09 Aralık 2021
Ayşe DEMİRCİOĞLU

Peygamberlerin Kur’an’daki Fetânet Örnekleri

Peygamberlerin  Kur’an’daki Fetânet Örnekleri

Denilir ki, insanların çoğu beyinlerinin yüzde dördünü kullanır, üstün zekalı olanlar da yüzde yedisini. Peki ya peygamberler?

Cenâb-ı Allah insanlara tevhidi anlatan, sırat-ı müstakimi gösteren, korkutan ve müjdeleyen peygamberler göndermiştir. O peygamberler ki ahlaklarıyla, şahsiyetleriyle örnek olan yüce, seçkin kullardır. Onların özellikleri, vasıfları nelerdir? Doğrudurlar (sıdk), güvenilirdirler (emanet), günah işlemezler, günahtan korunmuşlardır (ismet), Allah’tan aldıkları buyrukları ve yasakları ümmetlerine eksiksiz ilettiler (tebliğ) ve akıllı, zekidirler (fetânet).

Bildiğiniz üzere fetânet akılla, beyinle ilgilidir. Denilir ki, insanların çoğu beyinlerinin yüzde dördünü kullanır, üstün zekalı olanlar da yüzde yedisini. Peki ya peygamberler? Onlar beyinlerinin yüzde yüzünü kullanma gücüne sahipler. Cenâb-ı Allah onları öyle donatmıştır, öyle fetânet ve feraset sahipleri olmalarını murat etmiştir.

Salât ve selâm olsun o Rasûle (s.a.s.). O’nun zeka ve fetânetini gösteren çok örnekler vardır. Bu yazımda Kur’an-ı Kerimde geçen peygamberlerin üstün zekalarını ispatlayan pek az kıssadan, örnekten bahsetmek istiyorum.

Allah’ın selâmı fetânet sahibi peygamberlerin üzerine olsun!

Hz. İbrahim (a.s.)

 

“Allah’ın kendisine verdiği iktidara dayanarak İbrahim ile rabbi hakkında tartışmaya giren kimseyi görmedin mi? İbrâhim "Rabbim hayat veren ve öldürendir" deyince o, "Hayat veren ve öldüren benim" dedi. İbrâhim "Allah güneşi doğudan getirmektedir, hadi sen de onu batıdan getir" dedi. Bunun üzerine inkârcı ne diyeceğini bilemedi. Allah zalimler topluluğuna rehberlik etmez.”[1]


Âyette geçen hadise Hz. İbrahim (a.s.) ile Nemrut arasındadır. Cenâb-ı Allah Nemrut’a hükümranlık, iktidar ve nice nimetler vermiştir. Fakat o nankörlük edip kibirlenmişti. Hz. İbrahim (a.s.) ona Allah’ın birliğini, Allah’ın hayat veren ve öldüren olduğunu söylüyor. Nemrut ise kendini ilahlaştırıp hayat verenin ve öldürenin kendisinin olduğu iddiasında bulunuyor! Nasıl mı? Güya kendince mantık yürütüp idamlık olan bir adamı serbest bırakarak ve bir suçsuzu da öldürerek.

Bunun üzerine fetânetli peygamber Hz. İbrahim (a.s.) şöyle bir mantık yürüterek Nemrut’u köşeye sıkıştırıyor. Benim Rabbim, âlemlerin Rabbi olan Cenâb-ı Allah güneşi doğudan getiriyor. Madem sen de bir ilahlık iddiasında bulunuyorsun öyleyse sen de o güce sahipsen -ki değilsin- güneşi batıdan getir. Mümkün mü bu? Asla ve kat’a. İşte bu sözler üzerine zavallı Nemrut, Allah’ın elçisi karşısında afallıyor, donup kalıyor, ne diyeceğini bilemiyor. İşte ilahlık iddiası buraya kadar! Cenâb-ı Allah o zalim Nemrut ve onun gibi zalimler topluluğun doğru yola eriştirmeyeceğini ferman buyuruyor! 

Hz. Yakup (a.s.)

