10 Aralık 2019
Abdullah DEMİRCİOĞLU

Eğitim ve Öğretim Yılı Münasebetiyle

Eğitim ve Öğretim Yılı Münasebetiyle
12 Eki

Çocuklarına sahip çıkmayan toplumlar, hüsrana mahkûm olurlar.

 Eğitim ve öğretim yılının başlaması münasebetiyle bugünün küçükleri, yarının büyükleri olan yavrularımızı nasıl yetiştirmeliyiz ki onlar hem kendilerine ve hem de ellerinin ulaştığı herkese faydalı olsunlar? Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle onlar, dünya hayatının süsüdür. (Kehf, 18/46)

Bizlere birer emanet olarak tevdi edilen bu kıymetli varlıklarımıza eğitimin en güzelini vermemiz, terbiye ve mesleklerin de en iyilerini elde etmelerine yardımcı olmamız gerekmektedir. Çünkü Allah Rasûlü’nün (s.a.s) ifadesiyle hepimiz birer çobanız. Her çoban da sürüsünden mesuldür. (Buhârî, Cum‘a, 11) Bu münasebetle onlara eğitim ve öğretimlerinde elden geldiği kadar, özellikle de her ebeveyn durumu nispetinde yardımcı olmalıdır. Bilinmelidir ki, çocuklarına sahip çıkmayan toplumlar, hüsrana mahkûm olurlar. Bunun bedelini çok ağır öderler.

Bugünkü ortamda öğrenmeyi iki ana bölümde ele alıp değerlendirmek lazımdır. Birincisi dinî ilimlerin öğrenilmesi, ikincisi de dünyaya ait ilimlerin öğretilip öğrenilmesidir. Uzun yıllar öğreticilik yapan bir kişi olarak gördüğümüz kadarıyla diyebiliriz ki, halkı Müslüman olan ülkemizde dinî eğitim yeterli seviyede değildir. Hayli zamandır yurt dışındaki okullarda da çalışmam hasebiyle gördüklerimi ve bildiklerimi bu sütunda uzun uzadıya paylaşmak isterdim. Ama bu mümkün değil... Şu kadarını söyleyeyim ki; kilise okullarının dışındaki okulların, ilkokuldan başlayıp liseye kadar olanların hepsinde inanç ve din ağırlıklı dersler vardır. Tahrif edilmiş yahudilik ve hıristiyanlığın kendilerine göre yetkili elemanları çocuklara ders verirler. Yetmiş dörtlü yıllardan doksanlı yıllara gelinceye kadar saat olarak haftada üç saat iken, sonraları bir saat azaltılarak iki saate düşürülmüştür.

Öğretim ve eğitimde kalite de çok önemlidir. Öğrenci çalışkan ve gayretli, öğretmen de yetkili, dirayetli, öğrencilerini seven, yerine göre bir baba, bir ağabey ve bir kardeş gibi olmalıdır. Bunlarda noksanlık kaliteyi baltalar. Okulların açılması münasebetiyle ilkokuldan başlayarak yeni yetişen nesle itina ile muamele etmeli, onların her türlü eğitimlerine gereken önem verilmelidir. Özellikle de din eğitimlerine…

Din eğitimi verilen kurumlar olan Kur’ân Kursları, İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerine de nesiller teşvik edilmelidir. Maalesef büyük çoğunluk bunun şuurunda değildir. Böyle müesseselere dün olduğu gibi bugün de ihtiyaç vardır, yarın da olacaktır. İşin şuurunda olan Müslümanlar ibadet için bir cami yaptırdıklarında iki tane de dinî eğitim veren okul yaptırma, onlara destek verme, talebelerine yardımcı olup teşvik etme gibi hususlarda son derece hassas olmalılar. Bilmelidirler ki, camiye cemaat âlimlerin anlatmasıyla kazanılır. Cemaatten yoksun camiler istenmiyorsa o takdirde bu dinî eğitimin önemi kavranmalı ve ona göre hareket edilmelidir.

“Âlimin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır.” denilmiştir. Yine, ilim tahsil etmek nafile ibadetten daha hayırlıdır, çünkü nafile ibadet eden kendini kurtarır, din ise hem kendini ve hem de birçok kişinin kurtuluşa ermesine vesile olur. Esefle müşahede olunmaktadır ki, okullar yeterli görülmeyince, imtihanlarda başarılı olunsun diye dershaneler devreye girmektedir.

Peki, dinî eğitim bunun neresinde kalmaktadır. Sizi düşündürüyor mu?


Abdullah DEMİRCİOĞLU diğer yazıları