine olan muhabbetinden dolayı bir mektup gönderir Ankara’ ya. Artık bu zamandan itibaren Hacı Bayramı Velinin müridanından vergi alınmayacak ve askerlikten muaf olacaklar diye. Zaman içerisinde sırf menfaat için gelenler olmaya başlar. İşler öyle bir hal alır ki; Ankara civarından vergi toplanamaz hale gelir. Padişah ikinci bir mektup gönderir. Efendim vaziyet budur. Dervişlerinizin sayısını bildirseniz de, bizde ona göre tedbir alsak. Gönül sultanı aldığı mektuptan çok müteessir olur ve dervişana haber gönderir. Yarın Kanlıgöl mevkiindeki namazgâhta tüm sevenlerimiz cem olsunlar.

Bir buçuk müridimiz vardır!

Gelin o güne gidelim gene hayal âleminde.

Ertesi gün mübarek çok celalliydi. Kendileri için kurulan çadırın önündeki kalabalığa, elinde büyük bir kılıçla çıkarak şöyle seslendi. ‘’Bugün sizleri Hak yolunda kurban edeceğim; beni sevenler gelsin içeri’’. İnsanlarda bir şaşkınlık, herkes sanki küçük dilini yutmuştu. Kalpten bağlı bir erkek, bir bayan mürit içeri girdi hiç düşünmeden. Sonra mübarek çadırın arkasından bir koçu kurban etti. Oluk oluk akan kanı görenler çil yavrusu gibi sağa sola dağıldı. Efendi hazretleri gerçek müritlerini sultana bildirdi.

Cananı bulmak için canı feda etmek gerekti. Yunus Emre’mizin dediği gibi;

İsmail'im, Hak yoluna canımı kurban eylerim,

Çünkü bu can kurban sana, ben koç kurbanı neylerim.

Hacı Bayramı Veli hazretleri, müritleriyle beraber çiftçilik yaparak geçimini sağlardı. Müritlerine de el emeği ile geçinmeyi tavsiye buyururlardı hep. Kendileri halk içinde olmayı, uzleti tercih etmişlerdi. Esnaf arasında da ahi baba diye anılırdı. Daha çok köylü ve esnaflardan oluşmaktaydı müritleri.

Mübarek aylarda müritleriyle birlikte çarşıları dolaşır, zekat ve sadakası olanları toplar, ihtiyaç sahiplerine iletirdi. Günümüzdeki birçok sosyal yardımlaşma kurumunun temelini bundan 6 asır önce kurmuştu Hacı Bayramı Veli. Orta Asya’dan gelen Türk göçerlerin yerleşik hayata geçmesini sağladı. Anadolu’muzun manevi mimarlarından olmuşlardır. Orhan Gazi, I. Murad, Yıldırım Beyazıt, Çelebi Mehmet ve II. Murad olmak üzere beş padişah döneminde yaşamışlardır.

Tekkesindeki kazanlarda gece gündüz devamlı burçak çorbası kaynardı mübareğin. Nice insan bu maddi manevi gıdadan istifade ederlerdi.

Hacı Bayramı Veli hazretleri ilmiye sınıfından olması hasebiyle Türkçe, Arapça ve Farsça sohbet ederdi. Tekkelerinde her sabah ve yatsıdan sonra zikir meclisleri kurulurdu. Cehri yani sesli zikir, halka halinde icra edilirdi. Öğle namazından önce ve sonra tefsir, fıkıh, hadis ve tasavvuf dersleri olurdu.

Her ne kadar Mürşitleri Somuncu Baba hazretleri Halvetiye kolunun, Erdebil şeyhlerinden, Alaeddin Erdebil’inin  halifesi olsa da, kendileri yeni usul ve yorumları sebebiyle müstakil bir tarikat olarak Bayramiye tarikatının  Piri olarak kabul edilir. Anadolu’da doğup yetişen bir mutasavvıfın kurduğu ilk Anadolu tarikatıdır.

Kitap yazmak yerine mürit yetiştirmeye daha çok önem vermiştir. Bu minvalde müridi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi meşhur eseri Muhammediye’yi kaleme aldığında şeyhi Hacı Bayram’a göstermiş kendileri de, ‘’Mehmet Efendi bunu yazacağına bir sine hakketseydin, bir gönlü terbiye etseydin daha iyiydi’’ buyurmuşlardır.