 

Dediler ki: “Ey babamız! Hakikaten biz yarış yapmak üzere gitmiş, Yusuf’u da eşyamızın yanına bırakmıştık; (bir de gördük ki) onu kurt yemiş. Ama (biliyoruz ki) doğru söylesek de, sen bize inanmazsın! Bir de gömleğinin üzerinde sahte bir kan (lekesi) getirdiler.”[2]

Bir gün Hz. Yakup’un oğulları kendi aralarında konuşup bir plan yaptılar. Babaları Hz. Yakup, oğulları arasında sevgi bakımından ayırım yaptığını düşünüyorlardı. Onlar kardeşleri Hz. Yusuf’u kıskandıkları için ondan kurtulmak istiyorlardı. Bunun için de kuyuya atmak en uygunuydu. Hz. Yakup’un oğulları babalarından izin alıp Hz. Yusuf’u güya kırda bol bol yiyip içmesini oynamasını istiyorlardı. Ve izin isterken de onu koruyacaklarına dair[3] söz vermişlerdi. Hz. Yakup (a.s.) isteksiz ama yine de izin veriyor. Kardeşler hep beraber evden ayrılıyorlar ve sinsi planlarını gerçekleştiriyorlar. Hz. Yusuf’u hırpalayıp, kıyafetini çıkarıp kuyuya atıyorlar. Günün sonunda ise eve döndüklerinde babaları Hz. Yakup (a.s.)’in yanına gidip yalandan ağlamaya başlıyorlar. Söyledikleri de şu: kardeşler yarış yapmışlar kendi aralarında, Hz. Yusuf’u da eşyalarının yanına emanetçi olarak bırakmışlar. Döndüklerinde ise onu kurt yediğini anlamışlar. Delilleri de sahte (kan) lekeli bir gömlek… Hz. Yakup bu olayın doğru olmadığını anlıyor. Hz. Yusuf’un gömleğini alıp “Bugüne kadar bu kurt gibi ağırbaşlı yumuşak huylu bir kurt görmedim. Oğlumu yemiş de sırtındaki gömleği yırtmamış.” diye söylendi.[4] Hz. Yakup’un on oğlu bu planı baştan sona kadar düşünüyorlar, tartıyorlar, tartışıyorlar ama Allah’ın peygamberine yalan söyleyemeyeceklerini, yalanlarının ortaya çıkacağını düşünemiyorlar ne yazık ki. Hz. Yakup üstün zekasıyla, fetânetiyle oğullarının bu planını açığa çıkarıyor. Nitekim Hz. Yakup Allah tarafından desteklenmiş seçkin bir kul. Gömleği görünce yırtılmamış olduğunu, kan lekesinin sahte olduğunu hemen anlıyor. Nasıl olur da kurt Hz. Yusuf’u “yemeden” önce sırtındaki gömleği çıkarmış. Demek ki çok ağırbaşlı yumuşak huylu bir kurtmuş diye dile getiriyor. Devamında ise oğullarına sesleniyor: “Nefisleriniz sizi aldatıp (böyle kötü) bir işe sürükledi.”[5] İmtihan gereği yaşananlar yaşanıyor, hatalı olanlar Allah’tan af diliyorlar, tövbe istiğfar ediyorlar…

 

 

Hz. Yusuf (a.s.)

 

“(Yusuf,) onların yüklerini hazırlatınca su kabını (öz) kardeşinin yükü içine koydu.”[6]

“Bunun üzerine (Yusuf, öz) kardeşinin kabından (yükünden) önce (hemen onu suçlama çekincesinden dolayı), onların kaplarını (aramaya) başladı. Sonra onu, kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz (Yusuf’a, kardeşi Bünyamin’i geri alması için) böyle bir plan hazırlattık. Yoksa hükümdarın dinine (kanununa) göre Allah’ın dilemesi dışında kardeşini alamazdı.”[7]

Yıllar gelmiş geçmiş Hz. Yusuf (a.s.) kuyudan çıkarılmış Mısır’a vezir olmuştur. O zamanlar o bölgelerde kıtlık olduğundan dolayı komşu ülkelerden Mısır’a buğday almaya gelenler oluyordu. Bu gelenlerden de Hz. Yusuf’un öz ve öz kardeşleri… Hz. Yusuf onları görünce hemen tanımış ve Allah’ın izni ve muradıyla bir plan yapmaya karar vermiştir. Hz. Yusuf onları bir imtihana tabi tutmuştur. Üstün zekasını kullanarak hazırlanan buğday yüklerinden kardeşi Bünyamin’inkinin içine su kabını koydu. O zaman ki kanuna göre de çalınan mal kimin yanında (yükünde) bulunursa Kur’an’ın ifadesiyle “kendisi onun karşılığıdır.”[8] Yani kendisine el konulur, köle yapılır. Su kabı aranırken önce diğer kardeşlerinin yüklerini arıyor en sonunda ise Bünyamin kardeşinin.  Neden? Dikkat çekmemesi için. İşte Hz. Yusuf (a.s.) kardeşi Bünyamin’in yanında kalma isteğini yerine getirmek için mantığını kullanarak, o zaman ki kanunu göz önünde bulundurarak kardeşi Bünyamin’in yüküne o su kabını koymuştur. Bunları ona ilham eden, bildiren, üstün zekayı veren, feraset ve fetânet sahibi yapan hiç şüphesiz ki Cenâb-ı Allah’tır…

Hz. Süleyman (a.s.)

