Editör

Olgun Müslüman’ın Vasıfları

Olgun Müslüman’ın Vasıfları
26 Şub

Onun iman heybeti ve takvasından şeytan ve şeytana uydu olanlar kaçışacak.

Mü’min, her işine Besmele ile başlayacak. Kendisinin varlıklar arasındaki üstün yerini ve önemini fark edecek. O, dünyaya böcek veya canavar olarak değil de, insan olarak geldiğine sevinecek. “Üzümünü ye, bağını sorma” diyenlerden olmayacak; her nimetin asıl sahibi olan Cenâb-ı Mevlâ’yı (c.c) düşünüp duracak, O’na şükredecek ve O’na kul olmanın bilincine erecek. Yüce Allah’ın bu dünyayı ehlini imtihan etmek için yarattığını anlayacak ve her nimetten O’na hesap vereceğinin şuuruna varacak. Onu çok çok anacak. Sonuçta, “Allah’ımızın adı, ağzımızın tadı” diyebilecek. O, topyekûn cemiyetin mutluluğu için seher vakitlerinde, gönülden Yüce Allah’a yalvaracak, yakaracak, döktüğü gözyaşları ile günah kirlerini yıkayacak ve o, yaşama sevincini, iman ve ibadet neşesini herkesle paylaşacak. Devamlı olarak da, gece düşünde, gündüz hayalin de manen Allah’ın Rasûlü (s.a.s) ile selâmlaşacak.

Onun iman heybeti ve takvasından şeytan ve şeytana uydu olanlar kaçışacak. Onun iman esaslarına bağlanıp İslâm’ın şartlarına sarılması, Onun gönlünü her an Yüce Allah’a yönelik tutacak.

Yüce Allah’a ve Meleklere inanan insanın yalnız kalmadığını ve şenlendiğini hissedecek. Peygamberlerin hayatları ve hallerini Kur’an-ı Kerim’den incelemesi, onun yoluna ışık saçacak. Arzu ve isteklerinin dünyaya sığmadığını düşünmesi, kendisinin sonsuz bir ahiret yolcusu olduğunu anlamasına yol açacak. Kadere inanan ve tevekkül edenin kederden kurtulduğunu, ancak bu inancın içinde çalışma ve tedbirin de bulunduğunu yaşayarak anlayacak.

● O, Mevlâ’nın rızası uğrunda bütün sıkıntılara göğüs gerecek, ümitsizliğin imana sığmadığını bilecek. Yüce Allah’ın rahmet kapılarının ümitle açılacağını, en kötü şartlar içinde bulunsa bile, iman ve ümitten alacağı güçle amacına ulaşacağını kavrayacak.

● Temizliğin imandan geldiğine inanacak. Düzenli, plânlı ve programlı olmaya dikkat edecek ve dağınıklığa sürüklenmeyecek. Güzel sanatlara, estetik değerlere önem verecek. Çevresinde ki bir çiçeğin, bir caminin manzarası onu mutlaka duygulandıracak. O, bu güzellikleri Yüce Allah’ın ikramı olarak görecek ve içi O’na şükran duygularıyla dolacak. Bilgi kadar sanatı da önemseyecek.

● Yaşama sevincini, huzur ve mutluluğunu sıcak aile yuvasında arayacak. Başıboşluğa kaymayacak. Karı-koca ve çocuk sevgisinin manevi birer rızık olduğunu bilecek. Annesi-babası ve çocukları ile koklaşacak ve bütün hısım-akrabası ile sık sık selamlaşacak ve gerektiğinde tebrikleşecek. Bütün iman ehli ile tanışacak, hususen Yunus Emre gibi Allah dostlarıyla ziyaretleşecek. Kısır çekişmelerin, gıybetin ve dedikodunun bulunduğu meclislerden hemen savuşacak. Bütün arkadaşları ve meslektaşları ile sarmaş-dolaş olacak, hatalarını, kusurlarını söyleyenlere darılmayacak.

● Yapacağı işleri meşveretle belirleyecek, uzmanlarına danışmadan başlatılan ve sürdürülmek istenen işlerden hayırlı sonuç çıkmadığını görecek.