Hacı Bayramı Veli hazretlerinin gönül bahçelerinde ektiği ve aşkı ilahi ile suladığı tohumlar, mana denizinde açan nadide inciler gibi güller açmıştır gülşenlerde. Kendilerinin manevi büyüklüğünü, bu zatları tanıdıkça daha iyi anlarız herhâlde. Nasıl Mimar Sinan’ı anarken eserleri Selimiye, Süleymaniye’yi anmadan olmaz, Hacı Bayramı Veli hazretlerinin manevi değerini anlamak için de onun eserlerinden, her biri ayrı bir umman olan manevi evlatları, halifelerini de kısa kısa analım inşallah.

İstanbul’un manevi fatihi, Ayasofya’da ilk hutbeyi okuyan ve hani şu hep ziyaretine gittiğimiz Eyüp semtinde ki sahabenin büyüklerinden Ebu Eyyüb El Ensari’nin kabrini keşfen ve kerameten bulan Akşemsettin.

Hacı Bayramı Veli hazretlerinin damadı, 11 yıl dergâhta hizmet eden, dergâhın imamlığını yapan, icazet almasına rağmen içindeki karşı konulmaz aşk ateşinin etkisiyle, ‘’Daha da yol var mıdır sultanım?’’ deyip mürşidinin yönlendirmesiyle, Abdulkadiri Geylani hazretlerinin torunlarından, Hüseyin Hamevi hazretlerine giden, çile sonucu 40 günde icazet alan ve Anadolu’ ya Kadiriliği getiren Eşrefoğlu Rumi.

Hacı Bayramı Veli, Edirne’ye götürülürken Gelibolu’da kendilerine teslim olan, çileye giren ve dönüşlerinde kendilerine icazet verdiği Yazıcıoğlu Mehmet ve Ahmet Bîcan kardeşler.

Üftade hazretlerinin şeyhi, Hızır Dede. Aziz Mahmut Hüdai hazretlerinin kurduğu Celvetiyye tarikatıda Bayramiliğin bir kolu olarak kabul edilir.

Hacı Bayramı Veli hazretlerinin kendilerine akıllı, zeki anlamında zeyrek ismini verdiği, hani şu İstanbul’da bir bölgeye ve yokuşa ismini vermiş Molla Zeyrek.

Akbıyık sultan, Bıçakçı Ömer Dede ve daha niceleri.

Hacı Bayramı Veli hazretleri ömürlerinin son yıllarında padişahın isteği üzerine Edirne’deki tarihi Uzun köprünün temel atma törenlerinde dua etmek için Edirne’ye ve Emir Sultan hazretlerinin vefatları üzerine vasiyetlerini yerine getirmek için Bursa’ya seyahat etmişlerdir. Bursa’da büyük velinin cenazelerini, vasiyetleri üzere yıkamış, kefenleyip namazlarını kılarak defnetmişlerdir.

Hacı Bayramı Veli hazretleri 1430 yılında, Ankara’da dünyalarını değiştirmişlerdir. Allah sırlarını takdis eylesin, himmetlerini üzerimizde daim eylesin. Akşemsettin hazretleri kendilerini yıkayıp defnetmişlerdir.

Dünyalarını değiştirdi diyorum çünkü Yunusumuzun dediği gibi ‘’Ölen hep hayvan imiş âşıklar ölmez’’. Manevi tasarrufları ve birçok insanın hala imanına vesile olmalarıyla, biz yaşayan dirilerden daha diri oldukları gün gibi açıktır. Bu büyük zatların bu destansı hayatları hikâye değildi. Peki, bu ilahi aşk pınarı kurudu mu? Hala Hak âşıkları, aşk yolunda yanan pervaneler var mı? Olmasaydı; hiç Cenabı Hak ‘’Bilesiniz ki Allah’ın dostlarına asla korku yoktur, onlar üzüntüde çekmeyecekler. Onlar iman etmişler ve takvaya erişmişlerdir, işte onlara hem bu dünya hayatında hem de ahirette müjdeler olsun!’’ buyurur muydu? Sizin manzûru âlilerinize bırakıyorum gerisini. Peki, nerededir bu zatı kiram. Ahir zaman olması hasebiyle sırra kadem basmışlar, sinelerine çekilmişlerdir. Yunus Emre’mizin bu sorumuza cevap olarak verdiği şu dizelerle yazımızı hitâma erdiriyoruz inşallah. Arayanlara, bulanlara selam olsun.

Niceler gittiler mürşit arayı,

Arayanlar buldu derde devayı,

Bin kez okur isen aktan karayı,

Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.


Dr. Abdulkadir EREN diğer yazıları