“(Yine) dedi ki: “Tahtını onun tanıyamayacağı hâle getirin (değişiklik yapın). Bakalım (tanıyıp) doğruyu bulacak mı, yoksa yola gelmezlerden mi olacak?”[9]

 

“Artık (Melike) gelince (ona): “Senin tahtın böyle mi?” denildi. (O da:) “Sanki bu odur.”[10]

 

“Ona: “Köşke gir!” denildi. Onu(n avlusunu) görünce derin bir su zannetti ve ayaklarını aç(ıp sıva)dı. (Süleyman:) “O billurdan (döşenip) düzeltilmiş bir avludur.” dedi.”[11]

 

Hz. Süleyman (a.s.) Cenâb-ı Allah’tan “benden sonra hiç kimseye yaraşmayan bir mülk (ve saltanat) ver.[12] diye dua etti. Hakikaten de Rabbimiz o güzel peygamberin duasını kabul buyurdu ve ondan başka hiç kimseye bu kadar mülk ve saltanat bahşetmedi. Rabbü’l âlemin insanları, cinleri, hayvanları, rüzgarı onun emrine verdi, hayvanların dilini öğretti ve daha nice lütuflar nasip etti. Hz. Süleyman (a.s.) bir gün Hüdhüdden Sebe melikesi Belkıs’ın ve tebaasının güneşe taptığını öğrenir. Belkıs’ı ve halkını İslamiyet’e davet etmek amacıyla Hz. Süleyman ona bir mektup yazar. Belkıs çeşitli hediyeler ve elçiler gönderir. Derken Hz. Süleyman (a.s.)’ın huzuruna çıkmak için yola koyulur. Hz. Süleyman (a.s.)’ın amacı, güneşe tapmaktan vazgeçirmek, İslamiyet’e davet etmek, Allah’a ve peygamberine itaat etmelerini sağlamak. Hz. Süleyman emreder ve Belkıs’ın tahtını getirtir. Ve bir de köşkünün avlusunu billurdan döşetip içine hayvanların resimlerini koydurur. Belkıs geldiğinde ise ona (bazı değişiklikler yapılmış olan) tahtını gösterirler. O da tahtı tanıdı, “Sanki odur” dedi.Sonra köşkün avlusunu görünce derin bir su zannetti ve ayakları ıslanmasın diye eteklerini topladı. Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s.) bu billurdan döşenip düzeltilmiş bir avlu olduğunu ona bildirdi. O yüce peygamber, güneşe tapan ve sapan Belkıs’ı imana getirmek için gücünü, kuvvetini, basiretini, zekasını kullanarak Belkıs’ın acziyetini ortaya çıkarmak için iki imtihana tabi tuttu. Allah’ın izniyle tahtı getirmeye gücü yeter, Allah’ın izniyle avluyu öyle bir hazırlatır ki Belkıs o ihtişamı görünce ne yapacağını şaşırır… Hükümdar, saltanat sahibi Sultan Hz. Süleyman (a.s.)’in fetâneti işte!

 Hz. Musa (a.s.)

 

“Hani siz (yine): “Ey Musa! (Biz artık) bir tek (kudret helvasıyla bıldırcın etinden) yemeye asla tahammül edemeyeceğiz; Rabbine bizim için dua et de, bize yerin bitirdiği; sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğandan çıkarsın.” Demiştiniz. (Hz. Musa da:) “Daha iyi olanla, daha aşağı olanı değiştirmek mi istiyorsunuz? (Öyleyse) bir şehre/kasabaya inin, şüphesiz (orada) sizin için istediğiniz (sebzeler) vardır.” dedi.”[13]

