Ayşe DEMİRCİOĞLU

Doyamadığımız Şu Dünya

Doyamadığımız Şu Dünya
28 Eyl

O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır. Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.

Yunus Emre’den (k.s) bize miras kalan güzel bir söz vardır:

Mal sahibi mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi,

Mal da yalan, mülk de yalan,

Var birazda sen oyalan.

Aslına bakılırsa bu kafiyeli sözlerde ne kadar hakikatler gizlidir. Dünya’nın da gezegenlerin de, insanların da hayvanların, malın da mülkün de, sahibi ve yaratıcısı hiç şüphesiz Allah’tır (c.c). Mal-mülk yalan olmasaydı, fâni ve geçici olmazlardı. En son model alınan muhteşem bir araba bile bir kazada paramparça olabilir. Yaptırılan en güzel villa bile bir deprem karşısında yerle bir olabilir. İşte insan, bu en son model arabalarla, en lüks evlerle, parasıyla puluyla avunup durur. Bilmeli, bunlara ehemmiyet vermemeli, bu dünyada her şey fanidir ve yok olup gitmeye müstehaktır.

Dünyaları verseler bize, yine de doymayız.  En güzel hediyeleri güzel paketlere sarıp verseler, yine de dahasını isteriz. Dahasını isteriz, ama dahalar hiç bitmez. O gelir piyasaya onu isteriz, șu gelir bunu isteriz. En son teknoloji șudur, en donanımlısı budur diye diye insanı maddeye bağımlı kıldılar. Hâlbuki madde bir araçtır, amaç değil. Sağımız, solumuz, önümüz arkamız, her yer maddeye bürünmüş. Bunun dıșında bașka bir șey göremez olmuș insanoğlu. Dünya sevdasına kapılmıș gidiyor, sonra da huzur mutluluk bekliyor. Ey dünyaya dalmıș kiși, sen kalbine sığdırmıșsın geçici hevesleri, sevdaları, huzur senin neyine? Huzur istersen evvelâ kalbinden söküp atmalısın dünyaya ait her türlü sevgiyi.

Verilen ile yetinmek, şükretmek, nimeti artırır, ziyadeleștirir. Allahü Teâlâ, kelamında buyurmuyor mu: "Bana șükredin nankörlük etmeyin." Nankörlük, verilen nimeti görmemezlikten gelmektir. Mabud veriyor ama küstah kul beğenmiyor, dahasını istiyor. Bu kadar ukalalık yapılır mı seni yoktan var edene, türlü türlü nimetleri tattırana? Ne yazık ki, her zaman kendimizden maddi durumu daha yüksek olanlara bakarız, onlara özeniriz. Aman ne güzel arabası evi, çantası, telefonu varmıș deyip içten içe sinsice kıskanırız belki de. Oysa Yüce Kur’an’da Karun'un hayatı bize bir ibret değil midir? Karun, Hz. Musa’nın (a.s) zamanında yașamıș bir kimse, kendisine Allahü Teâlâ mal-mülk servetler nasip etmiș, fakat o bunu kendi ilmiyle sahip olduğunu iddia etmiș. Hz. Musa’nın (a.s) kavminden bazıları Karun’u bolluk içinde gördüklerinde "Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir" demișlerdir. Derken, her șeye kâdir olan Rabbü’l-Âlemîn, Karun’u ve sarayını yerin dibine geçirmiștir. Ve daha önceleri Karun’un zenginliğine özenenler bu ibretli sonu gördüklerinde "Demek ki Allah (c.c) kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah (c.c) bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar."

Demek ki Allah dilediğini zenginleştirir, dilediğini fakir kılar. Nitekim âlemlere rahmet Peygamberimiz (s.a.s) şu üslupta dua ediyor: "Allah’ım, azdıran zenginlikten, isyan ettirecek fakirlikten Sana sığınırım." Bize örnek, lider olan güzel Peygamberimiz dua ederken illâ zengin olayım demiyor, her iki durumdan da Allah’a (c.c) sığınıyor. Bizlere de bu șekilde dua etmek düșer.

Alıșveriș yaparak mutlu olduğumuzu zannediyoruz, oysa mutluluk para harcamakta mı? Lüzumsuz yerlerde, lüzumsuz para harcamak israftır. Allah (c.c) ise Yüce Kur’an’da "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Allah, israf edenleri sevmez" buyuruyor. Allah’ın (c.c) bizi sevmesini istiyorsak, O’na layık bir kul olmalıyız ve israftan kaçınmalıyız. Çöpe attığımız her nimet, nimeti verene karșı büyük bir saygısızlıktır. Bu saygısızlığı yapmak istemiyorsak, tabaklarımızı sünnetleyelim. İsraf sadece yeme-içme ile bitmiyor. İsraf edilen o kadar çok șey var ki, bunlardan bazıları: zaman israfı, kelime israfıdır. Yine Allahü Teâlâ Kur’an’da "O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır. Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir." Yani kısacası, yaptığımız her iș, attığımız her adım, aldığımız her eșya, birer birer sorulacaktır. Nerede kullandın? Ne yaptın? Nasıl kullandın? Peygamberimiz, "ölmeden önce ölünüz" buyurduğunda ölmeden kendinizi hesaba çekiniz, muhasebe ediniz demek istemiștir. Bizler de alacağımız her eșyada evvelâ bir durup: acaba gerçekten ihtiyacım mı var, yoksa keyfî mi alıyorum. Hem ahirette bunların hesabını nasıl vereceğim? diye derin derin düșünmeliyiz. Nefsimizin istediği bir yiyeceği/içeceği almak istediğimizde “sanki yedim, sanki içtim”; ihtiyaç dıșı kıyafet almak istediğimizde “sanki aldım, sanki giydim” demeliyiz...

Allah dilediğine mülk, isteyene ilim verir. Mülk, verdikçe azalır. İlim, verdikçe çoğalır. İlim çok kârlı bir iștir. Evvelâ ilim öğrenmeyi bir ihtiyaç bilip can-u gönülden isteyelim. Bu ilmi de güvenilir kaynaklardan, güvenilir kișilerden öğrenelim. Sonra amel edip bașkalarıyla paylașalım. İlim, hayatımızın bir parçası olsun. İlim öğrenmeden bir gün bile geçirmeyelim. Ki Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor: "İki günü birbirine denk olanlar aldanmıştır." O yüzden, madde dünyasında boğulmayalım, bırakalım artık kılık kıyafetimizle zenginlik alâmetleri göstermeyi.  Fikrimizle, bakıș açımızla zenginleșelim, ilim deryâlarına hep beraber dalalım inșaAllah...


Ayşe DEMİRCİOĞLU diğer yazıları