16 Haziran 2024
Edebali KARABIYIK

Mucit Bir Kadiri Şeyhi: Ahmed Süreyya Emin (k.s)

Mucit Bir Kadiri Şeyhi: Ahmed  Süreyya Emin (k.s)

Kâdirî tarikatının Hâlisiyye kolunun kurucusu Abdurrahman Hâlis Talebânî (k.s)’nin hulefâsından Şeyh Seyyid Bekrü’l-Cezbî’ye intisap etmiş ve on dört sene hizmetinde bulunmuştur.

Ahmed Süreyyâ Emin, 1264/1848 senesinde İstanbul’da doğmuştur. Babası, Enderûn-ı Hümâyûn’da yetişmiş sır kâtibi Mehmed Emin Bey’dir. İlk ve orta tahsilinden sonra özel hocalardan dersler alan Ahmed Süreyyâ Efendi, on dokuz yaşındayken ilk seri atışlı topu icat etmiştir. Bizzat tarif ederek Zeytinburnu’ndaki silah fabrikasında iki senelik bir sürede bu topun imâl edilmesini sağlamıştır. Ahmed Süreyyâ Efendi’nin mucidi olduğu topun çizimleri Sultan II.Abdülhamid Han’ın izniyle Alman Krupp firması tarafından alınıp Almanya’ya götürülmüş, Almanlar, bu çizimden yola çıkarak seri ateşli topu imâl edip bir örneğini Sultan II.Abdülhamid’e hediye etmişlerdir. Ahmed Süreyyâ Efendi’nin imâl ettirdiği ve Almanların onun çizimlerinden faydalanarak imâl ettikleri toplar, bugün Harbiye Askerî Müzesi’nde sergilenmektedir. Bir dönem, Posta ve Telgraf Nezâreti’nde meclis azâlığı yapan Ahmed Süreyyâ Efendi, tornacılık, marangozluk gibi sanatlarla da meşgul olmuştur. Otuz bir yaşına geldiğinde Kâdirî tarikatının Hâlisiyye kolunun kurucusu Abdurrahman Hâlis Talebânî (k.s)’nin hulefâsından Şeyh Seyyid Bekrü’l-Cezbî’ye[1] intisap etmiş ve on dört sene hizmetinde bulunmuştur. Mürşidinin intkalinden sonra yerine geçen Ahmed Süreyyâ Efendi, dergâh tesis etmemiş, irşat faaliyetlerini Nuruosmaniye’deki konağında yürütmüştür. Yetmiş beş senelik hayatının sonuna yaklaştığında manevî salâhiyetini Üsküdar Rifâî Âsitânesi son postnişini Şeyh Hüsnü Sarıer Ceyhun’a (ö. 26 Aralık 1952) bırakmıştır. Ahmed Süreyyâ Efendi, 9 Ramazan 1923’te İstanbul’da vefât etmiştir.[2] Kabri, Beşiktaş’ta Yahya Efendi Kabristanı’ndadır.

Ahmed Süreyyâ Emin Efendi, şiirlerinde genellikle “Süreyyâ” mahlasını kullanmıştır. Bazı şiirlerinde ise mahlas yoktur. Şiirlerinde İslâm dini, hakikat, mürşit, ilm-i ledün ve vahdet-i vücut konularına değinmiş ve bu konularla bağlantılı kavramlara açıklık getirmiştir. Süreyyâ’nın yer verdiği konulardan olsa gerek kullandığı dil ve üslubu özellikle bazı nutuklarında ağırlaşmıştır. Yine de o, şiirlerinde söz ve mânâ sıkıntısına düşmeden rahat ve rindâne bir şekilde dinî ve tasavvufî hakikatleri anlatmıştır. Tek eseri şiirlerini ve varidâtını hâvi Divan’ıdır.[3] Kendisinin bir nutk-u şerifi ise şöyledir:

İlişme evliyaya zâhid ihtirâz eyle

Ki anlar sâhib-i seyf-i celâl-i bî-amândırlar

(Ey zâhid! Evliyâya kötü gözle bakmaktan sakın! Çünkü onlar, şifası olmayan celâl kılıcının sahibidirler. Onların gazabını celbedecek davranışlardan uzak dur!)

Veliyullâha ta’rîz eyleme keff-i lisân eyle

Sererler yek nazarda hâke insanı yamandırlar

(Allah’ın veli kullarına dokunacak sözler söyleme, onların huzurunda sözünü tart da konuş! Aksi takdirde seni bir bakışta toprağa sererler. Haberin olsun.)

Celâl üzre bulunmuş bir veliyyullâha yaklaşma

Yakar hâkister eyler şübhesiz âteş-feşândırlar

(Celal üzere olan bir Allah dostuna yaklaşma! Ateşler saçar, yakar, kül eder.)

 

Dilerlerse alırlar kâfir-i bî-dîni dûzahdan

Muhâli mümkin eylerler Süreyyâ çünki andırlar[4]

(Onlar isterlerse dinsiz bir kâfiri bile cehennemden alırlar. Ey Süreyya! Onlar gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyleri Cenâb-ı Hakk’ın iziniyle mümkün eylerler.)

                                                                                                                              


[1]  Bu zât hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Kendisi Varnalı olup Tophâne İhtiyat Alay Müfülüğü yapmıştır. Bağdat’ta zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra Kerkük’e gitmiş ve Abdurrahman Hâlis Talebânî’ye mülâki olmuştur. Kendisinden hilâfet aldıktan sonra Hindistan, Yemen ve Hicaz’ı dolaşmış ve İstanbul’a gelmiştir. Tefsir, hadis, nücum, vefk gibi ilimlerde behre sahibi olan Şeyh Bekrü’l-Cezbî, yüz on dört yaşında İstanbul’da vefât etmiştir. Kabri Eyüp Sultan civarındadır. Bkz. Hazret-i Pîr-i Sânî Ahmed Süreyyâ el-Kâdirî, Hazret-i Süreyyâ Dîvânı ve Vâridâtı, haz. Kahraman Özkök (İstanbul: Revak Kitabevi, 2019), iii.

[2]  Hazret-i Pîr-i Sânî Ahmed Süreyyâ el-Kâdirî, Hazret-i Süreyyâ Dîvânı ve Vâridâtı, i-vi.

[3]  Hazret-i Pîr-i Sânî Ahmed Süreyyâ el-Kâdirî, Hazret-i Süreyyâ Dîvânı ve Vâridâtı.

         [4]   Hazret-i Pîr-i Sânî Ahmed Süreyyâ el-Kâdirî, Hazret-i Süreyyâ Dîvânı ve Vâridâtı, 77.


Edebali KARABIYIK diğer yazıları