Kur’an-ı Kerimde en çok ismi geçen Hz. Musa (a.s.)’dır. O İsrailoğullarıyla çok mücadele etmiş, çok imtihan olmuş bir peygamber… İsrailoğullarıyla çölde yolculuk yaptıklarında Cenâb-ı Allah onları kudret helvasıyla bıldırcın etiyle rızıklandırdı. Bir müddet bu nimetten faydalandıklarında İsrailoğulları nankörlük edip, bu bir tek yemeye asla tahammül edemeyeceklerini[14] Hz. Musa (a.s.)’e bildirirler. Bu cennetlik ikramlardan ziyade yerin bitirdiği sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğan yemek istediklerini söylerler. Bunu da küstahça “Rabbine bizim için dua et de (…)” diye verilen nimetin değişmesini Hz. Musa (a.s.)’dan Cenâb-ı Allah’a dua etmesini isterler. Bunun üzerine Hz. Musa (a.s.) onları şu gerçekle yüzleştirir. Allah sizlere böyle üstün nimetler ikram etmişken“nasıl olur da iyi olanla, daha aşağı olanı değiştirmek istiyorsunuz?”[15] Yani Rabbimiz bize böyle ender bulunan nimetler vermiş, neden daha iyi, üstün olan bu nimetleri daha sık ve kolay bulunan nimetlerle değiştirmek istiyorsunuz? Akıl kârı değil. Böyle bir davranışın, isteğin mantık dışı olduğunu ifade ediyor fetânetli peygamber Hz. Musa (a.s.). Bunun üzerine de istediğiniz eğer o yerden bitirilen sebzeler ise gidin şehre veya kasabaya oradan alın. Hz. Musa (a.s.) bu isabetli, düşündürücü sorusuyla İsrailoğullarının mantık dışı ve küstah isteklerini reddediyor. Ve onlara madem ki bu sebzelerden istiyorsanız o zaman gidin oradan alın diye tavsiye ediyor…

Hz. Nuh (a.s.)

 

“Onlara Nuh’un haberini oku. Hani o kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Benim (aranızda) durmam ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa (bilin ki) ben ancak Allah’a güvenip dayandım. Haydi siz ortaklarınızla birlikte (bana yapacağınız) işiniz hakkında ittifak edip karar verin! Sonra yapacağınız işiniz, size bir tasa olmasın. Sonra (o hükmünüzü) bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin.”[16]

Ömrü en uzun peygamber olan Hz. Nuh (a.s.). Kendisi 950 sene yaşamış, kavmine İslamiyet’i, Allah’ın birliğini anlatmaktan vazgeçmemiştir. Zaman zaman kavmi tarafından hakaretlere uğramıştır, olumsuzluklara karşılaşmıştır. Ama yine de hiçbir taviz vermeden tebliğ vazifesine devam etmiştir. Yukarıda geçen âyet-i kerîme’de bize Hz. Nuh (a.s.)’in kavmine olan hitabından bahsediliyor. O kavmine seslenerek şu hakikatleri ifade buyuruyor. Eğer ki benim sizin aranızda bulunmamdan dolayı, size Allah’ın tek Mâbud olduğunu hatırlatmamdan dolayı, size hakkı ve sabrı tavsiye ettiğimden dolayı bu size ağır geliyorsa bilin ki ben bu davadan, bu vazifeyi ifa etmekten vazgeçmem! Bu manalı ve istikrarlı sözlerle Hz. Nuh (a.s.) kendisinin Allah’ın elçisi olduğunu, Allah’ın desteğinde olduğunu onlara hatırlatıyor. Sonrasında da kavmine meydan okuyor. Haydi bakalım! Siz kendi aranızda, sapkınlıklarınızla, taptığınız ilahlarla birleşin de, ittifak edin de karar verin. Bakalım bu ittifakınız bir işe yarayacak mı? Bu sapkınlıkta ki inadınız size fayda sağlayacak mı? O taptığınız putlar size yardımcı olacak mı bakalım? Bu müzakereyi kesinlikle yapın ki sonrasında içinizde bir “ukde” kalmasın! Azap geldiği zaman da görün bakalım… Fetânet sahibi Hz. Nuh (a.s.) bu özenle seçilmiş sözleriyle kavmine sebatını ortaya koyuyor ve onlara meydan okuyarak şok olmalarını, afallamalarını sağlıyor. Toplanıp da fikir birliğinde olsalar, nice komplolar da yapsalar, Allah’ın vaadi haktır ve gerçektir! Siz ne yaparsanız yapın istediğinize ulaşamayacaksınız diye de onlara hatırlatıyor. İşte Allah’ın desteğinde olan peygamber…

 

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

“Şan ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların taktıkları sıfatlardan yücedir, münezzehtir.

Gönderilen peygamberlere selam olsun.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun…”[17]

EL FATİHÂ

 

 

[email protected]

 

 


1. Bakara suresi, 258

2. Yusuf suresi, 17-18

3. Yusuf suresi, 12

4. Beydâvî

5. Yusuf suresi, 18

6. Yusuf suresi, 70

7. Yusuf suresi, 76

8. Yusuf suresi, 75

9. Neml suresi, 41

10. Neml suresi, 42

11. Neml suresi, 44

12. Sâd suresi, 35

13. Bakara suresş, 61

14. Bakara suresi, 61

15. Bakara suresi, 61

16. Yunus suresi, 71

17. Saffat suresi, 180-182


Ayşe DEMİRCİOĞLU diğer yazıları