Abdullah DEMİRCİOĞLU

Bir Hadîs-i Şerîf Üzerine

Bir Hadîs-i Şerîf Üzerine
31 Eki

Dilleri şekerden bile tatlıdır, ama kalpleri kurt kalbi gibidir.

Hadisi Tirmizî rivayet etmiştir. Âhir zamanda öyle kimseler türeyecekler ki, bunlar dinlerini dünyalığa âlet edeceklerdir. İnsanlara karşı koyun postuna bürünmüş gibi yumuşak ve güzel huylu görünürler. Dilleri şekerden bile tatlıdır, ama kalpleri kurt kalbi gibidir.

Allahü Teâlâ bu gibi kimseler için şöyle buyuruyor:

“Bunlar acaba benim sonsuz affediciliğime mi güveniyorlar, yoksa bana karşı meydan mı okuyorlar? Ululuğum hakkı için, onlara öyle ağır bir musibet vereceğim ki, aralarında bulunan yumuşak başlılar şaşakalacaklardır.” (Tirmizî)

Salât ve Selâm O’na olsun ki, durumumuzu ne güzel ifade etmiştir. Dünya yavaş yavaş insanlığın ayağı altından kaymaktadır. Hiç kimsenin umurunda değil. Etrafımızda olan hadiselerden, dönen dolaplardan ibret alan var mı? Neden bunlar başımızdan eksik olmuyor diye soran var mı? İnsan başıboş bırakılmadığına göre bu kadar vurdumduymazlığının manasını anlamakta zorlanıyoruz.

Bu hadis üzerinde fazla yorum yapılabilir. Ama birkaç kelime de ilave edecek olursak deriz ki; hadis-i şerif istikbalde olacak çeşitli olayları haber vermektedir. Aman mü’minler âgâh olsunlar, dikkat etsinler. Âhirete hazırlıklı olsunlar, hasbelbeşer, işlediğimiz günahlardan nadim olalım ve kurtuluşa erelim. Me’sur duaları, yani Peygamber’den nakledilmiş dualarla dua edelim. O halde hadiste açıklanıyor ki;

1. Bazı türediler, dinlerini değiştirecekler.

2. Dini dünyalık işlere âlet edecekler.

3. Bu bozuk tıynetli nankörler sahtekâr olacaklar. Yumuşak ve güzel huylu görünümünde, koyun postuna bürünmüş, işleri bozuk… Kalplerinde her türlü kötülük, günah, düşmanlık, kin, haset, kan akıtma, zina, fuhuş, kumar, içki, faiz yeme gibi kötülükler kol gezecektir.

4. Hitabetleri güzeldir, kendilerini eğitmişler, pürüzsüz konuşan, ikna edici, her türlü sahtekârlıklarını örten bir tavır söz konusudur.

Dil deyip geçmemek lâzımdır. Yalnız bu demek değildir ki, Müslümanların, özellikle İslâm’ı tebliğ edenlerin, âlimlerin, hocaların, şeyhlerin kullandıkları dili kötü kullansınlar, vuzuhla bir meseleyi anlatmasınlar.

Dil insanların anlaşma vasıtasıdır. Bunu her Müslüman iyi kullanmalıdır. Hitabet kaidelerini bu dildeki şiirleri ve edebi eserleri iyi bilmeli. Gerektiğinde başka dillerdeki edebi eserlerden istifade edip konuşmalarını bir gül bahçesi gibi süslemelidir.

5. Ve nihayet Cenâb-ı Allah’ın merhameti de kullarına çok geniş olmasına rağmen O’nu da suiistimal etmemelidir. Ondan gizli hiçbir şey olmadığına, kalpten geçenleri bildiğine, fısıltıları bile saklama imkânı hiçbir ferdin olmadığına göre…

6. Ve Cenâb-ı Allah’a meydan okumaktan haber veriliyor. Bu kimin haddinedir! Şeytan bakın isyan etti de ne oldu, yarın ne olacak? Bunlar hep bellidir.

Cenâb-ı Allah ihlasımızı, itikadımızı ziyade kılsın ve bizleri doğru yoldan ayırmasın.


Abdullah DEMİRCİOĞLU diğer yazıları