● Boş zamanının ve sağlığını sahip olduğu en büyük sermayesi bulunduğunu fark edecek. Vakitlerini okumak, düşünmek, çalışmak, ibadet yapmak gibi faydalı meşguliyetler ile değerlendirecek.

● O, ilmine, malına, mevkiine mağrur olup da kendine tepeden bakanlarla, boy ölçüşecek. Enfâl Sûresi’nde işaret edildiği gibi kendinden ileri ülkeler ile yarışacak ve onları aşma çabasına girecek.

● Üzerine aldığı bir işin gerektirdiği bilgi ve beceriyi günden güne geliştirecek. Belli bazı alanlarda derinleşecek. Meselâ bugünün yükselen değeri olarak, bir iki yabancı dili ana dili gibi bilecek. İyi derecede bilgisayar kullanıcısı olacak ve İnternet ile bütün dünyaya açılabilecek. Yeniliklere açık olacak. Çalışkanlık, girişimcilik, üretkenlik, verimlilik, güvenirlilik ve dürüstlük ayrılmaz vasfı hâline gelecek. Ticaretin ve tüketimin kurallarını ve inceliklerini de bilecek. Meslek seçerken, helal kazanca ve meşru tüketime niyet edecek. Dengeli ve ölçülü hareketleri ile saygı duyulan bir şahsiyet sergileyecek.

O, bilgi ile sorumluluk duygusu taşımayı eşit tutacak, ferasetini günden güne geliştirecek; her kaybından, her ihmalinden ve her başarısızlığından bir ibret alacak ve bir daha yanılmamaya çalışacak.

● İlmini, malını Allah yolunda cömertçe harcayacak, fakat israfa sapmayacak. Haramdan sakınırken, kılı kırk yaracak ve aile bireylerine haram lokma yedirmeyecek. İçki, uyuşturucu ve tiksindirici maddelere yaklaşmayacak. Yalan, iftira, zina, hırsızlık ve cinayetin bütün dünya sözlüklerinde yüz kızartıcı suçlar ve iğrenç şeyler olduklarını, kumarın da bunları körüklediğini bilecek. Bu arada devletten, servetten, sıhhatten, şehvetten, şöhretten şımarmayacak.

● Her taraftaki çaresizlerin imdadına koşacak, kendini nemelâzımcılığa kaptırmayacak. Kanayan bir yara gördü mü canı yanacak, onu görmezlikten gelmeyecek, onu dindirmek için bütün gücü ile çalışacak. O, musibetlere uğramış uzak yakın komşuları ile dertleşecek, bunların sıkıntılarını ve kederlerini giderecek. Düğünlerinde sevinçlerini, cenazelerinde üzüntülerini onlarla paylaşacak. Eğer çevresinde açlar varsa, tek ekmeğini bile onlarla bölüşecek veya onların elinden tutacak, onlara kazanç ve iş imkânları açacak.

● Âlimleri, sâlihleri, yaşlıları, hastaları arayıp soracak. Kalbi kırıkların acizlerin, özürlülerin ve yetimlerin gönüllerini almayı büyük bir fırsat bilecek, ahirete göçen yakınları ve dostlarına hayır yapmayı unutmayacak.

● O, hak yolunda oldukça insanların kınamasından korkmayacak. Hak bildiği yoldan caymayacak, “Sırât-ı Müstakîm”den kaymayacak. Zulmü alkışlamayacak, caniyi, haini himaye etmeye kalkışmayacak. İhlâstan, samimiyetten sıyrılmayacak. Onun hizmet iradesi, onun merhamet ve şefkati en yakınından başlayarak, bütün dünyayı kuşatacak.

● Dini ve milleti için çalışan herkesle el ele, gönül gönüle birleşecek, bütünleşecek. Yurdunu yabancılara muhtaç hâle getirmeyecek. Bu yolda kendisine verilen bir vazife için, köy-kent demeyecek, her tepeyi, her engeli aşacak; nihayet eninde sonunda hedefine ulaşacak. O, dinimizin hükümlerinden bir edebi, bir müstehabı bile önemseyecek, bu yolla pırıl pırıl bir şahsiyete erişecek. Bütün bunların neticesinde o, Cenâb-ı Mevlâ’mızın rızasına ulaşacak; Cennette Allah’ın sevgili Rasûlü’ne kavuşacak ve bunun da üstünde Allah’ın cemali ile buluşacak. O ölünce, Duhân Sûresi’nde de işaret buyrulduğu gibi yerler, gökler onun ardından ağlaşacaktır. Cenâb-ı Hakk, cümlemizi bu vasıflarla donanmış mü’minlerden eylesin.

● Bu özellikler o kadar önemlidir ki, bunların bulunmayışı insanı adım adım olumsuzlukların içine atmaktadır. Dolayısıyla konumuzu bu özelliklerden yoksun olan olumsuz, fitneci, fesatçı ve yıkıcı insan tipini cehennemden önce, nasıl bir felâketin beklediğini gösteren şu ilginç örnekle sürdürelim:

Define arayan üç kişi bir miktar altın buldular. Bölüşümden önce her biri altına tek başına sahip olmak için bir birine tuzak kurdular. Biri, diğer ikisinin sularına zehir kattı. Onlar da onun yemeğine zehir koydular. Yiyip, içtikten sonra sularına zehir katılanlardan biri, diğerini boğmayı, öbürü de, onu sırtından vurmayı planlamıştı. Fakat buna gerek kalmadı. Çünkü hepsi aldıkları zehrin etkisiyle altınların üstüne yığılıp can verdiler. Bugün de benzeri olayları çok duymakta ve okumaktayız. Bu olaylar, adeta Fâtır Sûresi’nin 43. âyetinin birer yorumu gibidirler. Burada kötülenen, altın veya dünyalık değil, bunların olumsuz insanın elinde sebep oldukları hırs ve kıskançlıktır.

● Bütün başarılı işlerin ve kayıpların temelinde insan unsuru vardır. Bizim kültürümüzde de “İnsan-ı Kâmilin/olgun insan” inşası önemlidir. Kurân-ı Kerim ve Peygamberimizin hadisleri olumlu ve olumsuz insan tiplerinin örnekleri ile doludur.

Ölümden önce olmak şartıyla her günahın tövbesi vardır. Yüce Allah, tarih boyunca peygamberler ve kitaplar göndermiş, insanların eksik ve aksak taraflarını düzeltmek istemiştir. Dolayısıyla kendinde bu çirkin niteliklerden biri veya birkaçı bulunan kimsenin, ruhunun derinliklerinden gelen bir pişmanlıkla tövbe etmesi, durumunu düzeltmesi, haklarını yediği ve kalplerini kırdığı kimseler ile helâlleşmesi sonucu olumlu ve olgun Müslüman kimliğine kavuşması mümkündür. Olumsuz ve günahkâr insan her an olumlu ve olgun insan olmaya adaydır. Bizim dinimizde suçluluk ve günahkârlık silinmez bir damga değildir. Çünkü Yüce Allah bağışlayıcı ve merhametlidir. Gerçi Yüce Allah’ın azabı ve gazabı da vardır. Ama rahmeti gazabına galiptir. Yeter ki kul O’nun mağfiret ve rahmetine sığınmış olsun. O zaman, Hûd Sûresi’nde işaret edildiği gibi bütün kötülükleri iyiliklere çevrilmiş olacaktır.

İslâm; doğuşu ile birlikte ruhlarda ve gönüllerde muazzam bir değişiklik yapmış, her türlü olumsuzluğu yaşayan fertleri ve toplumları imân ve üstün ahlâkî özelliklere kavuşturmuştur. Bu yüksek nitelikleri kazanan kimseler birer irşatçı, ıslahatçı ve öğretici olarak nice yeni nesillerin olumlu ve olgun insanlar olarak yetişmelerini sağlamışlardır. İnşallah bu, kıyamete kadar devam edecektir.

 

Alıntı; Sohbetler ve Hatıralar, Prof. Dr. Ahmet Coşkun, Ensar Neşriyat


Editör diğer yazıları